Hasan Uğur Epirden

Hasan Uğur Epirden

TANGOLU YILLARIM… / KİLİMANJARO

TANGOLU YILLARIM…

O tılsımlı müzik…
O rüya dans…
Romantizmin doruklarına tırmanmak…
Sevgiliyle bütünleşmek…
Yavaş ritmli, iki zamanlı, dört sekizlik salon müziği ve dansı…
Tango !...

1968 kışı…
Soğuk ve karlı bir İstanbul gecesi…
Yer Kervansaray… 
İçerisi sımsıcak…
Zarif hanımlar tuvaletleri, şık beyler smokinleriyle zengin masaları doldurmuşlar…
Sahnede Fehmi Ege Orkestrası, mikrofonda Secaattin Tanyerli var…
Anlayacağınız… Bir tango gecesi…
Pistte olağanüstü danseden bir çifti gözümü kırpmadan hayranlıkla ve gurur duyarak ve de imrenerek izliyorum…
Onlar benim annem ve babam !...
Tangonun yabancısı değilim… Evdeki taş plaklardan, özellikle Necip Celal ve Secaattin Tanyerli’nin seslerine ve söylemiş oldukları tangolara hayranım…
“Sevdim bir genç kadını…ansam onun adını…”
“Papatya gibisin beyaz ve ince…”
“Kemanımla sana bir ses verebilseydim eğer…”
“Dinle sevgili dinle…”
Tüm bu unutulmaz tangoların içimi ürperttiği, dahası sözlerini birilerine yakıştırdığım zamanlar… Ama kahrolduğum bir şey varsa, o da çok iyi rock and roll yapmama rağmen tango yapabileceğim bir kız arkadaşım yok !... (Bu yaşıma kadar da olmadı…) 
O zamanlar bazı çağdaş (!) arkadaşlar takılıyorlar…
“-Geçmişte kalma oğlum !... Bize takıl !... Varsa yoksa rock and roll !...”
Diğerleri…
“-Soul müzik gibisi var mı ?...” Doğru !... Aretha Franklin aşkım !...
“-Beat !... savaşma seviş !...” (!) Kel alaka ?...
“-Ye ye ye !...” (!) Afiyet olsun, ben almayım !...
“-Cazz !...” Bak o müziğe canım cız ediyor !...
“-Let’s Twist again !...” Az mı ayakkabı parçaladık !...
“-Samba !...”
“-Mambo !...”
“Çarliston !...”
“Kalipso !...”
Onların hepsi benim arkadaşlarım…
Çağdaş, modern…
Dinledikleri müzikten, danslarından kıyafetlerine kadar !...
Briyantinli saçlarımız, kot pantolonlarımız, içine çılgın desenli tişortlar giydiğimiz deri ve süet ceketlerimiz… havalı güneş gözlüklerimiz !...
Ama işin içerisinde kız tavlama, ağır takılma var ya !... Her tür slow müzik işimize geliyor… Dans bahanesiyle daha fazla yaklaşıyoruz… ellerini tutuyoruz falan !...
Grundig müzik setlerimiz Nat King Col, Dean Martin, Frank Sinatra, Matt Monroe, Charles Aznavour, Peppino Di Capri, Al Bano, Cliff Richard, Tom Jones Long Play’leriyle dolu. 
“Tango”nun “T”si yok !...
İşte bu yüzden onlardan gözümü ayıramıyorum…
Rüya gibi…
Ne güzel günlerdi ?...
Ve neler vermezdim o günlere “surf” yapabilmek için !...
Aramızda olmayıp, bize bu harikulade mirası bırakanları…
Annemle babamı…
Özlem ve minnet duygularımla anıyorum !...
Bu gece dokunmayın bana !...
Sabaha dek tango dinleyeceğim !...
“Sana nasıl gönül verdim ?... Ah keşke vermez olaydım !...
Seni nasıl sevdim ?... Sevmez olaydım !...”

