sanalbasin.com üyesidir 6
FOTO HABER
  • 19 Şubat 2016, Cuma 1:22
Hasan UğurEpirden

Hasan Uğur Epirden

ISRAR + İNAT = BAŞARISIZLIK… VOLEYBOLUMUZDA!

KAZIM KANAT HOCA INTERNET FARESİNİ YAKALATTI…

4 ay önce facebook adresi ele geçirilen ve adına 123 arkadaşından şehit aileleri için yardım parası istenen Kazım Tokat hoca, uyarılar üzerine Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştu…
Dolandırıcı geçenlerde yakalanmış… 1989 doğumlu R. Ş.’nin eylemlerini Silopi’de (Şırnak) bir internet cafe’den gerçekleştiği belirlendi… 
Siz siz olun, internet ortamında çok dikkatli ve duyarlı olun !... Başınıza benzer olay geldiğinde şikayet edin, sonuna kadar da takip edin…

DAKTİLO GAZETESİNE ÖDÜL...

Eskişehir ve İstanbul İşadamları Dernekleri, voleybol sporuna da çok büyük hizmet veren Daktilo Gazetesi Editörü Metin Özçimen’i ve eğitimci yazar Sultan Özateş’i “Yılın Enleri”nde ödüle layık görüldü… Tebrikler… Bu renkli siteyle tanışmak istiyorsanız www.daktilogazetesi.com linkini tıklatın…

“CİCİ ÇOCUK” OLMA AYRICALIĞI…

“Ne zaman bir yanlışlık görsek, acaba susmak mı gelecek içimizden ?...” diye düşünüyorum bir haftadır…
Malum seksi (!) Hürriyet Gazetesi haberini, oluşumundaki süreci, patlayan kimyasal bomba (!) sonrası meydana gelen hasarı, enkaz temizleme ve soğutma çalışmalarını (!), buna karşın yangına körükle gidenleri, sanal faşist mahkemeler (!) kuranları, kapsama alanında (!) ofansta ve defansta alesta bekleyenleri, hepsini, evet hepsini zihin sürecimden tecrübemi ve insanları tanımaktaki özel hislerimi de devreye sokarak defalarca geçirdim… Ve bir kez daha gördüm ki, voleybolumuzda gene yanlışlıklar oluyor, gene aykırılıklar yaşanıyor, çirkinlikler kol geziyor, sinsi hesaplar yol kesiyor ?… Bazen benzine çakılan kibrit, o hainin karanlıkta kalan yüzünü aydınlatıyor, kim olduğunun farkına varabiliyoruz… Yani yakmak, yakarak yok etmek amaçlı da olsa bir fotoğraflık ipucu verebiliyor…

Çoğumuz bazı gerçekleri görmek istemiyoruz, anlamak işimize gelmiyor, bazıları sıra dışı fesat çirkinlikler sergileseler de, insanlar kırılır, gücenir, bizlere küserler diye bunları yazmaktan, paylaşmaktan da korkuyoruz (!)…
Ancak anlamak isteyen aklı selimler, azınlıkta kalsalar da, ailemizde gönül hukukunu ayakta tutmaya yetiyorlar…

Politika arenası (!) başta olmak üzere ülkemizde, her yerde tablo böyle değil mi ?... 
Şakaklarına aklar düşse de, “Cici Çocuk”, “Uslu Çocuk”, “İtaatkar Çocuk” olman, masallarla uyuman istenmiyor mu ?… Aksi takdirde “Kaka Çocuk” (!) olmuyor, tependekiler tarafından hor görülmüyor, hırpalanmıyor, yok edilmeye çalışılmıyor musun ?...

Bazen sanal yargıçların takma dişleri derine ve gerine (!) işlemiyor, bu kez hakkında planlı (!) entrikalar düzenleniyor, pusulara düşürülüyorsun, arkandan vurulmaya kalkışılıyorsun, kirli kalleş eller uzanıyor orana burana, temizleyene kadar göbeğin çatlıyor…

Voleybolumuz arşa yükselir, pastasını devleştirirken, ailemiz içerisindeki saygı, sevgi, yardımlaşma ve paylaşma duyguları erozyona uğramakta, git gide yok olmakta… Bu ters orantı gerçekten endişe verici ve düşündürücüdür…

Son olarak yaşanan, “raytinig” amaçlı, satış yamaçlı (!) malum gazetecilik olayı (!) buna devasa bir canlı örnektir…

Geçenlerde, tanımayanların da pek bi yakından tanır olduğu bir voleybol sevdalısı, sararmaya yüz tutan eski bir voleybol arşiv fotoğrafına yorumunu katmış, “Data Volley yoktu, Senoh file yoktu, taraflex yoktu, MVA200 yoktu, Mizuno ayakkabı yoktu, ama delikanlılık vardı, dostluk vardı, arkadaşlık vardı, centilmenlik vardı, sportmenlik vardı, bir ekmeği ikiye bölüp paylaşmanın hazzı vardı yoksa da cebimizde paramız… Biz bunları yaşadığımız için şanslı bir nesilmişiz. Şimdiki jenerasyonlar bu hazlardan çok uzak...” diye ne güzel özetlemiş bugünlere tutunamayan, avuçlarımızdan kayıp giden o tertemiz dünleri ?...

Voleybolumuz kimsenin tekelinde değildir… Bizlere liderlik eden, yöneten, düzenimizi sağlayan Federasyonumuz, güvendiğimiz bir Başkan ve yöneticilerimiz vardır…
Onlara saygı duymak, yardımcı olmak zorundayız… Fikirler paylaşılır, rağbet görür, görmez, ama sonunda doğrular mutlaka bulunur… İşte esas mühim olan o doğruların bizlere ivme kazandıracağı zamanlamada rötar yapmamak, geç kalmamak, yani lüzumsuz eforlar sarf edip, zaman kaybetmemek, boşa kürek sallamamaktır… Bazen bilinçli (kasıtlı) veya bilinçsiz yapılan hatalar ve yanlışlar telafisi zor, kalıcı hasarlar yaratabiliyorlar… İşte bazıları kızsalar da, kasılsalar da, daralsalar da bunları paylaşmayı görev saymaya devam ediyorum… Kimilerine göre “Münafık” Epirden hocayım, daima aykırılıklar buluyor, yazıyorum ?… Sanki bundan zevk aldığımı zannedenler var !... Onlara tekrar tekrar sesleniyorum, bilmem kaç desibel ses tonumla… “Yazdırmayın kardeşim ?...” 
İnanın, şöyle güzel, sevimli, coşkulu bir yazı yazmaya hasret kaldım !... Yazdıklarımın yanında yazmadıklarım, yazamadıklarımın (!) misli olduğunu vurgulamak istiyorum !…

“İyi olduğunuz için herkesin size adil davranmasını beklemek, vejeteryan olduğunuz için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer…” demiş Dennis Wholey… İşin kötüsü ben vejeteryan değilim ?...

FEDERASYONUMUZA BİR ÖNERİM DAHA VAR !...

