ZÜBEYİR  YİĞİT

ZÜBEYİR YİĞİT

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU (1894-1973)

Veysel’in kökeni üveys’tir diye düşünüyorum. Üveys denince de aklıma bir Veysel Karani bir de Aşkı Veysel gelir. Aşk öyle oturmuş ki bu iki Veysel’in gönlüne. Yaratana giden yol olmuş. Yolun şavkı düşünce yüreklerine duramaz olmuş yerlerinde. Biri efendimizin kapısının eşiğine sürmek için yüzünü Mevlana’nın dediği gibi 
“Çağırırsan çöllere gelirim. 
Sana yalan halde gelmem, 
Toplarım özümü yalın halde gelirim. 
Kapıyı çaldığında "kim o?"dersen; 
Ben olmam kapında sen olur gelirim. 
Sen gel de yeter ki,
Yola yük olmam, yol olur gelirim...”
Deyip yollara düşen Veysel Karani ve Âşık Veysel ŞATIROĞLU... 
Âşık Veysel ŞATIROĞLU Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda aslını inkar eden olmamış aslına dair gelenekleri yaşatabilmek için ortaya çıkmış ve 20. yüzyıl Türk Halk Şiirinin önde gelen siması olmuştur.
1894 yılında Sivas İli Şarkışla İlçesinin Sivrialan Köyünde Dünyaya gelmiştir. Babası Karaca Ahmet, Annesi Gülizar Hatundur. Baba ve ananın kıtlığa dair umutları olan Veysel yedi yaşında kendi umuduna dair kayıplarla başlamıştır hayata. Çok sevdiği çiçeklerin rengini seçemeden çiçek hastalığının pençesinde kaybetmiştir gözlerini… Peş peşe kaybettiği ana babasından sonra kendisini terk eden eşten sonra iki şeye sarılmıştı Veysel, karanlık öncesi tanıdığı ve karanlık dünyasına yerleştirdiği ve yaren edindiği hayalleri. Bir de ben gidersem sen kal dediği sazına. ikinci eşi ve ikisi erkek altı çocuk yoksul yaşamın varlığı olur ama onların ihtiyacı büker belini alır sazını ve düşer yollara aşıklar bayramında 1933 yılında katıldığı aşıklar bayramında "Türkiye’nin İhyası Hazreti Gazi"nin dikkatine çeker. Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaparken saz hasrete doyarken kendisindeki evlat, yar özlemi birikir de birikir. Hasret şiirlerinin çağlayana dönüşmesi bu döneme rastlar. Öğretmenlik yaptığı öğrencilere örnek olması için birlik beraberliği ön plana çıkardığı şiirlerin mekânı da burasıdır. İyi bir öğretmendir. Bilir toprağı kader edinmiş Anadolu insanının ihtiyaçlarını. Ziraat önemlidir. Toprak sadık yârdir Anadolu insanı için. Çapayı, karnını yarmak olarak görür toprağın. Karnı yarıldıkça güler toprak. Zira doğumudur. Toprağın güldüğüne dair şiirler yazar. Kırmızıya ve siyaha dairdir şiirleri. Kan ve zindan… Kan çocukken düşüp elini yaraladığı ve ilk defa gördüğü bir kırmızının rengidir. Hatırladığı diğer renk kömürün karasına dair bir renktir. Kömür karasını daha sonra zindanının rengi olacağını bilmeden sevmiştir.
Gönlü hep yaralıdır Veysel’in. Yaşanamayan çocukluk, yetim ve öksüzlük, terk ediliş, yoksulluk, yoksunluk, askere giden arkadaşlarının ardında görmeyen gözlerle değil, gönül gözüyle bakış, 
Kardeşi Ali’nin askere alınışı, arkadaşsızlık acısı, sefalet, onu çok bedbin, umutsuz ve mahzun hale getirmesinden dolayı münzevi (Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven) olan ruhunda ikinci birçok inziva da ha açılmıştır. İçindeki derdini göklere ve karanlıklara bırakmaktadır.” 
Karanlıkların da ışığı vardır. Karanlıkların ışığından yararlanan Aşık Veysel yüreğinin gözünü açmış, renkleri gönül gözüyle görmüş, geleceğe yüreğinin yönlendirmesiyle yürümüştür... Allah vergisi yüreği ona asla ihanet etmemiş, gönlündeki karanlıkları delen göz görenlerden daha gerçekçi olarak görmeye başlamıştır. Kızılırmak’ın doğduğu yerden doğmuştur. Kızılırmak gibidir. Tek farkı akar akar durulmaz, akar, akar yorulmaz, Kızılırmak’a gem vurulur fakat Aşık Veysel’in gönlüne gem vurulmaz hep akar, hep coşar… 
Erdoğan Alkan’ın şu betimlemesi en güzel cümleleri oluşturur: “Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terk eder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.” 
Âşık Veysel’in dünya görüşünü yaşadığı yüzyıla özgü, eğitim-öğretim düşüklüğü, savaştan yeni çıkmış bir toplumun ekonomik ezikliği, yokluklar, hastalıklar, bozkır, çetin kış, yaya gidilen ve geçit vermeyen yollar, (Ankara’ya Atatürk’ yazdığı destanı getirmek için kırkbeş gün yürümüştür.) sosyal çevrenin yazılı kültürden uzaklığı belirlemiştir. Hey gidi yıllar hey, 
Hey Koca Veysel hey, sen çıkışı olmayan, ışığın sızmadığı 
iki kapılı bir zindanda tamamladın yaşamı; 
Evet Koca Veysel 21 Mart 1973 yılında karanlığa alışmış gözlerini son defa yine karanlığa kapatarak ebedi dinlenmeye gitmek üzere aramızdan ayrılmıştır... Ruhu Şad olsun...

24.03.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 1011 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.