KİLİMANJARO

Telefondaki O ydu !.. Seneler öncesi ona ne olduğunu bilemediği duyguları tattıran kız !... Hayalleriyle yattığı, düşlerine konuk ettiği, yokluğunda hüzünlendiği kızdı !... Unutamadığı... belki de unutamayacağı...
O nu ilk kez Kumburgaz da bir kampta tanımıştı... Yanlarındaki yalıya misafir gelmişti... Kısa bir süre kalacaktı...Gece kamptaki gençlerin müzik çalıp, dansettikleri sazlık çardağa gelmişti... 
O gece genç delikanlı için unutulmaz bir geceydi... O nunla tanışmış, bütün gece onunla dansetmişti... 
Her şey öylesine doğal ve temizdi ki !.. Bir elektriklenme sarstı vücutlarını... Katıksız, saf bir sevgi, alışık olmadıkları bir tutku iki genci sonraki gün ve gecelerde daha da yakınlaştırdı... Birbirlerine en yakın oldukları zaman ise, 68 lerin unutulmaz aşk parçalarıyla dansettikleri zamandı... Ama bu slow parçaların aralarında Pascal Danel in "Kilimanjaro"sunun yeri bambaşkaydı... Bu onların parçası olmuştu ve her gece 45 lik plak seyyar pikapta onlar için defalarca dönüyordu... 
Ancak tatil kısaydı... ve de acımasızdı... Ayrılmaları gerekiyordu !.. 
Birbirlerine sarıldılar...öpüştüler... Sevdiği kız ona bir minik paket uzattı... Delikanlı merakla açtı... Bir plaktı bu… "Kilimanjaro"ydu... Üzerinde hiç unutulmamak dileği vardı... tarih ve imza bir de... Bakıştılar... Birbirlerine belki de çok şey anlattılar... Gözler yalan söylemezdi... ve... ayrıldılar !... Birbirlerini uzun bir zaman hiç göremediler...
Telefonla birbirlerini aradılar...aylarca...yıllarca... İkisinde de elbet bir gün buluşma ümidi vardı... Genç kızın ailesi çok sıkıydı... Ve O... ailesinin ona beslediği güveni sarsmayacak kadar dürüst bir kızdı... Her şey zamana bırakıldı... Kim bilir... zaman belki de her şeyi halledebilecekti ?...
Evet !... telefondaki ses O nun sesiydi !... Okulunu birincilikle bitiriyordu ve okullarının geleneksel “Vals Gecesi” vardı... Okulundaki ve çevresindeki onca erkeğe karşın O eş olması için kendisini seçmişti ve bu unutulmaz gecede kavalyesi olmasını istiyordu...
Delikanlı çok heyecanlandı... Hani mutluluktan, sevinçten ayakların yerden kesilmesi derler di ya... bu her halde o olmalıydı ?... Kendisini bulutlar üzerinde hissediyordu !.. O’nu ne kadar çok sevdiğini bir kez daha anladı !... Ve koca bir “Evet” dedi... Tekrarladı içinden coşkuyla... Evet... evet... evet !...
Telefonu kapattıktan sonra ise bir durum muhakemesi yaptı... Yapmak ta zorundaydı hani !... O gece için bir smokine ihtiyacı vardı... Elindeki, cebindeki tüm paraları bozukları dahil masasının üzerine koydu !.. Saydı... Doğru terzisine koştu... Kumaşına bile yetmiyordu !.. Bir şeyler yapmalıydı... Zaten öyle uzun boylu bir süresi de yoktu !... Geri sayım başlamıştı !.. Eve döndü... Sünnetinden kalma üç-beş altını aldı... bozdurdu !... Eh biraz borçlu kalmıştı ama nasılsa onu bir şekilde kapatabilirdi... Ve bunlar O’nun için değerdi hatta az kalırdı bile !..
Akşam üstü zilini çalarken kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu delikanlının... Hiç bu kadar heyecanlanmamıştı !... Kapıyı O açmıştı... Muhteşemdi... Mavili, siyahlı bir tuvalet giymiş, hafif bir makyaj yapmış, alabildiğine güzelleşmişti !.. Birden, hemen arkasında, annesi ve babasını fark etti... Tepeden tırnağa şansı kavalyeyi süzüyorlar, belki de kızlarının zevkini merak ediyorlardı... İçeri buyur edildi... Delikanlı kanının çekilmekte olduğunu fark etti... Üstelik bu keskin bakışlar yüzünden kendisini bir ara çıplak hissetti... İşte şimdi, görücüye çıkan kızların ellerinin niye titrediğini anlamış, tepsiye fincanlardaki kahvelerin nasıl döküldüğü çözmüştü !... 
Hilton Oteli o zamanların en büyük ve lüks oteliydi... Koca bir balo salonu vardı...ve o gece tıklım tıklımdı... Delikanlı, kolunda sevdiği kız, merdivenlerden balo salonuna inerken birden bütün bakışların kendilerine çevrildiğini hissetti... Birbirinden şık tuvaletler içerisindeki meraklı kızlar kadar smokinli kavalyelerinin de hayli dikkatlerini çekmişlerdi... Aralarındaki fark delikanlıların sert bakışlarıydı... Ama o zaten buna çoktan hazırdı... Öyle bakmaları gayet doğaldı, çünkü onlara tercih edilmişti !.. Zaten bunların hiç biri onun için önem taşımıyordu !.. O yanındaydı.. ve elinde olsa zamanı durduracak kadar da bundan keyif alıyor, mutluluk duyuyordu... 
Sevdiği kızı evine bırakırken, boynuna mütevazı bir altın kolye taktı... O’nun nelere layık olduğunu biliyor, bu minik hediyenin küçümsenmesinden korkuyordu... O’nun yanaklarına masum ama içten bir öpücük kondurarak uğurladı !.. Dudaklarına varacak cesareti hiç bulamamıştı ki !..
Bu onların el ele son beraberlikleriydi !.. 
Eve geldi... Odasına kapandı... O’nun hediye ettiği plağı pikabına yerleştirdi... Odayı kararttı... Bir mum yaktı... Üzerindeki smokini çıkardı... Özenle askıya astı...
İşte o gündür, bu gündür o smokin bir daha tekrar hiç giyilmedi... 
O nun kokusuyla ve bir gecelik gururuyla hep dolabında asılı kaldı !...
Şimdi uzaklarda bir evde her gece bir mum yanar !... Kim bilir, belki de eriyen yılları, kısalan yaşamı simgelemektedir ?...
Ve... sanki... uzaklarda bir yerlerde... hala “Kilimanjaro” çalmaktadır ?...