Türk voleybolunu yönetmek çok zor, bunun çoğumuz farkındayız…
Zaman zaman Federasyonumuzun da zor durumlarda kaldığına, hatta hatalar yaptığına şahit olabiliyoruz…
Bu konuda Federasyonumuza önerim, voleybolumuzun saygın ağabey ve ablalarından bir “Üst Danışma Kurulu” kurmaları… Zaman zaman da olsa, bilgi, uzmanlık ve tecrübe gerektiren konularda bu kurmaylara danışmaları… Eski Federasyon Başkanları ilk önereceklerim… 
Dediğim gibi bu sadece bir öneri… 
Değerlendirilir veya buruşturulup, zihin çöplüğüne atılır ?...
O çöplük, bu güne kadar benzer buruşturulan kağıtlarla az dolmadı mı ?...
Şaşırmam ve de asla gocunmam…

VAKIFBANK SPOR KULÜBÜ 1986’DA DEĞİL, 1988’DE KURULDU…

Basında ve voleybol camiasında VakıfBank Spor Kulübü'nün tarihçesi hakkında stratejik bir bilgi yanlışlığı görüyorum… Hatta bu yanlışlık logosunda bile görülmekte… Sanırım, VakıfBank Spor Kulübü bünyesinde iştiraki olan Güneş Sigorta’nın 1986’da kurulan Spor Kulübünü de saymakta ?... Doku aynı olabilir ama tüzel kişilik değişiktir… Yani aynı çatı altında olmalarına karşın, 2 ayrı kulüptür… Bir süre de 2 ayrı ligde oynamışlardır, sonrasında birleşmişlerdir… Teyit etmek için danıştığım, kulübün kuruluşunu bizzat yapan ve 24 yıl bir fiil hizmet veren, tartışılmaz katkıları olan, bu günlerinin ilk basamaklarını oluşturan sevgili dostum Nafiz Pekel de bu yanlışlığı doğrulamakta…

Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O’nın Federe bir Spor Kulübü kurma veya böyle bir Spor Kulübüne ismini verme fikri belirtildiği ve son Basın Toplantılarında vurgulandığı gibi 1986’da değil, 1988 yılı başlarında oluşmuş ve o günün koşulları içerisinde, hangi spor dallarında faaliyet gösterilirse kamuoyunda daha olumlu bir etki yapacağı araştırıldıktan sonra Bayan Voleybol Branşı ağırlıklı olmak üzere bir Spor Kulübü kurulmasına karar verilmiştir… Yeni kurulan bir takımın Mahalli Küme’den başlaması zorunluluğu nedeni ve Türkiye I. Ligine yükselmenin zaman alacağı düşüncesi ile, o tarihlerde Türkiye I. Liginde yer alan Ankara kulüplerinden Rutospor’a isim verilmesi ve bu kulübün devir alınması daha uygun bulunmuştur. Ve böylece 1988 Eylül ayında VakıfBank – Rutospor Kulübü faaliyetine başlamıştır…

İlk Başkanlığını İsmet Alver’in (Eylül 1988 – Aralık 1991) yaptığı VakıfBank – Rutospor Kulübünün ismi, 1989 Eylül ayında yapılan Olağanüstü Genel Kurul ile VakıfBank Spor Kulübü olarak değiştirilmiştir…

Bu yüzden gerek reklamlarda, gerekse Basın Toplantılarında vurgulanarak telaffuz edilen “VakıfBank; bayan voleyboluna 1986 yılında Ankara´da kurduğu VakıfBank Spor Kulübü ile başlayan yatırım ve desteğine, 27. yılında milli takımlar sponsorluğuyla devam ediyor…” ifadeleri yanlıştır… Doğrusu “VakıfBank; bayan voleyboluna 1988 yılında Ankara´da kurduğu VakıfBank Spor Kulübü ile başlayan yatırım ve desteğine, 25. yılında milli takımlar sponsorluğuyla devam ediyor…” veya “VakıfBank; bayan voleyboluna 1986’da bünyesindeki iştiraki Güneş Sigorta Spor Kulübü ve 1988 yılında Ankara´da kurduğu VakıfBank Spor Kulübü ile başlayan yatırım ve desteğine, 27. yılında milli takımlar sponsorluğuyla devam ediyor…” olmalıdır…

1988’de kurulan VakıfBank Spor Kulübü, 21.05.2012 tarihinde haklarını bir başka kulübe devretmiştir… Şu anda faaliyet gösteren VakıfBank Spor Kulübü, 1989’dan itibaren Güneş Sigorta Spor Kulübünün devamıdır…

Türk voleyboluna takımıyla ve Milli Takımımıza verdiği sponsorluk desteğiyle büyük katkıda bulunan VakıfBank’ın, şükranlarımıza ve alkışlarımıza etki etmeyecek küçük bir ayrıntısı da olsa, hoşgörülerine sığınarak paylaşma gereği duydum…

ÇANAKKALE'DE NELER OLUYOR ?... (2)

Çanakkale’de garip ama bir o kadar da yakışıksız şeyler oluyor voleybolumuz adına ve bizler sadece seyrediyoruz…
Federasyonumuzun bizzat atadığı Voleybol İl Temsilcisi Tahsin Öden’in başarısız olması için yapılan tüm çirkinliklere yenisi eklendi, sorgusuz sualsiz ve de açıklamasız görevden alaşağı edildi !...
Daha önceki üzüntü ve kahır dolu mektubunu sadece yayınlamakla kalmamış, Federasyonumuz yönetimine de noktası virgülüne dokunmadan yollamıştım… Ne yaptılar, konuyu nasıl ele aldılar bilmiyorum ?... Ancak olayın seyri bu denli çirkinleşince, aldığım sitem dolu son mektubunu da aynı şekilde paylaşmadan edemedim ?... Gene ses seda yok !... Koca Federasyon tabii ki bana hesap verecek değil ?... Ancak “Çoğulcu”, “Paylaşımcı”, görüş ve eleştirilere açık olduğunu bildiğimiz, kıymetli kişilerden oluşan yönetimin en azından konulara hassasiyet göstereceğinden emin olarak yola çıkmaktayım !... İşte, bir okulda müdürlük yapan, öğrencilerine voleybolu sevdiren idealist, cefakar vefakar Tahsin Öden hocanın son mektubu…

