Tarık Sezai Karatepe

Tarık Sezai Karatepe

Baro, Baron, Baroniçe!

Üzerine vazife olan işlere karışmadığı gibi, durumdan vazife çıkaran bir garip yapıdır, Istanbul Barosu.

Yüz kırk yıllık tarihinde, ne acılar yaşamış bir şehrin barosu olmanın dayanılmaz hafifliği hissedilir üzerinde.

Sessiz yığınların sesi olması beklenir. Ne var ki şu gök kubbede sağır kesilmiştir; sirenlere, çığlıklara…

“İyi ki var, ya olmasaydı!” dememiştir, hiç kimse.

Abdülhamid, Alman İngiliz aşığı Selanik kökenli Beyaz Türk genç subayların iç/dış darbesiyle alınırken, bir yafta da Istanbul Barosu’ndan gelir:

İstibdatçı, kızıl sultan!”’

Re’sen halkın vekili bir kurumdan bekleneni verememiştir, hiçbir zaman. İngiliz haçlı sürüleri 1919’da, Yeşilköy’e demirlediğinde sesi çıkmaz, her nedense(!)

Müslüman Istanbul’un ilk baro başkanı Aleksandır(!)

Istanbul Barosu, Mondros Anadolu’yu parçalarken, kuma gömmüştür başını. Sevr’de tepkisizdir, Lozan’da ilgisiz.

İstiklal adına kurulurken mahkemede, yargısız infazların biri binini izlerken; Kel Ali’ye akıl vermektedir.

Fail-i meçhuller aslında fail-i malumken, izini sürmez Ali Şükrü Bey’in, Topal Osman’ın…

Şehir kulüpleri, Istanbul toprağını chp’ye parsel parsel dağıtırken, bana necidir, bir gecede servete konan haramzadeye sessizdir.

Matild Manukyan, Karaköy’e taht kurup, müslümanın kızından bin yıllık intikamını alırken; sorgulamaz Baro, olup da bitmeyeni. Kurulmuştur sırça köşke.

Sütlüce’de dünyaya gelen bebeğe, hastane bakmaz. Bu dünyadan göçüp gider, adsız kuzu.

“Ne kötü kokuyor anası, ahırdan mı çıkmış babası!”  iğnelemesiyle uzaklaşır oradan, baroniçe:

“Çingenenin hakkı mı olurmuş! Sulukule neyine yetmiyor, hem azalsalar iyi olur, fena mı nüfus planlaması!”’

Varlık Vergisi, Anadolu insanının canına tak demiştir. Bir tek dillekçe ulaşmaz, Baro’dan Danıştay’a.

Altıncı Filo, mağrur ve şımarık, uğrar Beşiktaş’a. İşi çoktur, Istanbul Barosu’nun(!) Ama yetişir, icra takibine.

Mayıs’ın Yirmi Yedisi devrimdir, ihtilaldir. Amaca ulaşmak için ne kelleler verilir(!) Ne üstlenir Üç Adam’ın davasını; ne merhem olur, bir yaraya.

Devrimin Çocukları’na da ilgisizdir. Ortalıkta görünmeseler iyi olur(!)

Deniz/Mahir/Hüseyin ipe giderken hatırlatır Orhan Veli’yi:

“Neler yapmadık şu vatan için; kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!”’

1 Mayıs 77’de, Kazancılar Yokuşu’nda yoktur, Istanbul Barosu. Otuz yedi emekçi can verirken oracıkta, kanı yerde kalır, derin komplonun.

Alın teri, ıslatır kaldırımları. Sular İdaresi, her sabah yaşar bu acıyı yürekten. İliklerinde hisseder Istanbul. Baron işinde gücünde keyfindedir.

Sol’a derman olmamış, sağ’ı adamdan saymamış Istanbul Barosu. Toprak ağaları mantar gibi biterken Feriköy’de, Kadıköy’de, Bakırköy’de…… Garibin döner temyizi İdare’Mahkemesi’nden.

Kampana çalarken Ankara’da, n(e)tekimci Kenan Evren katledilen on bine cana seyircidir. Pırpırlı, taht kurmuştur Boğaz’da. Umurunda mıdır Baro’nun?

Sendikacı Kemal Türkler, siyasetçi Gün Sazak,  Akıncı gençlik önderi Metin Yüksel… yoktur artık, bu alemde.  

”Söyletmeyin, vurun!”cular ortalıkta; bir sözü olanlar mezarda! Zihinler allak bullaktır. Peşpeşe gelir de aklına, soramaz bir türlü:

Gücün vardı da, neden bekledin yıllardır? Acıyı bal eyledin, umudu yol eyledin! Carter izin vermese, kalkmazdın yerinden!

Yedi yıl mapusta yatan, sonra suçsuz bulunan Muhsin Başkan, alamaz hakkını hukuktan(!)

Köleler ve efendilerdir, sert çizgilerle ayrılan. Palazlanırken Kastelli, vurguna hazırken faizci düzen,… Açıldıkça açılır arası; çok zenginle, oldukça fakirin.

Hekimbaşı Çöplüğü kaplarken çatıları, kırk hayata malolurken, yoktur görünürde, Istanbul Barosu. Yeter ki Sosyal Demokratlar’a(!) zarar gelmesin. Kalan sağlar bizimdir(!)’

Elli bin Marmaralı, enkaz altındadır, 17 Ağustos’ta. Çaresizdir; evi deniz kumuyla yapılan. Kime başvuracaktır? Kimi kime şikayet edecektir?

Gazi Mahallesi’nde dost iklimine kurşun sıkanı kim ortaya çıkaracaktır? Güngören’de yeryüzüne veda eden beş aylık bebeğin duruşmasına kim katılır?

Kepenk indirirken fabrika, kapanırken atölye, işsiz yığınlardır Kağıthane sırtlarında. Sekiz Yıllık Eğitim, kalifiye malifiye dinlemez koyar kapıya ustayı, kalfayı, çırağı.

Ötelerde pusudadır bir milyonluk Çin malı. Ucuz, bozuk... Kanserojendir, üretir hastalık!…

Umudu bir başka bahara kalmıştır, Meslek Liselinin. Reşit bile değilken verdiği kararın cezasını çekmemelidir, ömür boyu. Bir ışık doğmuşken on bir yıl sonra, sönmemelidir hayali.

Sigortasını bağladığı elektriğin, mühendisi de olmak ister, Endüstri Meslek liseli. İğnesini yaptığı hastanın doktoru olmasında ne mani vardır, Sağlık Liselinin?

Kimya okumuş, coğrafya görmüş İmam Hatipli, neden olmasın kimyager, ziraatçı?

Yapı Liseli pratiğini okumuşken statiğin, çizimin; yolu kapanmasın mühendisliğin, müteahhitliğin! Adaletin(!) sağırlığına, siyaset kurumu duyarsız kalmamıştır, çok şükür!

Kalkar katsayı, özgürce tercih yapar meslek liseli.

Ümmetin Çocukları Ümran ile Aylan bebek, alabora olur Ege’de. Canını kurtaransa, konteynırda tıkış tıkış, ölümü bekler. “Oh olsun, akıllarından zoru mu var(!)”

Oysa sınır tanımayan bir insanlık alanıdır, hukuk. Sorulmaz dini, mazlumun.

Istanbul Barosu!

Ya yol aç, ya yol göster, ya da yoldan çekil! Ağlayanın malından gülene hayır gelmez, bilesin!

 

Tarık Sezai Karatepe


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.