TEKİN ATEŞNAL’DAN ÇARPICI İDDİA…

Voleybolumuzun sessiz ağabeyi Tekin Ateşnal’ın vazgeçilmez tutkuları Gökçeada, balık avcılığı ile voleyboldur…
Facebook’ta yanlışlıkla nasırına basmış olacağım ki, Federasyonumuzun basını ve amatör/profesyonel fotoğrafçıları bir şekilde desteklemeleri gerektiği hakkındaki düşüncemin altına yorumda bulunmuş ?… 
"Voleybol severler voleybol ile ilgili haberleri sıcağına sıcağına İnternet siteleriyle izleme fırsatı buluyor. Sizler bu konuyu çok iyi bilirsiniz; bir elin parmakları sayısındaki web siteleri bir ay yayın yapmasın da voleybola ne oluyor görünüz?" demiş… 
İyi de etmiş…
İnsanın böylesine konularda yanında aynı dilden (!) konuşanları görmek mutlandırıyor…

Federasyonumuzun, pardon sayın Başkanımızın yanında, dizlerinin dibinde kümelenen, onu kalemleriyle yere göğe sığdıramayan, hiç üzmeyen cici basın mensuplarını (!), ifade etme güçlüğü (!) çekseler de taçlandırılmayı ve onurlandırılmayı beklediklerini çok iyi biliyorum… Bu seçkin (!) ve şanslarını kendileri yaratan (!) değerli basın mensupları bazen yurt içi/dışı davetlerle (!) mükafatlandırılmaktalar…

Ancak kişilikleri, duruşları ve kimlikleri asla tartışılamayacak olan voleybol basınının malum ağır topları için böyle bir beklentinin söz konusu bile olmadığı aşikardır… İşlerini düzgün yapan, bu voleybol abidelerine, çoklukla es geçip, saygıda kusur edenleri de doğru bulmadığımı hatta ayıpladığımı vurgulamak isterim ?...

Çok basit bir yarışmayı bile beceriksizlikle içinden çıkılamaz hale getirip, büyük eleştiri alan Başkan’ın bu eleştirilere kızıp, küsmeyi, inadını kenara bırakıp, iptal ettiği yarışmayı tekrar hayata geçirmesi, daha adil duruma getirerek, seviyesini yükseltmesi beklenirdi ?...

Bu arada, o yarışmada bile, voleybolumuzun yükünü çeken ve de sevgili Tekin Ateşnal üstadın yukarıdaki ifadelerinde yer alan, web sitelerini webmasterlarıyla, yazarlarıyla yok sayarak yarışmada bir bölüm açmaması çok üzücü ve de düşündürücüydü…

Voleybolumuzdaki Web sitelerinin önemini tek bir cümlede vurgulayan ve de sahip çıkan Tekin Ateşnal’ın görüşünün altına saygı duyarak imzamı atıyorum… İddia ediyorum, duyarlı tüm voleybol severler de benim yaptığımı yapacaklardır ?...