“SAYIN EPİRDEN HOCAM, 
Önce diğer yazımı köşenizde yer verdiğiniz için sonsuz teşekkür ederim. Demek ki bizim gibi kimsizlerin de seslerini duyuracak bir yerin olmasından son derece mutlu oldum. Size durumumu yazdığım günün ertesi gün olan Cumartesi günü Sayın Zafer Irmak beni arayarak Hocam Gençlik Spordan seni aradılar mı? dedi bende hayır deyince Pazartesi ararlar çünkü seni görevden alıp yerinize Mehtap Hanımı atamışlar dedi. Bende Pazartesi herhalde bununla ilgili beni ararlar derken hakemlerin telefonlarına da mesajlar gelmeye başladı “Çarşamba akşamı voleybol il temsilcisi değiştiği için il hakem kurulu seçimi olacağının” mesajları yazılmaktaydı sanki yangından kül kaçırmaya çalışıyorlar bana bir haber verme zahmetinde bulunmuyorlardı. Ve seçimlerini de gerçekleştirdiler. O akşam Salih beyde beni arayarak Sayın başkan vekilimiz Mehmet Akif Üstündağ ‘ın kendisini aradığını olayları sorduğunu kendisine bu konuları neden anlatmadığımı ve bunu konuda voleybola kim zarar verirse yana çekilmesi gerektiğini gerekirse kendisinin bile yana çekileceğini bunu kabul etmem gerektiğini benim görevden alınmam için sayın Zafer Irmak’ın Genel Müdürlüğe kendisi dilekçe götürdüğünü söyledi bu görevden alma ve görevlendirmeler sayın bakanımız mı yapıyor yoksa yenilmeyi hazmedemeyenler mi yapıyor halen anlamış değilim ama bir ay önce Ankara’da yapılan bölgeler arası voleybol İl Temsilcileri toplantısında Sayın başkan vekilimiz aynen şunu söylemişti yalan ise bu yazıyı okuduktan sonra il temsilcileri bunu yalanlasınlar “Ben İl temsilcileri adayları belli olunca tüm İl Spor Müdürleri ile bilhassa teker teker kendim görüştüm adayları söyledim sonra yönetim kurulu kararları ile aday isimlerinin listesini kendim onaylatmak için spor bakanımıza gidip listeleri onaylattım. Şu an sorunlar yaşayabilirsiniz iki üç ilimizde spor müdürleri ile ilgili duyumlar alıyoruz ama sizler bu işi gönüllü yapıyorsunuz para ikinci planda yer alıyor onun için sizi hiçbir zaman müdürlere ezdirmeyiz sizi bakanımız atıyor bizi ve bakanımızı temsil ediyorsunuz demişti lütfen değerli Marmara bölgesi temsilcileri yalansa sayın hocama yalan mesajları doğruysa doğru mesajları atın, peki o zaman beni görevden aldıysanız her tarafta telefonum ulaşılacak adresim olduğu halde hocam seni şu şu sebeplerden dolayı dik duramadığımız için görevinden aldık şu işleri dört aylık zamanda yapamadın demek bir insanlık vazifesi olacağı kanaatindeyim bunu bile bana çok gördüler görevden alınmışım on günden beri ne arayan ne soran var hani sözler hani ezdirmeme cümleleri bir kibarlık yapsınlar da alınma gerçeklerini birkaç satır bile olsa yazıp bir zahmet yollasınlar. Ben ne mi yaptım; 
Ben haberi alıp birkaç gün bekledikten sonra tüm hakem arkadaşlara veda mesajı yazıp bir kenarlarında bir Tahsin Amcalarının olduğunu gece gündüz bana ne zaman ihtiyaçları olursa her konuda yardım edebileceğimi anlatmaya çalıştım büyük bir çoğunlukta bana dönüş yaptığı için hepsine dönüş yapanda yapmayanda tümüne hakkımı helal ediyorum.
Geriye döndüm: Ben Aralık ayında hakem kurulunu oluşturmak için il hakemlerini toplantıya davet ettim ilk toplantım engellendi, ikinci toplantıma herkes geldi. Tüm hepsine eşit davrandım kendi çocuğum hariç ona görev vermedim lig maçları okul maçları dahil belki yüz elli maç içinde kendi çocuğuma iki tane saha komiserliği verdim halbuki onun geçen yıl Çanakkale de yapılan Türkiye Şampiyonasında defalarca görevlendirildiği halde bak babası tutuyor derler diye kendim bu göreve gelince hiç görevlendirmedim bu muydu suçum,?
Yüz tane okul sporları maçında hakem kurulu ile görevlendirmeleri yaptık bana maç başı 3,50 TL den toplamda 350.00 TL verdiler ses çıkarmadım bu muydu suçum? 
İlimizde iler arası okul sporları maçları oynandı hakem ataması yaptığımız çalıştığımız iş yerinden izin alıp maaşımız kesildiği halde bu maçlarla ilgili hiçbir ücret vermediler bu muydu suçum?
Tüm kulüp takımlarına haber verilip telefon edilip bu sene takım çıkarmayın Tahsin Hocayı görevden ancak bu şekilde aldırabiliriz dedikleri halde dik duran takımlar ile ligi başlatıp sonlandırdığım suç muydu bu muydu suçum ?
Salon bulmak senin görevin diyen Mehtap hanıma inat tüm salonları teker teker dolaşıp salon bulup hokkabazlara izin verilip spor yapmak için bizlere izin vermeyen Firuz Erdile inat salon bulup maçları yaptığımız için mi suçluyuz bu muydu suçumuz ? 
Sayın Şube Müdürü Firuz Erdil iş yerimden bir hafta iznim olduğunu bildiği halde kız kardeşimin böbrek naklinin yapıldığı İzmir’e giderken yeni defterler sende kalsın lazım olunca alırız demişti ama yarı yola gelince hemen geri dön o defterler burada şimdi olması gerekiyor deyip belki on telefon konuşmasından sonra gönlünü yapıp ertesi gün Çanakkale’ye gelerek defterleri bıraktığım için mi suçluydum? Yoksa yıllar önce Firuz Erdil ‘in karşısına bazı arkadaşlar tarafından kendisinin karşısına aday gösterildiğim için mi benden bu şekilde mi intikam almaya çalıştığı yoksa il temsilcileri ile yapılan toplantıda eski il müdürü Doğan beyi kötüleyip çok borç bıraktı bu borçlar yıllarca zor ödenir dediği halde kendisinin de Doğan bey zamanında Şube müdürlüğü yapmamış gibi günahı sevabıyla borç ve alacaktan da kendisinin de o kadar sorumlu olduğunu söylediğimiz için mi suçlu olduk bu muydu suçum? 
Ben plaj voleybolunun gelişmesi için kendi ilimde federasyona yirmi beş saha gösterip, Kösedere, Geyikli , Çanakkale merkez ,Gökçe ada, Bozcaada, Lapseki, Gelibolu, da görüşmeler yapıp bunu geliştirmeye çalıştığım için mi suçluyum bu mu suçum?
İl temsilciliği görevine Gelir gelmez teknik komiteye kesilen paraların bir daha kesilmemesini bu paraların defteri kitabı olmadığı birkaç kişiye bakmak için öğretimlerini devam ettirmeye çalışan öğrencilerin paralarının bu şekilde gasp edilip birilerinin bu paraları yenmesine karşı olup kesilmeleri iptal ettirdiğim için mi yoksa bol parası olan eski il temsilcisinin geleni gideni benden uzaklaştırıp kötülemesine karşı koyamadığım para gücümün olmayıp yalnız spor aşığı gücüm olduğu için mi suçluyum? 
Yoksa yerime adam gibi adam olsun ama başkasının kredi kartını çalıp kullanan Adli makamlarda dosyası hırsız olan ve bunu örtbas eden müdürünün de en az onun kadar suçlu olabileceğini söylediğim için mi suçluyum?
Ben İlçemde on iki yıldan beri ADD başkanı olarak görev yapmaktaydım herkesin kaçıp kongrenin bile yapılamayıp dernek feshine gidildiği halde halen ilçe temsilcisi olarak görev yapmaktayım bundan da gurur duyuyor çocuklarıma bırakacağım en onurlu görevlerimden di ama bazılarının sakıncalı gördükleri fazla Atatürkçü olduğum için mi Suçluyum ? 
Şimdi savunuyorum bazı köşelerde spor aşığı olarak bazen yazıyorum ben spor aşığıyım ben voleybol severim, ben kirli ellerin spordan çekilmesinin yanındayım, ben adam gibi adamların yanımda dik durmasını görevden alınış sebebimin açıklanmasını suçumun ne olduğunu bilmek istiyorum? Saygılarımla Epirden hocam keşke her köşede sizler gibi savunucumuz olsa?…

TAHSİN ÖDEN”

Onun zamanında böylesine abuk jüriler yoktu…
Onlar karşısında, sanki hakim önünde suçlu sanıklar gibi boynu bükük duran yarışmacılar da…
Kısacası 10 tam puanlıktı o zamanın yarışmaları…
Onu saygı ve özlemle anıyoruz…

