sanalbasin.com üyesidir
reklam alanı
REKLAM ALANI
  • 29 Ekim 2017, Pazar 15:06
ZÜBEYİR YİĞİT

ZÜBEYİR YİĞİT

CUMHURİYET

Günümüzden çok değil 100 yıl kadar önceki emperyalistlerin rüyası Anadolu, vahşi saldırılar yüzünden baştan sona yıkılmış,her taraf harap, her tarafı viraneye dönmüştü. Çok değil bir insan ömrü kadar yakın tarihte Türk ulusu hiç düşmediği kadar düşkün, mağdur, hiç olmadığı kadar fakru zaruret (fakirlik, muhtaçlık) içindeydi. Bu topraklar üzerindeki insanların refah ve huzuru yoktu, mutluluk; yöneticilerin iki dudağı arasında "verdim gitti!" ile bitip silinmişti Türk’ün lügatinden.
Evet "verdim gitti" demişlerdi devri iktidarlar. Verdim gitti!
Adana’dan Maraş, Antep, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Malatya Sivas,Tokat İçlerine kadar Fransızlara; Trabzon, Rize, Erzurum, Muş, Van, Artvin, Kars, Sarıkamış’tan (hala) vazgeçmeyen Ermenilere, Balıkesir’den, Uşak, Niğde, Mersin, Konya, Antalya, Muğla, Denizli, Aydın’a kadar İtalyanlara, İzmir Manisa ve Trakya Yunanlılara, İstanbul ve petrol bölgeleri (bugün hala kavgası süren) Kerkük, Musul İngilizlere verilerek devri muktedirler Sevr Antlaşmasıyla “verdim gitti!” Denmişlerdi!
“Verdim gitti refahımı, huzurumu, mutluluğumu, umudumu, en önemlisi yükseğinde kar engininde nar olan ülkemin kara sevdamız topraklarını.
Verip gitmişlerdi! 30 Ekim 1918 yılında da bir senet yapıp “cayarsam uygulayın yedinci maddeyi" demişlerdi.
(Mondoros Antlaşması madde 7.
İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edici bir durum olduğunda herhangi bir strateji noktasını işgal hakkına sahip olacaklardır.)
Mondoros Mütarekesiyle! 830 köy tümüyle yok oldu. 930 köy kısmen yakıldı. Ankara yakınlarına kadar gelip Polatlı’dan Ankara’ya “biz buradayız” diye kendini hatırlatan top sesleriyle ağlattılar lohusaları, bebekleri!
Günümüzden çok değil 94 yıldan bir yıl fazla bir tarihte bile hala Ankara yakınlarında aç kurtlar gibi bekleşenlere karşı 23 Nisan 1920 de kurulan meclis bağrındaki yaraya bir çare bulmak için çırpınıyordu. Bedeninden ve umudundan başka hiçbir silahı, hatta hiçbir şeyi kalmayan Türk insanı onu da namlusuna sürüp “Ya Allah” deyip saldıracaktı ama saldır diyen yoktu.
Bir tek kişi, evet, evet o bir tek kişi sesini yükseltti nihayet. Emperyalistlerin rehavet içinde olduğu gün Akşehir’de bölükler arasındaki bir futbol karşılaşmasının yapıldığı gündür. Çünkü aynı gün Çankaya köşkünde bir çay partisi verileceği haberiyle köşke gelen emperyalistler Türk sofrasında galibiyetin mümessili olarak Türk yemekleriyle zaferlerinin tadını çıkarırken, herkesin hasta, dinlenmekte olarak bildiği o ses; hem de kıtlıktan dolayı, Türk askerinin mermiyi bile namlusuna sayarak sürdüğü sırada;
“Ya İstiklal Ya ölüm” ve ilave ederek "hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz" diye döküldü sarışın kurdun dudaklarından.O bilir Anadolu Kadınının evlat ve toprakları işlemekteki alın terinin gücünü. Yanılmadığını gösterir tarih Mustafa Kemal Paşaya, Tarih gösterir ki Türk kadını cepheye su, yiyecek, giyecek, silah, mermi hayat taşır çünkü. Gelecekte doğacak kuşakları ta o gün, cephede, savaş meydanlarında doğurur.
Bundan güç alarak Kendi askeri öğretmeninin dahi yapma dediği yerden saldırdı, yani Afyon’un güney batısından yani “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir ileri” dediği yerden. "15 gün" demişti hocasına, "evet evet onbeş gün sonra bu yunanlılar egeye dökülecek" dediğinde hocası beklide içinden acıyarak gülmüştü. Tarih onu yanılttı. 26 Ağustosta başlayan savunmaya yönelik saldırı 14 günde sonuçlanmıştı. O zaman Atatürk “Evet yanıldım, Yunanlıların bu kadar tabansız olduklarını ve bu kadar hızlı kaçtıklarını bilmiyordum, bu konuda bir günlük bir yanılgım söz konusu oldu” demişti.