SÜPERSİN NAZMİYE…

İçinizde kaç kişi Parilimpik Olimpiyatları’nı izliyor ?... Benim son zamanlarındaki tutkum bu… Zevkle, heyecanla duygulanarak seyrediyorum… Sporun bu engelli çok özel insanlarda yaşam sevincini ne derece yukarılara fırlattığına tanık oluyorum…

İşte bunlardan birisi de Dünya rekoru kırarak şampiyon olan haltercimiz Nazmiye Muslu kızımız…
Bayrağımızı göndere çektiren, Milli Marşımızı tüm dünyaya dinlettiren, hasret kaldığımız tabloyu bizlere yaşatan kızımızı yürekten kucaklıyor, kutluyorum…

YARIM ASIRLIK FOTOĞRAF…

1961-62 Türkiye Şampiyonu Galatasaray Genç Takımı…
Antrenör Oral Yılmaz…
Yavuz Işılay 14 no… Şimdi İsviçre Montreaux’de yaşıyor… 
Saffet Eraybar 11 no…
Fotoğraf tam 51 yıl öncesine ait…
Sararmadan siyah/beyaz asaletini korumuş…
Yavuz Işılay sayesinde…

Hikmet İnanlı ve öğrencileri, EPİRDEN 2012 Antalya Konyaaltı Etap Turnuvasında ve de sonrasındaki halk turnuvalarında bitmek tükenmek bilmeyen enerjileriyle 50’ye yakın maç oynadılar…

MERSİN 2013 AKDENİZ OYUNLARI YAKLAŞIYOR...

1.700.000 Nüfus..
Ülke Standartlarının Çok Üstünde Canlı Bir Ekonomi..
Üniversite Destekli Oldukça Dinamik Bir Genç Nüfus Ve Sosyal Hayat..
Doğu İle Batının Olabilecek En Modern Şekilde Kaynaştığı Akdeniz in İncisi..
Ve Ev Sahipliği Yapacağı 2013 te ki 17. AKDENİZ OYUNLARI.. 
43 Ülke katılacak…
Ön akredite yaptıran basın mensubu sayısı 1.600…
Katılacak sporcu sayısı 4.200…
Tahminen 40.000 yabancı konuk bekleniyor…
Hummalı bir çalışma gözlüyorum…
Devlet Mersin’e çok büyük tesis ve bütçe yatırımı yapıyor…

Voleybolda hem erkeklerde, hem bayanlarda hedef şampiyonluk olmalı…
Takımlarımız bunu başarabilecek güçte…

Bal gibi farkında olup da sanki umurunda değilmiş gibi bir tutum sergileyen, halkımızın oylarıyla, son yıllarda “EN İYİ SPOR ADAMI” seçilen sayın Başkanın kulaklarına bir nebze kar suyu kaçırmak istedim ?... Fena mı yaptım ?...

ONU TANIDINIZ MI ?...

Tanıyamadınızsa cevabı en altta…

THY’NİN BÜYÜK AYIBI…

Kadrolaşmasında Hükümet desteği (!) alan THY rötar şampiyonluğunu uzak ara elinde bulundururken, gaf üzerine de gaf yaparak kişileri kendisinden soğutarak kaçırıyor… 
3O Ağustos’u içine alan Zafer Haftası…
Yabancıları dahil, tüm hava yolları, Hava Limanlarındaki ofis ve kontuarlarını Türk Bayraklarıyla donatırlarken THY emsali görülmemiş bir biçimde tek bir Türk Bayrağını bile esirgedi…
Yazıklar olsun !... 
Her duyarlı Türk evladı gibi ben de ayıplıyor, kınıyorum… 
Artık THY ile uçmuyorum…

ÖRÜMCEK KIZ : KIM GLASS…

Amerika Bayan Milli Takımı aslarından…
Kim Glass…
Olimpiyatlar’da bir maçta…
Muhtemelen servis karşılamada, rakibin yaptığı perdelemeden belli rahatsız olmuş, görüntüdeki estetik zarafeti ve’simetrik pozisyonuyla rakiplerinin bacak aralarından servisçiyi kesiyor ?...
İşte fotoğrafçılık ?...
Ülkemizde elinde pahalı, hünerli, seri çekim yapan özel fotoğraf makinelerine rağmen üretim zafiyeti (!) çekenlere aşağıdaki fotoğrafla birlikte kapak olsun !...

ESTETİKTE ZİRVE…

Londra’da jimnastikte bir estetik şaheseri fotoğraf daha… Bu fotoğrafları gördükten sonra, her zamanki düşüncelerimi sıralıyorum…

Fotoğrafçılığın da tahsili, en azından kursları olmalı…
Teşvik edici, özendirici, cazip ödüllerle donanmış önemli yarışmalar olmalı ?... 
Bu yarışmalar kategorilerle sıklıkla yapılmalı…
Spor Fotoğrafçılığında, GSB, TMOK, TSYD ve tüm federasyonlar bu konuda seferber olmalılar… Mevcut yarışmaların da cazibesini ve kalitesini yükseltmeliler…

Voleybol Federasyonumuzun, yani Erol Ünal Karabıyık Başkanı bu konuya tekrar eğilmeye, ve katkıda bulunmaya davet ediyorum...