ŞAİRLER ERKEN ÖLÜYOR

Kendimi bildim bileli elim kalem tutar, yazarım… Köşe yazısı, şiir, hikaye, senaryo, parodi…1968 yılından bu yana yazdığım şiirleri şu ana kadar 6 kitabımda topladım, ekonomik nedenlerden ötürü anıları içeren 2 kitabım da, doğumlarını bekliyor…
Mütevazı bir şair ve yazarım…
İnsanın duyduklarını, en yakınındakilerle bile paylaşamadıklarını satırlara karalayarak kalabalıklara asması, ölümsüzleştirip, sonraki nesillerine miras bırakması çok anlamlı bir girişim !...
Sorunlu sanatçılar dünyasında, meğerse şairler en mutsuz olanları, en kötü “son”larla tanışanlarmış… Hatta şairlerden “Talihsiz sanatçılar” diye söz edilmiş… 
Elimdeki kitapta tüm yazarların ve şairlerin diğer sanatçılardan biraz daha çatlak olduğu, alkolizmin, ruhsal sorunların, depresyonun ve intiharın daha çok görüldüğü ifade edilmekte… 
Yaşamın hep kısalığından söz ederler… Doğrudur !... Yaşam kısadır !... Tüm acımasızlığının bazen kanattığı bazense okşadığı kalpler bu yükü çoğu zaman taşıyamaz, hayat birden noktalanır… İşte bu noktalanma üzerine yapılan ciddi bir ankette şairlerin çok erken yaşama veda ettikleri sonucu çıkmış…Çok yönlülüğümün arkasına sığınarak, bu araştırmayı önemsemek istemememe rağmen gene de dayanamayıp okudum…
Bir Amerikan dergisi elimdeki… Araştırmayı yapan bir psikolog… Profesör James C. KAUFMAN… Yer : California Eyalet Üniversitesi… San Bernardino Kampusu Öğrene Araştırmaları Enstitüsü… 
Araştırma içeriğinde Türk şairlerinin de bulunduğu tam 1987 ölü edebiyatçı var !... Önde gelenleri, Amerikalı, Türk, Kanadalı, Meksikalı, Çinli, Doğu Avrupalı erkek ve bayan romancıların, şairlerin, oyun yazarlarının ve araştırmacılar… (Ne yazık ki tarife tıpa tıp uyuyorum !...) 
Buna göre şairlerin yaşam ortalamaları 62,2 yıl, araştırmacı yazarlar 67,9 yıl, oyun yazarları 63,4 yıl, romancılar ise 66 yıl… (Çok yaşamak için bundan böyle araştırmacı yazarlığıma ağırlık veriyorum !...)
Türk yazarlarla ilgili olarak, Akdeniz Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Profesör Günseli Oral ile iş birliği yaptığımda, ortaya çıkan sonuçta sadece Türk şairleri arasındaki tabloda 62,1 ortalaması var…
Kitapta şairlerin daha fazla düşündüğü, fazla düşünen insanların depresyona daha yakın oldukları, zirveye erken yaşta ve yalnız çıktıkları, içe dönük, dışavurumcu, üretimci oldukları için ruhsal sorunlara daha meyilli oldukları, böylelikle kendi hayatlarını törpüledikleri anlatılıyor…
Oral, verdiği bilgilerde Türk şairinin biyografisini de şöyle çizmiş… 
Türk şairlerin çoğu farklı meslek gruplarından gelmekte ve şairliği hobi olarak yapmaktalar… Oysa Batı’da şairlik kazancı yüksek bir meslek… 
Araştırmanın Türkiye ile ilgili bölümünün,şöyle bir zamansız yitirdiğimiz şairlere bakarak doğruluğunu üzülerek kabul ediyorum… 
25 yaşında beyin kanamasından kaybettiğimiz ZEKAİ ÖNGER, 29 yaşında intihar eden NİLGÜN MARMARA, 36 yaşında kaybettiğimiz ORHAN VELİ KANIK, 46 yaşında hayata veda eden CAHİT SITKI TARANCI, 58 yaşlarında hayata gözlerini yuman EDİP CANSEVER, ÖZDEMİR ASAF, TURGUT UYAR…
Tüm dileğim sadece araştırmaları yapılan edebiyatçıların değil, tüm gerçek sanatçıların ülkemizde refah içerisinde, insanca, sağlıklı, dertsiz ve saygın, uzun bir ömür içinde yaşamaları…
İçimizde bunu fazlasıyla hak edenler çoğunlukta…

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU (ANISINA...)

Hayatımın onunla kesiştiği 2 an vardır !... İlki 1970 senesine rastlar…
1970 baharında “Halk Ozanları Bayramı” için gittiğim Van’ın Adilcevaz ilçesindeki mahalle kahvesinde aşıklar atışırken onunla tanışmıştım !…
Söz verdiğim için davet edildiğim köyüne de, 1971 sonbaharında, bir konser sonrası uğradım !… Hiç unutmam yağmurlu bir gündü… Geleceğimi bildiği için beni Muhtar emmiyle karşılattı !... Beraber köy ekmeği yedik, bana herkese nasip olmamış, mini bir konser verme alçak gönüllüğünde bulundu !... Giderken de, (Bunun bir vedalaşma da olduğunu sonra anlayacaktım !...) bana serzenişte bulundu !... “-Bir batı müziği tutturmuşunuz, gidiyorsunuz… Birazcık da özünüze, halk müziğimize yönelin, halk ozanlarının menajerliğini yapın !...” dedi !... Bu içten sözleri hala kulaklarımdadır !... 
Halk şiir geleneği deyince, içinde kucakladığı ozanların birbirlerine çok yakın olduğu düşünülebilir !... Ancak Aşık Veysel, her ne kadar bu geleneğin içerisinde yer alıyorsa da, kendisinden önce ve sonraki çağdaş ozanlardan ayrılmıştır !...
Veysel’in şiirinin, felsefesinin ve müziğinin anahtarları, kendi geçmişinde, doğup, büyüdüğü yörenin koşullarında ve bu koşulların bıraktığı derin izlerinde ve ilişkilerinde gizlidir !...
1894 yılında, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya gelen, 1901 yılında, daha önce iki kız kardeşinin ölümüne neden olan çiçek salgını yüzünden gözlerinden birini, daha sonra bir kaza sonrası diğerini yitiren Aşık Veysel, “Seferberlik” yılları askere gidemeyişinin derin izlerini, babasının ona aldığı sazla gidermeye ve büyük halk ozanlarının şiirlerini derleyerek atmaya çalıştı !...
Önce anne ve babasını, daha sonra iki çocuğunu kaybetmesi, karısının da kendisini terk etmesiyle iyice içine kapanan Aşık Veysel’i kamuoyunun tanıması, Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşlarının düzenlediği 5 aralık 1931’de başlayan “Halk Şairleri Bayramı”yla gerçekleşti !...
1933 yılı itibarıyla adı ve ünü yayılmaya başlayan Aşık Veysel, Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, Ahmet Kutsi Tecer’in desteğiyle bu enstitülerde saz öğretmenliği yaptı !... 
1965 yılında ise Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü, Devlet tarafından 500 lira aylık bağlandı !...
1973 yılının 21 martında dünyaya veda etti !...
Bugüne kadar eserleri birçok şarkıcı tarafından, değişik yorumlarla icra edildi !... Kendi yaptığı kayıtlar, çeşitli müzik firmaları tarafından farklı derlemeler halinde piyasaya sürüldü !... Ancak kimse onun kendisine has, özel bir teknikle çaldığı sazı eşliğinde dert ve kahır yüklü sesine ve yorumuna yaklaşamadı !...
……………..
Uzun ince bir yoldayım…
Gidiyorum gündüz gece…
Bilmiyorum ne haldayım…
Gidiyorum gündüz gece…
……………….
Benim sadık yarim…
Kara topraktır…
…………………
Dostlar beni hatırlasın !...
…………..
Güzelliğin on para etmez…
Şu bendeki aşk olmasa !...

YAKIŞMADI

Konuya nasıl başlayacağımı, nereden gireceğimi inanın çok düşündüm… Hayatımın en zor yazılarından birini yazdığımın da farkındayım… Kendi düşüncelerimi paylaşırken öncelikle çok üzüntülü olduğumu bilmenizi istiyorum…

En azından bu güne kadar bana inanan, güvenen, yazılarımı ciddiyetle okuyan, başta içinde bulunmaktan onur duyduğum voleybol ailemdeki saygın dostlarımın, kardeşlerimin yanı sıra değerli okuyucularımın yazımı sonuna kadar, fikir kaosuna girmeden, şu ana kadar yazılan ve çizilenlerden arınarak okumalarını rica ediyorum…

17 Nisan Çarşamba günü, Hürriyet Gazetesinde, Celal Demirbilek imzasıyla çıkan, Nejat Sancak’ın ifadeleri olarak iddia edilen malum haber, başta camiamdaki voleybolcu kızlarımız, antrenörlerimiz, idarecilerimiz olmak üzere her kesimden duyarlı vatandaşlarımız ve sonuç itibarıyla bizleri yöneten Voleybol Federasyonumuz tarafından doğal olarak büyük bir tepki, ötesi öfke ile karşılanmıştır…

Başta dünya zirvesinde taht kurmuş voleybolcu kızlarımız olmak üzere, tüm dallardaki bayan sporcuları da rahatsız eden bu haber, şimdilik 2 taraf arasında mahkeme koridorlarına taşınmıştır… Savcı ve Hakim olmadığımız için sakin olup, bu dava sürecinin sonunu, karar aşamasını beklemek zorundayız…

Ancak beklerken de, ister istemez bazı düşüncelerimizi, davaya ve sürecine etki etmeyecek, olgun bir şekilde süzerek çoktan aramızda konuşmaya başladık bile !... Hatta bakıyorum, gazetelere, dolayısıyla web sitelerine alıntılarla düşmüş, bazı önemli fertlerimizin yorumlarını da görmeye başladık !... Son olarak Federasyonumuzun konuya ilişkin, bazı kulüplerimizin de imza desteğini alarak yayınladığı özel kamuoyu duyurusu ile konu en tepeye tırmanmış oldu…

