son dakika
20 Ekim 2014 Pazartesi
Ana Sayfam Yap
FERDA YALÇIN

E-Posta:
ferdayalcinaksoy@gmail.com

SESLERE KATIK GEÇMİŞ ZAMAN ŞARKILARI

Kalbiyle yaşayanlardan mısınız? Sadece nefes alıp vermenizi kolaylaştıran bir uzvunuz mu yoksa yumruğunuz büyüklüğünde sol yanınızda atan?
Yarası beresi, aşkı aşığı, derdi tasası, heyecanı huzuru hepsini omuzlayıp götüren ya o. Nasıl bir yük taşır düşünmez yüklenir de yükleniriz. Sonuçlarına katlanmak her geçen gün zorlaşsa da aldırmayız. Bizden bir parça ya; düşünsel direncimize karşı gelemez ya. Oysa unuturuz o yoksa yokuz. O yoksa nefes yok, hayat yok. Sevmek yok, aşk yok, sevda yok. Yok oğlu yok işte. Bu sebeple midir bilmem ama kalbiyle yaşayanlardanım ben.

Zaman azalıyor. Her şey için azalıyor zaman. Hayatımızın hatırladığımız ilk gününden bugüne kadar da azalıp durdu hızlıca. Bilmeden belki de göz göre göre harcadık tükettik kör bir inatla. Otuzlu yaşlara gelirken ne büyük bir yaş daha çok var derken kırkı bile devirmek acıtıyor içimi galiba. Geriye dönüp bakınca pişmanlıkları olan çok insana rastladım. Yaşadığım bir tek gün için bile pişmanlığım yok. Lakin daha iyi kullanabilirmişim bunca zamanı dediğim de olmuyor değil. 
Arada bir bilmem kaç yıl geriye dönmek isteyişim de gençliğe, haylaz duygulara özlemden değil. Hayatıma şekil veren, yön çizen insanlarla beni sarıp sarmalayan sevgi yumağı içinde daha sıcak anlarım birikseydi telaşı. Saksıdaki çiçeğin yaşadığı yalancı mevsim gibi yaşamışım geçen zamanların çoğunu zamansızlıklarda… Bu gece tutunacak o kadar birikmişim var ki. Nereye hangisine bir adım atsam diğeri yarım kalıyor. Harcanmış zamanlara isyan halindeyim. Tıpkı o günlerdeki gibi gerilerde yine Selda Bağcan eşlik ediyor bana boğazımda boğumlanan yutkunmalarla. Kokuları, tatları ve anılarıyla ne güzel zamanlarmış dediğim yılların vazgeçilmezi. O güneşli sarı sıcak günlerin, okul çıkışı eve koşar adım gelişlerin, çay kokusunun, dut ağacımın diğer adı... Seviyorum kokulara, renklere anlamlar yüklemeyi. Bugün bunları yazıyor olmakta ayrı bir huzur veriyor bana. Yazdıklarımda saklıyorum kendimi kuytularıma. Renklere koku, kokulara renkler bahşediyorum kelimelerin arasında. Aralarına da sesler katıyorum geçmiş zaman şarkılarından…
Bugünde nazım geçmedi ya kendime. Havaya savrulurdu kül dediğin demiş eskiler. Nereye hangi hız ve yoksunlukla savrulduğumu bilmiyorum. Küle ne kadar benziyorum o da tartışılır. Gözleri geçmişinde asılı kalmış, acıdan muaf kalbimle yaşamaya, suya rengiyle dalaşan sarı halkalar çizmeye devam ediyorum zamanı muhakkir bakışlarla süzenlere aldırmadan.
Sabah olduğunda, ilk saatlerinde günün, alacasında vaktin ilk kelimelerin ilk harfiyle karşılaştığımda ne düşüneceğim bilmiyorum. Konuşmaktansa susabilirim, anlatmaktansa dinleyebilir, bir sırrı ifşa etmektense aşikâr olanı sırra çevirebilirim. Bir sonu var bununda elbette. O sona geldiğimde sil baştan yazabilir, yaşayabilirim. Yazılan okunmadı mı? Hiç dert etmem; bilirim çünkü yazılan insanın içini, ruhunu okur. Bir kısır döngüyle devam eder her şey ama kalp atar biteviye…
Birlikte susup geceye merhaba desek. Seheri kırmızıya çalan serin geceye dalsak umarsızca. Bu yazılanların benden başka kimsesi yok biliyor musun? Koruyup kollamak, üşüdüğünde nefesimle ısıtmak, kederlendiğinde sözcükler namelerle avutmak, sessizliklerine ses katmak, bir anda canını almak, canına can katmak, silmek yok etmek ya da yaşatmak benim iki dudağımın arasında. Ağzı mühürlü mektup gibi saklamak istersem diye korkuyorum bütün bunları göz çukurlarımda. Ve zamanın zamansızlıklarında yiterken nefes alışlarım yetim kalırsa kelimelerim. Yok yok bunları düşünmemeli, kaldığım yerden kalbimin ritmine ayak uydurup onunla mutlu mesut yaşamaya devam etmeliyim. Beni yol arkadaşı olarak taşıyamayacağı yere kadar.
Minicik bir oda. Dört duvar. O korunaklı, her şey ve herkesi dışında bırakan dört duvar arasına koca bir hayatı sığdırdım bu gece. Her duvar dibinden sinmiş kokuları temizleyip, dolap arkalarında kalan tozlu anıları sildim. İyilerle kötüleri, güzellerle çirkinleri ayırdım. Son ses türküler dolarken lambanın sarı sıcak ışığına pencereden uğurladım gözü yaşlı hüzün eskilerini. Sadeleştirdim yaşam alanımı zihnimin bir benzeri çıktı ortaya. Köpüklü bir kahve, bir dal karanfil kokulu sigara ile kutlama zamanı şimdi. İstediğin zaman gelebilirsin yeni gün. Getireceklerini seçecek güce sahibim artık. Gerisini sen düşün.
Yazan yara taşıyanmış ya hani içinde. Bütün ömrünü sayfaların üzerine kanını akıtırcasına sözcükler dökerek geçiriyormuş ya yazan.(Paul Auster) Kalbimle yaşarken; sadece sayfalara değil ne bulursam ona döküyorum kanımı kınından çıkmaya cesaret ettiğinde kelimeler.
F. YALÇIN