NAZIM ANISINA…

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim…
Akar suyun, meyve çağında ağacın, 
Serpilip gelişen hayatın düşmanı… 
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına…
Çürüyen diş, dökülen et… —, 
Bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler…
Ve elbette ki, sevgilim, elbet, 
Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallay…
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle, işçi tulumuyla…
Bu güzelim memlekette hürriyet...

Nazım Hikmet Ran

Büyük usta Turhan Selçuk’a selam olsun !...

İşte yukarıdaki fotoğraftaki genç… CEM KARACA…
Bir kez daha bu büyük sanatçıyı sevgi, saygı ve özlemle anıyorum..

BAKAN DA BUNU YAPARSA?...

CEV Kupası Erkekler Şampiyonu Halkbank’ı ve CEV Kupası Bayanlar 2.cisi Fenerbahçe’yi kutluyorum…
Vakıfbank ve Galatasaray Daikin’e Şampiyonlar Ligi 4’lü Finalinde başarılar diliyor, şampiyonluk ve 3.lük bekliyorum…

Bakan Suat Kılıç, CEV Asbaşkanı Banu Can Schürman’ı (2 metre arkasında) hiçe sayarak büyük bir gafa imza attı…

BAKAN DA BUNU YAPARSA ?...

Halk Bankası çok büyük bir başarıya imza atarak tarihimizde ilk kez CEV Kupasını ülkemize kazandırdı… 
Yürekten tebrikler… Sevince boğulduk…
Maçı televizyondan izledim…
Ama sevincimin doruğunda gördüğüm bir aymazlığa üzüldüm, dahası sinirlendim…
CEV (Avrupa Voleybol Konfederasyonu) Kupasını vermek üzere bizzat CEV tarafından görevlendirilen, aynı zamanda da Ankara’ya Başkan André Meyer’in vekili olarak gelen, CEV Asbaşkanı kızımız, gururumuz, Liechtenstein’ı temsil eden Banu Can Schürman’ı ve de Federasyon Başkanımız Özkan Mutlugil’i hiçe sayan Bakan Suat Kılıç CEV Kupasını hosteslerin elinden alarak, kürsünün aşağısına kupayı teslim almak için bekleyen Halkbank kaptanını da pas geçerek havaya kaldırdı, kürsü üzerinde bekleyen diğer oyuncular da heyecanla, coşkuyla kaptılar… konfetler yağdı, düzensizlik içinde bir final seremonisi yaşandı…

Şimdi gelelim işin çarpıklığına…
Birileri 2020 Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapan ülkemizin Gençlik ve Spor Bakanı’na bazı şeyleri hatırlatması veya öğretmesi gerek ?...
Verilen kupa “Türkiye Kupası” değil… 
O kupa, prosedür gereği CEV Başkanı veya yokluğunda görevlendirdiği vekili tarafından verilir… Onlar uygun görürlerse sayın Bakan’a kupanın diğer kulpunu tutma iznini verebilirler ?... Ancak bu kişi de bu törende, yukarıdan zembile inen, kendi kendine bu görevi üstlenen (!) Bakan’ın yerine Federasyon Başkanımız Özkan Mutlugil olmalıydı…

Bakanımız tabii ki üstümüz, sporumuzun en tepesindeki kişi…. Ama burada kendisine yakıştıramadığım bir gaf yapmış, prosedürleri resmen çiğnemiş, kaos yaratmıştır…

Başkan Özkan Mutlugil ve Banu Can Schürman Şampiyon takımın madalyalarını boyunlarına taktılar…

BANU CAN SCHÜRMAN : “ŞAŞIRDIM KALDIM !...”

Kupa töreniyle ilgili olarak sabah görüştüğüm CEV Asbaşkanı Banu Can Schürman’la konuyu paylaştım…
Schürman, Ankara’da CEV’i temsilen, Başkan André Meyer adına kupayı vermekle görevlendirildiğin, bunun resmi bir prosedür olduğunu, Bakan Suat Kılıç’a saygı duyduğunu, hatta kendisine kupayı birlikte verebileceklerini hatırlatmasına rağmen, kendisini ve resmi seremoni prosedürünü hiçe sayarak kupayı tek başına verme anlayışına şaşırdığını ve üzüldüğünü dile getirdi… 
“Benim yerime Başkanım André Meyer gelseydi, çok daha büyük sorum yaşanırdı ancak bende onun vekili olarak oradaydım… Mecburen raporumda, tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bu yanlışlığı rapor etmek zorundayım !...” diyen Schürman, Spordan sorumlu bir Bakan’ın bu hatayı yapmasının düşündürücü olduğunu da sözlerine ekledi…

Liechtenstein’da yaşayan Banu Can Schürman’ın, ülkemizde politikanın ellerinin sporumuzun ta içinde olduğunu, politikacıların böyle kalabalık, coşkulu topluluk içine sıçramalarına, üstelik kazanılmış başarılar sonrası egolarını tatmin ederek kendilerini göstermelerine ve sporu politikalarına malzeme yapmalarına alışık olduğunu bilememesi çok doğal ?...