Konunun ince gerçeklerinin, ayrıntılarının, hukuki süreçten geçirmeden ve de karar aşamasına varmadan ulu orta, söylendiği iddia edilen o kırık ve yakışıksız kelimeleri ile Nejat Sancak’ın iddia ettiği ikaz ve itirazlarına rağmen bu denli tek taraflı değerlendirilmesini etik bulmadığımı açıkça ifade etmek istiyorum… Burada hemen önemli bir parantez açıp, amacımın sadece açıklamaları ve tekzibi doğrultusunda Nejat Sancak’ı aklamak çabasında olmadığı, konunun doğru detaylarını bilmeden, yani yaşamadan böyle bir amaç içinde bazıları gibi ortaya bilirkişi süsüyle (!) sıçramamın da doğru olamayacağı görüşünü taşımaktayım… Zira Celal Demirbilek de aksini iddia etmekte, yazdıklarının hepsinin kelimesi kelimesine Nejat Sancak tarafından ifade edildiğini üzerine basa basa vurgulamakta… Hatta tüm görüşmeyi, başından sonuna kadar kaydettiğini öne sürmekte…

Haber tek değil, 2 taraflıdır… Röportajı yapan ve de yapılan… Yani, diğer bir değişle, konuşan ve kaleme alıp yayınlayan…

Söz konusu haberin kahramanları FIVB antrenörü Nejat Sancak ile yılların emektar gazetecisi, Hürriyet’ten Celal Demirbilek… İkisi de dallarında yıllara dayanan kariyerleriyle zirve yapmış, voleybol sporuna büyük katkılarda bulunmuş 2 duayen… Üstelik yakın arkadaşlar… İkisi de yakın dostum… Onlarla uzun uzun konuştum… İkisi de konuyu farklı açılardan değerlendirmekteler… Yani birsi “Beyaz” derken, diğeri “Siyah” diye tutturuyor… İş maalesef hukuka kalıyor… Eğriler ve doğrular elbette hukuki süreçte ortaya çıkacak !... Ancak olanın voleybolumuza olduğu da maalesef bir gerçek… Sorun sadece “Acaba ?...” tereddütünün yarattığı yıkımda değil… Camiamızın çarşaf gibi durulmakta olan denizinde meydana gelen bu “Tsunami” dalgalarının yıkıcı tahrip gücü… Ailemizin durduk yere fikren ikiye bölünüyor, ortaya yeni senaryolar çıkıyor olması…

Ben sadece sporun branşlarında değil, her meslekte görülen bazı aykırı yoz kişilerin ayıplarının ve suçlarının bulundukları topluma mal edilme teşebbüsünü son derece yanlış buluyorum…

Bazı kurum ve kişilerce ayrı ayrı ağır şekilde itham edilen ve birbirlerinden şikayetçi / müşteki olan Nejat Sancak ve Celal Demirbilek’in söz konusu davalar sonuçlanana, karara çıkana kadar sadece birer davacı/davalı olduğunu hatırlatmak isterim… Bu konuda öne zıplayıp, konuyu özümsemeden, detayları bilmeden ağır beyanatlar veren heyecanlı (!) kardeşlerimi ayıplıyorum…

Hukukumuzda seri cinayetler işleyenlere bile yargı süreci içerisinde “Katil” değil “Zanlı” denildiği unutulmamalıdır…

İşin bir de diğer boyutu bulunmakta…

40’ar yıllık voleybol dolu geçmişlerini göz ardı edilip, belirlenecek oranda suçları (!) sabit görülürse bu kardeşlerimizin üzerlerine benzin döküp, kibrit mi çakacağız ?... Bunu isteyenler var mı yoksa ?... Onlara karşı husumetleri, alıp veremedikleri olanları birer birer görmeye başladık ?...

2 Dost arasında yapılan samimi telefon görüşmesinin tırmandığı yer endişe verici…

Hadi bir senaryo yazalım ve diyelim ki, Nejat Sancak o sözleri, dostuna röportaj modunda da olsa sarf etti ?... Celal Demirbilek’in bu sözleri fırsat bilip, diğer tüm konuşulanlar arasından cımbızla çekip kullanması, yani kendi ailesine bu sorunu yaşatması mı lazımdı ?... Ama kendisi “Ben yılların ödüllü gazetecisiyim, bana ne konuştuysa yazdım !...Sen de konuşsan yazarım !...” diyerek işin içinden sıyrılıverdi…

Sonuç itibarıyla üzücü ve çirkin bir süreç yaşandı… Keşke yaşanmasaydı ?...

Yaşanacağı varmış ?...

Hem de bayan sporuna en değer verdiğimiz zaman sürecinde, kadın haklarının ayaklar altına alınmaya özenildiği (!) dönemde…   

PLAJ VOLEYBOLUNU SOSYETE SPORU YAPMAYIN !

Federasyonumuz plaj voleyboluna sözde yatırım yapıyor ?… Dışarıdan bakıldığında, şimdiye kadar emsali görülmemiş yoğun bir program var… Bu bakımdan federasyonumuzu kutlamamız gerekir…
Ancak işin içine girince organizasyon stratejilerinde büyük hatalar var…
Bunların başında sporcuların yol, otel ve iaşe paralarının karşılanmaması, konaklama ve iaşe konularında yardımcı olunmaması var ki, bu plaj voleyboluna “Gel gel” yapma düşüncesini tersine çeviriyor, “Gelme gelme” demeye getiriyor…
Federasyon hemen verilen ödüllerin yüksekliğinden bahsedip, sanki sporcuların bu ödüllerden masraflarını çıkardığını vurgulayabiliyor ?…
Geçen yazımda da bunun analizini yaparak federasyonumuzu üzdüm ?…
Gene üzmeye devam edeceğim anlaşılan ?…
Federasyonumuzun Pro-Beach serisinin ilk ikisi geride kaldı…
Antalya Kundu’da ve Ankara’da yapılan turnuvalarda katılan sporcular, büyük özverilerde bulunarak ortalama şahıs başı 600 ila 800 lira, yani takım başı 1200 ila 1600 lira harcama yaptıklarını önümüzdeki Fethiye Turnuvasında daha da zorlanacaklarını çok iyi biliyorum…
Birinci olan takımlar bu ilk 2 turnuvada masraflarını kurtardıktan sonra çerez parasıyla (!) evlerine döndüler… İkinci olan takımlar ancak masraflarının karşılığını alabildiler… Sonraki dereceleri paylaşan takımlar külliyen zararda ?… Bu ülkemiz coğrafyasına çok yakışan spor dalını paralı bir sosyete sporu yapmayalım ?…
Şimdi tekrar soruyorum, “Böyle mi imrendirilecek ve de geliştirilecek bu sporumuz ?…” Takım adedi, yazlıkçıları (!) saymayacak olursak, erkeklerde ve bayanlarda yerinde sayıyor… 1-2 Erkek takımımız dışında Edirne’den öteye uçacak takımımız yok ?… (Turistik seyahatleri (!) saymıyorum…)
Gelelim organizasyonu yapan beceriklilerle (!), beceremedikleri diğer hususlara…
Gerek Web sitesi, gerekse tanıtım afişleri TVF imzalı bir organizasyona yakışmıyor… Oldukça amatör diyebilirim… Ya o kenar reklam Banner’larına ne demeli ?… Bizim Hatçe teyzenin çamaşır bahçesine benziyor… Ancak Hatçe teyze çamaşırlarını o kadar düzgün ve gergin asar ki en kuvvetli poyraz bile raconunu bozamaz ?…
Ayrıca insan düzen sağlayacağım diye sağa sola emirler yağdıracağına, gelen misafirlerine alan-otel-alan transferlerine, bir ön çalışma yaparak, otel tercihleri konusunda yol göstererek yardımcı olur…
Ankara’daki turnuva ile ilgili bana ulaşan ve de bazı değer verdiğim kardeşlerim tarafından da teyit edilen şikayetler arasında nazlana nazlana yapılan su servisi, (Millet Kırmızı Boğa enerji içeceğiyle susuzluğunu gidermek zorunda değil ?… Zaten sponsor da oraya birkaç koli getirip bırakmış…) Önceki günler satılan ancak son gün büyük jest yapılarak (!) servis edilen ekmek arası köfte sporculara duygusal anlar yaşatmış, gözyaşlarını tutamamışlar ?… Hakemlerin (Tabii ki organizatör talimatları doğrultusunda…) maç aralarını birbirlerine tutkalsız yapıştırma çabaları da takımların maçlarına yeterince ısınmadan çıkmalarına yol açmış… Böylesine iddialı sunulan bir turnuvada bu tutum tam bir amatör tezattır…

