ZÜBEYİR  YİĞİT

ZÜBEYİR YİĞİT

YAŞLILAR HAFTASI VE YAŞLILIK

İnsanoğlu Çok değerli bir kumaşa işlenen dünyanın en güzel ve en gerçek nakşıdır. Hayata başlarken oldukça aykırı renkler oturur işlemenin çiçeklerine, bütün renkler kırmızıdır, saldırgan, inat, ben hâkimi renkler. Çocukluktur nakkaşın resmindeki desenler. Çocukça sıvanmıştır nakışlar.
Biraz yol alan nakkaş renklerine daha da canlılık katar. Kırmızının yanına tozpembeler, mavi, beyaz, bazen gül rengi koyar, bazen zambakların moru alır. Düşün renkleri bir güzel, rüyanın renkleri bir başka güzel, hayal ise; hayal ötesi, yer ve gök mavinsin birleşimidir. Gençliktir nakkaşın deyimiyle… 
Yavaş yavaş koyulaşır renkler, biraz daha belirgindir yaprakların arasındaki meyvelerin tonları. Bazıları acıdır ürünlerin. Bazıları doyumsuz renk ve tat taşır görünümlerinde. Ben resim derim, nakkaş orta yaş diye ısrarcı. 
Sonların resmi çıkar yavaş yavaş. Bahar son, yaz son, sonbahar hissettirir kendini, gözükmeye başlar yüce dağlarda beyazlar. Tarağın işleyemediği siyahlar artık beyazdır. Başakların diyarı derin sürülmüş tarladır. Nakkaş beyaza boyar resimdeki derin çizgilerin üstünü. Kış kapıya gelmiştir. Odun son, ocak son demindedir. Soğukların resmi çizilemediğinden üşümenin resimleri çizilir. Soluk renkler hâkim üşüyen yüzlerde. 
Bir uyku hali gibi yorgunluk başlar nakkaşın bedeninde de, son zamanlarında bazı çiçekler soluk, bazı yapraklar sarı, bazı dallar kırık, bazı topraklar erozyon halinde, bazı gövdeler kabuk atmış gibidir çizilen resimlerde...
Sonsuzluğun sonu gelmiştir artık. Sona dek yürünülen yolda, arkaya bakıldığında bir arpanın resmi, arpa boyu yolun işareti. Ya hemen silinen, ya da, ne kar, ne erozyonun kapatamadığı izlerin resmi vardır... 
Leyla değilim dost,
Lakin çağırırsan çöllere gelirim.
Sana yalan halde gelmem,
Toplarım özümü yalın halde gelirim.
Kapıyı çaldığımda kim o dersen,
Ben olmam kapında sen olur gelirim.
Sen gel de yeter ki, yola yük olmam yol olur gelirim” diyen bir Mevlana, bir Hacı Bektaşi Veli, bir Yunus ve öğretisi olan izlerin sahipleri gibi. 
Küçük dağları yaratmaktan utanıp, neden büyük dağları yaratmadım diye hayıflandığı anları yaşamaktan uzak, küçük bir tepeye tırmanamaz artık resimdeki nakış. 
Hep geçmişini sorguladığı, ama aslında özendiği yılların resimlerinin içersindeki boşlukları boyar nakkaş. 
Doğu; edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılan Ömer Hayyam yaşlılığa bakışının ana dokusunu şöyle ifade eder.
“Gençlik dediğin kitap okunmuş artık 
Eyyâmı bahar uzaklaşmış kış artık 
Bir neşeli kuştu gençlik fakat heyhat 
Gelmiş, konmuş, ötüp de uçmuş artık.”
Ölüm beklenen zamansız bir misafirdir. Nakkaşın resimlerinde hep yakındır, bazen eldedir bir avuç toprak, bazen gözdedir. Molalardan ibaret olan yaşamın son molasıdır beklenen an.
Ölüme uzak olduğunu düşünenler ölüme yaklaşan kişi değildir. Ölüme yakın hissedenler kendisiyle ilgilenilmesini, desteklenilmesini ve yardım edilmesini ister. Ellerinin boş kaldığını görmelerine rağmen hala yapacaklarının olduğu gerekçesiyle pazarlık ederler. “Hiç değilse torunumun çocuğunu görseydim bari” diye. Pazarlığın bitimindeyken biter ömür.
İşte dostlar bir resimden okuduklarım. Bir dip not vardı onu size okumadım. Ama isterseniz onu da okuyabilirim. İşte orada “her canlı ölümü tadacaktır” yazılıydı. Sizi ve beni kastediyordu. O halde bizlerden ilgi bekleyen yaşlılarımızla ilgilenmek kendimize olan bir borcun ödenmesidir.
Zübeyir YİĞİT

20.03.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 552 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.