Türk voleybolunun efsane ismi, hocaların hocası Enver Göçener…

AHDE VEFA…

Bazen eski sayfaları kurcalarım…
Neler yazmışım, ne yorumlar yapılmış, eleştirilerde nelere değinilmiş, sonunda neler olmuş, ders çalışır gibi derinliklere iner kendimle hesaplaşırım… 
Web sayfalarında köşe yazısı, maç yorumu, özel haber olarak tamı tamına 9.800 defa yazmışım, yayınlanmış, milyonlarca kere okunmuş…

2 Yıl evvel Federasyona yazmış olduğum, her zaman olduğu gibi zamanın “Tek Adam”ı tarafından nazarı dikkate alınmayan bir yazımı bu kez çok şey beklediğimiz çoğulcu, öneri ve paylaşıma açık Federasyonumuzla ve de siz saygıdeğer okuyucularımla yeniden paylaşmayı düşündüm…

O yazımı, yılların emekçileri Hikmet İnanlı ve Kazım Tokat hocaların bazı mesajları sonrası kaleme almışım… Ayrıca Abdullah Gümüşbaş’ın yapmış olduğu yorumlar da belli, beni duygulandırmış…

Eski yetiştiricilik günlerimi hatırladım… Sadece antrenörlük değil, hayatımın en güzel ve anlamlı günleriydi… Salona sırtımda top filesi erken geldiğim, sporcularım için tozlu parkelere pas pas yaptığım, file gerdiğim anlar birer birer gözlerimin önünden birer film şeridi gibi geçti… Gözlerimden birkaç damla gözyaşı yanaklarımdan süzüldü… O zaman saygı vardı, sevgi vardı, birliktelik vardı… Her şeyden önemlisi paylaşım ve yardımlaşma vardı… Hey gidi günler hey ?...

Hocaların hocası Enver Göçener’in yarım asırlık alt yapı emeğini, Alev Anakök’ün Galatasaray, Arçelik, Ankara Pazarları ve Notre Dame De Sion’daki, 
Bülent Meriç’in Saint-Joseph tabanlı Rüzgarspor ve Vinylex’teki, Tevfik Akartürk’ün Emirgan’daki, Özden Şahsuvaroğlu, Altan Gökçay, Gökhan Edman’ın Eczacıbaşı’ndaki, Metin Bıkmaz’ın (M) Atatürk Kız Lisesi, Galatasaray ve Altınyurt’taki, Turan Kesim’in ve Turgay Karabulak’ın Galatasaray’daki, Jeyan Erben ve Füsun Eldaş Erben’in Bağlarbaşı ve Vinylex’teki, rahmetli Mehmet Bengü’nün (M) Altınyurt’taki, Cahıt Erdoğuş’un Üsküdar, İETT, Galatasaray, MAKO, Maltepe’deki, Nursal Bilgin’in Genel-İş ve Arçelik’teki, Mustafa Elitez’in Erenköy Kız Lisesi ve Fenerbahçe’deki, rahmetli Cemil Karahan’ın (M) 
Sultantepe’deki, Orhan Utkan’ın Doğuşspor, İÜSBK ve Notre Dame De Sion’daki, Akil Örge’nin Alman Lisesi’ndeki, Miktat Erkan’ın Kadıköy Kız Meslek lisesi’ndeki, Adil Ok ve Şaban Çıbık’ın İÜSBK’daki, Haydar Sezgin’in Profilo’daki, Selami Sargut’un Ankara TED Kolejliler’deki, Çetin Demirel’in Eskişehir Odunpazarı’ndaki, Kazım Tokat’ın Eskişehir DSİ Bentspor’daki, Mehmet Bedestenlioğlu’nun Ankara Atatürk Lisesi ve Ankara DSİ Spor’daki , Nejdi Yazangil ve Şahin Çakma’nın Eskişehir tabanındaki, Cezmi Büyükgüney’in Eskişehir tabanı ve Avusturya Lisesi’ndeki, Abdullah İmren’in İzmirspor ve Karşıyaka’daki, Nevzat Karazincir’in Adana alt yapısındaki, Sami Akgün’ün Altınyurt’taki, Hayri (M) ağabeyin (Hayrettin Nilsu) Şehremini’deki, Kamil Tekdamar’ın (M) Feriköy’deki, inanılmaz çabaları, emekleri ve performansları geldi birden aklıma… Buruklaştım… Zaman tünelinde bu tabloya eklenecek daha kimler var kimler ?... (Atladıklarım varsa lütfen beni af etsinler !...)