Ben 2 ay önce, Ankara’da, daveti üzerine Başkanımız Özkan Mutlugil’i ziyaret etmiş, Plaj Voleybolu Koordinatörü Erkal Taş kardeşimle de görüşmüş, bire bir yapmış olduğum bu toplantılarda onlara reçete niteliğinde “Plaj Voleybolunun Gelişimi Dosyası” takdim etmiştim… O dosyada yer alan en önemli 2 husus, salon takımlarının kademe kademe plaj voleybolu takımları kurma mecburiyetinin getirilmesi, Plaj Voleybolu Merkezi ve etrafında pilot bölgeler kurulması önerilerimdi… Böylelikle, iddia ediyorum, takım adedi inanılmaz artacak, ilgi tavan yapacak, basın/medya bu sporumuza çok daha sıcak bakacak, sponsorlar birbirleriyle yarış edeceklerdir…
İddia ediyorum, dediğim yapılmadıkça plaj voleybolunda gelişme olmaz, patinaj yapar, sadece kendimizi kandırmakla kalırız ?…
Beni dinleseler, dediklerimi aynen uygulasalar, Plaj Voleybolunda Dünya Şampiyonaları ve Olimpiyat Oyunlarında boy gösteremememiz için neden olmaz !…
“Dost acı söyler !…” derler…
Ve ben bir dostum…
Anlayabilenlere ?…

MİLLİ MAÇ ŞİFRELİ OLAMAZ !…
Maddi katkı mutlaka vardır ancak hangi branşta olursa olsun, Milli maçlarımız şifreli kanaldan yayınlanmamalı…
Bende o kanal yok !… Çoğu sporseverde de yok !… Bizler mecbur muyuz ismi lazım değil kanala para ödemeye, katkıda (!) bulunmaya ?…
Çok yanlış, çok !…
Merak edenlerin başında geliyorum… Acaba Federasyonumuz ne kadarcık bir rant yüzünden biz halkını bu maç seyrinden mahrum etti, açıklanmasını talep ediyorum…

KAZA 'GELİYORUM' DEDİ...

Sultanlarımız Akdeniz Oyunları finalinde, ev sahipliği, seyirci ve tecrübe avantajlarını kullanamadı, genç ve tecrübesiz İtalya’ya 1-3 yenilerek hepimizi hayal kırıklığına uğrattı…

Oysa Plaj Voleybolu Erkeklerde bizi kazandıkları altın ile sevince boğan Murat Giginoğlu – Selçuk Şekerci’den sonra kızlarımızdan da “Altın” bekliyorduk ve de buna epey şartlanmıştık…

İtalyanlar buraya genç bir kadro ile gelmişlerdi… A takımları şu anda “Yeltsn Kupası”nda mücadele ediyor…

Sitemizde yaptığımız ankette de Sultanlarımızdan Şampiyonluk bekleyenler % 78 olarak büyük çoğunluktaydı…

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı…

Zaten kaza (!) “Geliyorum !...” demişti…

Zayıf rakibi Yunanistan maçı sonrasında da endişelerimi açıkça ifade edip, siz değerli okuyucularımla da paylaşmıştım…

Gelin o yazıdan minik bir paragrafı hatırlayalım…

“25-6 set alıyorsun, peşinden 19-25 set veriyorsun... Arkasından 25-14 set alıyorsun, 4. sette 23-23 te kıl payı blok out olmasa neredeyse 2-2 olacak... Bu kadar zayıf takımlara karşı bu git-geller hoş değil... Takımımızı hiç beğenmedim... Gözle görülür düşüş var !... Bulgarlara karşı Ankara da devleşen ve benden 5 yıldız alan Polen bugün az oyunda kalmasına karşın 1 yıldızlık oynadı... Takımda yerinde sayan bile yok... Alarm çalıyor... Arıza var... Kıdemlı teknisyen (!) gerek... Anlayan anlar... Anlayamayan veya anlamak istemeyenlere ne kadar konuşsan nafile ?...”

Gelelim maça…

Neslihan (***) saman alevi gibi… Zaman zaman müthiş işler yapıyor, takımı sırtlıyor, sonrasında da oyundan kopuveriyor ?... Ona çok yüklenildiği malum ama, takım alışmış bir kere ona yaslanmaya… Maçın dışında kaldığı anlar takımın motivasyonu da yüzler gibi düşüveriyor… Rakip takımlar da bugün olduğu gibi blok kurgularını sayı kraliçemize göre planlıyorlar… Bu maçta da bakıyorum, 28 sayı üretmiş… Ama ya ona verilen pas servisi adedi ?... Aldığı pasları sayıya dönüştürme yüzdesi ?... Bugün ona destek veren Seda (***) ve Gözde (**) de maçı kurtarmaya yetmediler… Liberomuz Gizem’in (***) üstün gayreti ve performansı da… Naz (**) ne yapsın ?... Manşetler bozuk gelince orta seri hücumcular devre dışı kalıyorlar, tek çare köşelere yüksek minare (!) paslara kalıyor… Bu da bugün olduğu gibi karşıdaki sıradan blokçuları yıldızlaştırıyor ?... Büşra (**) ve Bahar (**) file üstü mücadelede yalnız bloklarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar… Ama bugün İtalyan blokları fark yarattı… Oyuna sonradan dahil olanlardan Esra (**) ve Ergül’e (**) de pek yapacak bir şey kalmamıştı… Güldeniz’in (*), figüran gibi yalnızca servislerde kullanılması basitlik…

Neriman’ı aramadım desem yalan olur ?... Yeliz mevzusuna ise zamanı gelince gireceğim… Şimdi değil ?...

Barbolini’nin bu takıma bir şey veremeyeceğin defalarca vurgulamıştım… Gene, bilmem kaçıncı kez tekrarlıyorum… Bir yararı olmayacağını (!) bile bile ?... Elindeki kadroyu kul-la-na-mı-yor ?... Kenar yönetiminde zayıf, dahası heyecansız, ruhsuz ?… Oyunu okuyamıyor üstelik ?...

Bugün Polen bir yerlerde kullanılabilirdi…

İtalyanlarda genç Diouf’u, takımı sırtlayan Barcelini’yi, Arrigetti’yi ve Lucia’yı beğendim… Diouf dünya yıldızı olur…

Sonuç olarak beklentilerimiz bir başka “Akdeniz Oyunları”na kaldı…

Ders almamız gereken onca hassas noktayı pas geçersek, bu günleri de mumla ararız ?...

Benden, yazın ortasında kulaklara kar suyu…

Sihirsiz, kerametsiz… Olabildiğince saf ve temiz ?...

FİLENİN SULTANLARI, AKDENİZ OYUNLARI’DA GÜMÜŞLE YETİNDİ!

NİLAY İLE NOSTALJİ YAPTIK…

NİLAY İLE NOSTALJİ YAPTIK…

Sene 1999…

11-13 Temuz…

Yer Kuşadası…

Şirin mi şirin, 14-15 yaşlarında bıcırık 2 minik kız…

Karşıyaka alt yapısında voleybola henüz başlamışlar…

Nilay ve Elif…

EPİRDEN 1999 Kuşadası etap turnuvasında ilk maça o zamanın en iyi takımı Çiğdem - Eda ablalarının karşısına çıkarlarken elleri, ayakları titriyor… Nasıl titremesin ki, daha ilk plaj voleybolu maçları…

O zamanın Belediye Başkanı Fuat Akdoğan yanıma gelip de “Hocam, bu kızlar suratlarına top yerler, yazık değil mi ?...” sözlerini unutmama imkan var mı ?...