2013-09-10 Bu Yazı 463 kez okundu

Son Yazıları

ANKARA KİTAP GÜNLERİ - FERDA YALÇIN İZLEDİ
İDEALİZMİNİ KAYBEDENLER-FERDA YALÇIN
Cumhuriyet yönetimi ile taçlandırılışımızın 90. Yılı
Hüzün Yağmur Olup İnmeyi Bekliyor
SESLERE KATIK GEÇMİŞ ZAMAN ŞARKILARI
HER ŞEYİN TEMELİ NİYET VE AMAÇTADIR
ANKARA’DA YAŞAYAN ŞAİR VE YAZARLARDAN BASINA ve KAMUOYUNA
DİYABET, YAŞAM BOYU SÜRECEK BİR UĞRAŞTIR.
BEKLEYİŞ
Hayat artırıyor acısını büyüdükçe!
DÜĞÜN İKİ KİŞİYE NE OLUYOR KÖTÜ KOMŞUYA
" ZAMANSIZ " artık raflarda!
PROFESYONELLİK LAFTA KALMASIN.
KİMSİN SEN?
Soğuk.....
MISRADAN TELE, TÜRKÜDEN ŞİİRE!
ANKARA GERÇEKLERİ
Engel bedenlerde mi - yüreklerde mi?
YAZARLARIMIZ ANKARA KİTAP FUARINDA!
İDEALİZMini KAYBEDENLER
Yorumar