Bu büyük voleybol yetiştiricilerinin şimdi beşi merhum oldu… Çoğu voleybolumuzdan uzak ve küskün… Vefasızlığın tetiklediği umursamazlık onları en çok üzen şey… Voleybol Federasyonumuzdan bu çok özel insanları bir vesileyle bir araya getirmeleri ricasında bulunuyorum… Çoğunu salonlara döndürmek mümkün olmasa bile hiç olmazsa gönüllerini okşamak bir vazife olsa gerek ?... Onların tribünlerdeki varlıklarının bile yeterli olacağına inananların başında geliyorum…

YETİŞTİRİCİLİĞE TEŞVİK ÖNERİM…

Türk voleybolunu bugünlere getiren alt yapı antrenörleri bildim bileli daima 2. sınıf antrenör muamelesi görürler… Devleşen voleybol pastasında yetiştirdikleri sporcular inanılmaz paralar ve şartlarla voleybol hayatlarını sürdürürlerken, onları taçlandıran yetiştiricileri mütevazı şartlarla antrenörlük hayatlarını sürdürmekteler, bazıları ise küserek camiamızın uzağına taşınmıştır…
Voleybol Federasyonumuza önerim, alt yapı antrenörlerimize “Yetiştiricilik Primi” adı altında başarıya, yetiştirdiği sporcunun kazancına paralel devam edecek bir para ödülü verilmesi yönünde gerekli yasal yönetmelik düzenlemelerinin yapılması… 
Bu düzenleme, yetiştirici emekçi alt yapı antrenörlerini hem motive edecek, hem de 
Bir çok antrenörü de cezp edecektir… 
Bu kısaca adaletli bir hak teslimiyeti olacaktır…

Bu örneğin benzeri kulüplere de uygulanmalıdır… Böylelikle kulüpler alt yapılarına çok daha fazla önem verecekler, yatırım yapacaklardır…

İstanbul BBSK lige A ve B olarak iki takımla katılıyor…

TABANDA ZENGİNLİK VAR...

Bu hafta başlayan Mini Voleybol Ligi Anadolu ve Avrupa yakasında 4’er grupla ve yaklaşık 10 takımla tüm hızıyla devam ediyor…
Alt yapıya büyük önem veren İstanbul BBSK lige A ve B olarak iki takımla katılıyor… 
Kızlarda en büyüğü 2001 ve yukarısı doğumlu, isteğe bağlı olarak da her takımda olacak şekilde ancak iki tane 2003 doğumlu kızlar oynayabilmekte…

21 sayı üzerinden alınmış iki set üzerinden oynanan maçlarda eşitlik halinde final seti 15 sayı oynamakta… 
Tek pasla topu karşıya atmanın yasak olduğu müsabakalarda zaman zaman çok zevkli mücadeleler olduğu söyleniyor… 
Bu ayak müsabakalar tek devreli lig usulüne göre oynanacak, gruplarında ilk 3’e giren takımlar bir üst grup maçları oynamaya hak kazacak… Diğer takımlar ise lige veda edecek…
Grup maçındaki oynanan müsabakalarda galibiyet ve mağlubiyetler taşınacak…

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç Erdoğan Arıpınar’a TGC’nin kutlama plaketini verirken…

TÜRKSPOR AJANSI’NA ONUR PLAKETİ…

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye’nin tek günlük spor ajansı olan TÜRKSPOR AJANSI’na 30 yıldan bu yana ulusal ve uluslararası haberleri Türk ve dünya medyasına ulaştırdığı ve basında hizmet gören pek çok gazeteci yetiştirdiği için, bir kutlama plaketi takdim etti…
Gazeteciler Cemiyeti Lokali’ndeki geleneksel ay sonu yemeğinde Cemiyet Başkanı Orhan Erinç ve Genel Sekreter Sibel Güneş’in bulunduğu törende ajansın kurucusu ve Genel Yayın Müdürü Erdoğan Arıpınar plaketini Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç tarafından verildi.