Ama o bıcırıklar, yaşları ve boylarına bakmadan ablalarına o kadar direndiler ki, seyirciler devamlı alkış yağmuruna tuttular… O maçı diğerleri takip etti ve ufaklıklar kürsünün 3. basamağında yer buldular… (Üstteki toplu fotoğrafta en üstte sağdan 1. ve 2.)

O zamanlar ikisinin de büyük voleybolcu olacaklarını cümle aleme söylemiştim…

Sene 2013…

14 Temmuz…

Yani, aradan tam 14 yıl 1 gün (!) geçmiş…

Yer Antalya Konyaaltı…

EPİRDEN plaj voleybolu sahası…

O bıcırıklardan Nilay Özdemir’le sarmaş dolaşız…

Artık o defalarca Milli formayı giymiş, şampiyon takımların oyun kuruculuk görevlerini üstlenmiş, kariyerine kariyer katmış bir star…

O günleri yad ettik…

Yani kısacası nostalji yaptık…

Bu arada yılların ne çabuk geçtiği gerçeğine bir kez daha şahit oldum…

Ama kızımızın 14 yılda kat ettiği yolun, başarılarının özümlenmesiydi esas önemli olan…

Bir kez daha sarıldım dünya güzeli kızıma… Başarılar diledim…

Sözleştik…

Bir 14 yıl sonra orada veya bir başka yerde tekrar buluşmaya…

Allah’ım bana lütfedip, 73 yaşımı görmeyi nasip kılarsa tabii ?...

GERÇEK DOSTLARIM SAĞOLSUN…

Koca bir EPİRDEN BEACH VOLLEY organizasyonu daha geride kaldı…

Konyaaltı Belediyesi nin ev sahibi, Lipton Ice Tea ile Lion Club Energy Drink’in sponsor olarak destek verdiği, 05-12 temmuz tarihleri arasında Antalya Konyaaltı 11 no’lu plajda kendi tribünlerimiz, müştemilatımız, ses düzenimiz, ışıklandırmamızla organize ettiğimiz, 5’i konuk yabancı, 16 takımın kıyasıya mücadele ettiği EPİRDEN 2013 ŞENLİĞİ’nde neler yaşandı, kalitesi hangi düzeydeydi sizlere M. Korhan Gün, Kürşad Kaplan ve Yasemin Kahraman’dan oluşan VOLEYBOLX’in muhteşem emekçileri, haber, sonuç, fotoğraf ve de özellikle 50’ye yakın naklen, şu anda bile seyredebileceğiniz bir o kadar da banttan yayınla rıldı… Seyrettiniz, gördünüz, okudunuz, veya hiçbirini yapmadınız ?... Ama beni yanı başıma gelerek onurlandıran, uzaklarda bile olsalar, yüreklendiren, mesaj ve yorumlarıyla mutlandıran o kadar çok dostumun olması ömrüme ek süre kattı…

Türk voleybolunun efsane Başkanı Naci Bayamlıoğlu Başkanım, zarif eşi Oya Bayamlıoğluhanımefendi ile final günümü sadece onurlandırmakla kalmadılar, aynı zamanda gökkuşağı renkleri kattılar…

Eski Milli hakemlerimizden, Federasyon MHK yöneticilerinden, Burdur eski Beledye Başkanı Nurhan Çiftçibaşı’na, Voleybol Vakfı Kurucularından, ülkemizde Veteran Voleybol hareketini Galatasaray ile ilk başlatan Tekin Demirtaş’a, Türk voleybolunun unutulmaz yöneticilerinden, Vakıfbank Spor Kulübünün kurulmasında başrol oynamış olan Nafiz Pekel’e, Voleybol basınımızın gerçek duayenlerinden, kendisine çok özel üslubuyla “Mayın Tarlası”na dobra sözlerle bezenmiş, delikanlı tohumlar eken Cengiz Tokgöz’e, Yıllarca Türk voleyboluna rekor düzeyde TV programlarıyla, yıllardır çok büyük özveri yumağıyla çıkardığı ve de çıkarmaya devam ettiği Manşet dergisiyle her türlü övgüyü hak eden Enver Bağlarbaşı’na, Gene yıllarca benle kader birliği yapan, rekor sayıda maçımızı naklen ve banttan yayınlayan, haberlerimi anında basın/medya ve kamuoyuyla paylaşan dünya ahret harbi kardeşim M. Korhan Gün’e, Makinesiyle binlerce kare fotoğraf çeken, foto galerileri oluşturan çok sevgili kardeşim,Türkiye Haber Ajansı sahibi Kürşad Kaplan’a, Türk Voleybolunun emektar unutulmaz oyuncularından, kendini karşılıksız Antalya’nın yıldız kız sporcularını yetiştirmeye adamış kadim dostumHikmet İnanlı’ya, Verdiği büyük destekle organizasyonumuzun 3 yıldır gerçekleşmesine ön ayak olanKonyaaltı Belediye Başkanım Muhittin Böcek’e, Kültür Sanat Müdürü Güven Ulutekin’e ve şahıslarında emeği geçen personele, Plajların işletmecisi BAKİ GRUP’a, Sadece bu organizasyonla sınır çizmeyip, tüm yaz boyunca bizlere özveri dolu kardeşliğini esirgemeyen 11 no’lu plaj ünitesi işletmecisiİbrahim Şahin’e ve şahsında tüm personeline, Bana uzaklardan elektriğini yollayan, başta Türk voleybolunun yaşayan efsanelerinden, olmazsa olmazımız kadim dostum Alev Anakök’e, Türk sporunun baş duayeni ve “Bilirkişi”si, mensubu bulunmaktan onur duyduğum, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin en kıdemli bireyi ağabeyim Erdoğan Arıpınar’a, Beni telefonlarıyla, mesajlarıyla, yorumlarıyla güç veren, yolu voleybol sevgisinden ve kardeşliğinden geçen, nifak tohumlarıyla asla işleri olmayan, nazik tüm gerçek dostlarıma, en içten duygularımla teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum…

Şenliğimize katılan yerli ve yabancı konuk takımlarımızı kutluyor, mücadelelerinden olağanüstü memnun kaldığımı vurguluyor, teşekkür ediyorum…

Tribünlerimizi dolduran, ayakta da olsa maçlarımızı destek vererek, coşkuyla seyreden tüm plaj voleybol severlerini bende alkışlıyorum…

ISRAR + İNAT = BAŞARISIZLIK…

Voleybolumuzda, Milli Takımlar bazında devam eden başarısızlık sinsilesi ve paralelindeki yabancı antrenör tutkusu ve ısrarlı inat (!) dışındaki beni üzen konular arasında maalesef Genel Kurul öncesinde umutlar besleyerek destek verdiğim, Federasyonumuzun ilgisizliği, vurdum duymazlığı oldu… Üstelik Erol Ünal Karabıyık zamanında da sürdürdükleri “Zorluk Çıkarma Eylemi”nin sürüyor olması çok canımı sıktı… Federasyonumuz hala plaj voleybolunda yanlışlar yapıyor… “Gel gel” değil, “Gelme gelme” modunda… Eksiklikler de cabası… Şahsımdan Federasyonumuz bünyesinde bu dönemde de görevine devam edenler arasında yer alan avukat kızımızın (!) izin dilekçeme karşın, resmi yazıyla talep ettiği şartlar içerisinde yer alan konuk sporcularımızın “Oturma izni” (?) şartının hangi mantık, yönetmelik ve kriterler arasında yer aldığı konusunun takipçisi olacağım…

Başta Başkanımız Özkan Mutlugil olmak üzere, Yönetim Kurulu üyelerine yazdığımız davet mektubuna sadece Mehmet Çakmak kardeşimin nezaketle geri dönmesi, beni ziyadesiyle üzmekle kalmadı eski tas ve eski hamamın yerli yerinde kaldığının da göstergesi oldu ?... Ne düşündürücü ve acı gerçek ?... Zaten bundan sonrası da fazla değişecek bir şeyin beklentilerim arasında yer almayacağı gerçeğini de siz değerli okuyucularımla paylaşmayı görev bildim… Bana ayakta kalma ve yaşama gücü veren gerçek dostlarım yeter… Gerisine şu anda söyleyecek kelime bulmakta zorlanıyorum…

Plajda neler oluyor ?...” Bu sorunun cevabını en iyi bilenlerdenim… Ancak karşımda duvar (!) gördüğüm ve konuşmamın duvardan her seferinde gerisin geri yankı katkılı (!) gene bana dönmesi sonrası, şansımı bu kez başka bir tarzda ve platformda (!) deneme düşüncesinden yola çıkarak bu tip konuların uzmanı ve de azmanı, yani “Bilirkişi”si (!) Şeytan’a bir mektup yazdım ve sorularıma cevap ricasında bulundum ?...