Türkün ateşle imtihanından sonra küllerinin yeni bir Türk devletinin doğurduğu gün, içte ve dışta bütün düşmanların yenildiği ve kovulduğu gün, halkın elinde kocaman bir ülke ve kocaman bir umut vardı.
Üstelik kocaman yoklukların hala hüküm sürdüğü, 40.000 köyün otuz yedi bininde ne okul, ne de yol vardı! Halk hastalıkların pençesindeydi savaştan çok hastalık öldürüyordu çocukları! Ülke genelinde yalnız 344 doktor vardı! Halkın sadece yüzde üçü okuma yazma biliyordu. Hele de Savaşta bir ülke doğuran ananın yani kadının adı dahi yoktu. Osmanlı’nın mirasım dediği dört fabrikasından başka hiçbir gelir kapısı bırakmamıştı.
29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet kurulduktan sonra, Atatürk önderliğinde Cumhuriyetin aydınlığı ülkede büyük bir değişimi yaşatmaya başladı. Ülke daha 15 yıl geçmemişti ki çağdaşlık yolunda büyük bir değişimi yakaladı. İleri doğru dev adılar atmayı da sürdürüyordu. Her şeyden önce “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü "akıl ve bilimin" öne geçtiği bir dönüşüm bir meşale oldu.
Dev adımların atıldığı ülkede daha 1938 yılında öğrenci sayısı yüzde beş yüz oranında arttı, yeni okullar açıldı. Ekonomi millileştirilmesiyle ülkenin dört bir yanında elliyi aşkın fabrika kuruldu. Madenler Günyüzü gördü. Paraların güzergahı olan bankalar kuruldu. Ülkenin yüzeyi demir ağlarla örüldü. Köylü kendi toprağını sahibi olup dağıtılan tohumla (bu gün saman ithal edilmesine rağmen o gün) kendine yeten ülke olmanın gururunu yaşamaya başladı. Bu gün vergi zulmünde ezilen halk kendini ezen vergilerden kurtulduğu için refahı yaşıyordu. Tarımsal üretim fazlalıkları dışarıya satılmaya başlandı. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” ilkesiyle beden sağlık ve eğitimine önem verildi 15 yılda doktor sayısı 1625 sayısına çıkarıldı, ülkenin her yerine hastane ve sağlık ocakları kuruldu ve yerli aşı üretildi.
Adı bile anılmayan Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verildi. Bu gün evine kapansın diyenlere inat kadına iş yaşamında bütün kapılar açıldı. Bu gün sesi çıkmasa da Tansu Çiller bir Cumhuriyet kadını olarak başbakan bile oldu.
Bu gün komşularımızla bile sıkıntılar yaşamamıza rağmen ta o zaman dünya devletleriyle barışçıl politikalar sayesinde ülkemiz çeşitli, birliklere, patlara dernekler kabul edildi.
Çok değil bir insan ömrü kadar geçmişi olan doksan dördüncü yılını kutladığımız Cumhuriyetin meyveleri bunlarla kalmadı kalmayacak ta elbette. Yeter ki iz ve ilkeleri kaybetmeyelim.
Millî Mücadele’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın zaferle bitişini ve Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızın bütün dünyaya ilan eden Türkiye kazanımlarıyla dünyanın vazgeçemeyeceği ülke olduysa eğer bunu cumhuriyete borçluyuz. Çünkü, egemenliğin kaynağı millettir, milletin iradesinin yansıdığı ve halk idaresinin adı demokrasidir. Demokrasinin ve halkın bağımsız bir şekilde yaşamasının teminatı da Cumhuriyete bağlıdır.
Bütün alem şu gerçeği bilmelidir ki, bu vatanın her karış toprağını kanımızla sulayarak kurduğumuz Cumhuriyet, bir ölüm kalım savaşının eseridir ve Aziz Ata’nın ebedi mirasıdır. Bizler ancak bize emanet edilen bu cumhuriyeti korumak, kollamak ve geliştirmekle mükellefiz. Harici ve dahili behahlara asla izin vermeyeceğiz. İçten ve dıştan ne kadar saldırı gelirse o kadar güçleneceğiz.
Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayanlar olarak Büyük Önderin çizdiği yoldan ebediyen ayrılmamak üzere yeminliyiz. Zira kefensiz yatan şehitlerimize, Peygamber efendimizin komşularına ihanet etmiş sayarız kendimizi.
Bu vesile ile Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sini bir kere daha hatırlamakta fayda vardır.

 

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk

      20 Ekim 1927


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

ANKARA'NIN YENİ BAŞKANI MUSTAFA TUNA BAŞARILI MI?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 21.01.2018 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
İŞ BANKASI
yukarı çık