UNUTULMAZ TURNE…

Menajerlik ve organizatörlük hayatımda yaptığım 13 Türkiye Turnesi arasında, Barış Manço ile olanlar asında en başarılısı Edip Akbayram - Dostlar, İlhan İrem, Yeşim, Cevat Kurtuluş, Yasemin Nükte Tarman, Süheyla Şamil, Yaşar Şamil Orkestrası’yla yaptığım, 40 gün süreniydi… Kadro matine/suare 72 konserle Anadolu’yu yıktı geçti…
Kadro’da bulunan seksi yıldız Alev Altın ve Türk sinemasının unutulmaz yüzü “Bin bir surat” Cevat Kurtuluş’u maalesef yıllar önce kaybettik !... Işıklar içinde yatsınlar…

UNUTULMAZ MELODİLER...
UNUTULMAZ SOLİSTLER…

Tanrı istemezse / Müslüm Gürses

Her türlü müziği sever, dinlerim… Tarzım olmamasına rağmen, Arabesk müziğin bende yeri başkadır… Halkımın çoğunluğunu oluşturan, ezilmişler, hor görülmüşler, bağrı yanıklar, hayatın en acı tokadını yemiş, diplerde kahırlarla yaşamış ve de yaşamakta olan vatandaşlarımın çığlıkları olduğu için dinlerdim, dinlerken de sanki yaşadıklarını bölüşür, paylaşır, rahatlardım ?... Onları, isyanlarını, silah çekerek değil, şarkılarla ettikleri için severim… 
Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut ve Müslüm Gürses Arabesk Müziğin kare asıdır… 4 Baba…

İşte onların babalarından birini, Müslüm Gürses’i kaybettik…
Allah ın rahmeti üzerinde olsun...
Kendisine ait çok özel ses ve yorumu vardı... 
Kitleleri peşinden sürükledi...
2 defa ekstra çalıştık...
O kadar kibar ve beyefendi insandı ki zor anlatılır ?... 
Sakin, zor sinirlenen, insanları asla kırmayan bir yaradılışa sahipti...
Allah bir sevgili kulunu daha yanına aldı...
Çok üzgünüm... Çok...

Dr.Banu Can Schürmann’dan açıklama...

CEV Asbaşkanı Dr.Banu Can Schürmann dün yaşanan ve sitemiz yazarlarından Hasan Uğur Epirden tarafından gündeme alınan, Halkbank ın “Şampiyonluk” zaferiyle sonuçlanan CEV CUP Finali sonrası kupa töreninde yaşanan kaos ile ilgili özel açıklamalarda bulundu...

Hafta sonu oynanan CEV CUP Erkekler Finalinde CEV Representative sıfatıyla bulundum.

Aslında Andre Meyer in gelmesi gerekiyor tabi ki, fakat Başkanımın takdir edersiniz ki aynı anda birkaç yerde bulunabilmesi mümkün değil?

Bizde 8 Asbaşkan turnuvaları sezon basında paylaşıyoruz. Bana tarihleri uyduğu için bu görev verildi. Şansıma Halkbank finale kaldı ve maç Ankara’da oynandı. Evimde olduğum için mutluyum tabi ki.

Turnuvanın bir Teknik delegesi var. Polonya’dan bir bayan. Bütün maç ve organizasyon kontrol ve sorumluluğu onda. Benim görevim sadece kazanan takıma kupa ve madalyalarını vermekti. Bu görevi 8 yıldır farklı CEV kupalarında çoğu kez sorunsuz yerine getridim.

Fakat dün, sizlerinde şahit olduğunuz bir kargaşa, bir kaos içinde bu töreni bitirdik. Bakan beye kupayı teslim etmeye beraber gideceğimizi hatırlatmama rağmen, kendisi beni hızlı adımlarla arkada bırakarak kupayı tek başına vermek istedi. O durumda yapabileceğim hiçbir şey olmadığı için, arkamı döndüm ve salondan çıktım.

Bugüne kadar birçok farklı Bakan, Vali, Büyükelçi, hatta ve hatta Sn.Aliev gibi Devlet Başkanları, Sn.Prens Albert gibi Kraliyet Ailesi bireyleriyle bu tür törenlerde bulundum ama bugünkü kadar yok sayılmadım. Çok üzgünüm.Umarım bir daha tekrarlanmaz.

Herkesin atladığı veya önemsiz saydığı bu üzücü protokol ihlalinin hemen sonrası hassasiyet göstererek beni arayan, paylaşımlarda bulunan büyüğüm Hasan Uğur Epirden hocaya teşekkür ediyorum.

Saygılarımla

Dr.Banu Can Schürmann

CEV Vice-President

In der Egerta 28a 9494 Schaan Liechtenstein

04.03.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 1240 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.