O mektup, “PLAJDAN ŞEYTANA AHRET SORULARI…” başlığı altında pek yakında köşemde olacak !... Sabırla beklemenizi salık veriyorum…

Yolu sevgiden, saygıdan, voleybol tutkusundan geçen tüm doğru ve ışıklı dostlarıma en derin saygılarımı ve engin sevgilerimi yolluyorum… İyi ki varsınız ?...

EPİRDEN 2013 KONYAALTI ŞEREF KÜRSÜSÜ…

KAMİLE VE RESMİYE SÜPER OYNADILAR…

Şenliğimize katılan Kamile-Resmiye çifti süper top oynadılar… 14-15 kızımızdan oluşan Plaj Voleybolu ordumuzun içinde yer almamaları organizasyonların sporculara yüklediği ağır şartlardan kaynaklanmakta…

Bu çift, iddia ediyorum, “Dostlar alışverişte görsünler…” mantığıyla, çaresizlikler içinde kurulan Bayan Plaj Voleybolu Milli Takım kadromuzda rahat yer alır ?... Çok bilmiş (!) ilgililer, bana karşı tavırlarından bir “Merhaba”yı esirgeyen bu işin profesörleri (!) zaman ayırıp, zahmet edip sitemizdeki videolardan bu çiftin maçlarını bir izlesinler?...

YATTA MİNİ ŞURA…

Onur konuklarımdan, Naci Bayamlıoğlu, Cengiz Tokgöz ve Enver Bağlarbaşı ile yat gezisinde hep voleybol konuştuk, eminim birçok kişinin kulakları fena halde çınlamıştır ?... Dördümüz de aynı düşünceler içindeydik… Endişelerimizde haklıydık… Güncel tablo bunu gösteriyor zira ?...

Boşuna dememişler, “Aklın yolu birdir…” diye ?... Ancak o yolu daha bulamayanlar, tarif de istemeyenler var !... Canları sağ olsun ?...

Ne diyelim, “Kendi düşen ağlamaz !...”

ERDOĞAN ARIPINAR : “HASAN’IN HAKKI HASAN’A…”

2020 Yaz Olimpiyat Oyunlarına aday Türkiye, kapılarını her yıldan fazla uluslararası organizasyonlara açtı. Hepsini zevkle izliyoruz. Hepsinin arkasında devlet var, federasyonlar var, uluslararası kuruluşlar var. Amma: biri, sadece birinin arkasında ülke gençliğini seven, voleybolu seven ,pek çoğundan daha çok makamlara yakışacak biri var. 

Plaj Voleybolumuzun duayeni Hasan Uğur Epirden….

Dile kolay, 21 yıldan bu yana 57 ayrı beldede 140 Epirden turnuvası, hepside en ufak bir olaysız, tertemiz ve başarılı…. Son olarak Antalya’nın aydın Konyaaltı Belediyesi’nin kucak açtığı turnuva bir şölen havasında sona erdi.

Peki, Türkiye Voleybol Federasyonu nerede? Bu turnuvada niçin bir temsilcisi ve gözlemcisi yok? Kendi organize etmese bile, bir manevi desteği niçin vermez?

Bu soruların cevabı dün de, bugün de aynı.

Sazlar aynı sazlar, teller değişti… Yumruk aynı yumruk eller değişti…

Böyle bir başarının içinde bu ülkenin vergileri ile bütçesini yapan, bu ülkenin Federasyonu niye olmaz? Anlamak çok zor.

Tüm zorluklara ve engellemelere rağmen, başarının sahibi, Dünya voleybolunun tanıdığı ve takdir ettiğiHasan Uğur Epirden’i ve ekibini kutluyor, “HASAN’ın HAKKI HASAN’A” diyoruz.

ISRAR + İNAT = BAŞARISIZLIK… VOLEYBOLUMUZDA!

Voleybolumuzda, Milli Takımlar bazında devam eden başarısızlık sinsilesi ve paralelindeki yabancı antrenör tutkusu ve ısrarlı inat (!) dışındaki beni üzen konular arasında maalesef Genel Kurul öncesinde umutlar besleyerek destek verdiğim, Federasyonumuzun ilgisizliği, vurdum duymazlığı oldu… Üstelik Erol Ünal Karabıyık zamanında da sürdürdükleri “Zorluk Çıkarma Eylemi”nin sürüyor olması çok canımı sıktı… Federasyonumuz hala plaj voleybolunda yanlışlar yapıyor… “Gel gel” değil, “Gelme gelme” modunda… Eksiklikler de cabası… Şahsımdan Federasyonumuz bünyesinde bu dönemde de görevine devam edenler arasında yer alan avukat kızımızın (!) izin dilekçeme karşın, resmi yazıyla talep ettiği şartlar içerisinde yer alan konuk sporcularımızın “Oturma izni” (?) şartının hangi mantık, yönetmelik ve kriterler arasında yer aldığı konusunun takipçisi olacağım… Başta Başkanımız Özkan Mutlugil olmak üzere, Yönetim Kurulu üyelerine yazdığımız davet mektubuna sadece Mehmet Çakmak kardeşimin nezaketle geri dönmesi, beni ziyadesiyle üzmekle kalmadı eski tas ve eski hamamın yerli yerinde kaldığının da göstergesi oldu ?... Ne düşündürücü ve acı gerçek ?... Zaten bundan sonrası da fazla değişecek bir şeyin beklentilerim arasında yer almayacağı gerçeğini de siz değerli okuyucularımla paylaşmayı görev bildim… Bana ayakta kalma ve yaşama gücü veren gerçek dostlarım yeter… Gerisine şu anda söyleyecek kelime bulmakta zorlanıyorum… “Plajda neler oluyor ?...” Bu sorunun cevabını en iyi bilenlerdenim… Ancak karşımda duvar (!) gördüğüm ve konuşmamın duvardan her seferinde gerisin geri yankı katkılı (!) gene bana dönmesi sonrası, şansımı bu kez başka bir tarzda ve platformda (!) deneme düşüncesinden yola çıkarak bu tip konuların uzmanı ve de azmanı, yani “Bilirkişi”si (!) Şeytan’a bir mektup yazdım ve sorularıma cevap ricasında bulundum ?... O mektup, “PLAJDAN ŞEYTANA AHRET SORULARI…” başlığı altında pek yakında köşemde olacak !... Sabırla beklemenizi salık veriyorum… Yolu sevgiden, saygıdan, voleybol tutkusundan geçen tüm doğru ve ışıklı dostlarıma en derin saygılarımı ve engin sevgilerimi yolluyorum… İyi ki varsınız ?...

ALKIŞLAR SULTANLAR İ'ÇİN'...

MAÇ ÖNCESİ…
Dünkü maç yorumu yazımda, oynayacağımız Çin maçında çok zorlanacağımızı tahmin ettiğimi, gün be gün, çok süratli kombine hücumlarla, inatçı olağanüstü yer savunmasıyla daima bize ters gelen Asya voleybolunun şu anda en formda takımı olan Çin ile yapacağımız maçın sonucu kadar içerisindeki mücadeleyi çok merak ettiğimi dile getirmiş, her maçta takımımızı ayrı bir düzenle sahaya süren Barbolini’nin maça hangi altıyla çıkacağını ve de maç içinde kimleri nerelerde nasıl kullanacağını merak ettiğimi ifade etmiştim…

İşte televizyonun başına “Kadıncı” (!) kuruluşunun yayını için bu tatlı heyecan içinde oturdum…

Bu maçın kimseye güven vermeyen Barbolini için de bir sınav olacağı muhakkaktı ?... 
Ya görev verilen sporcularımız nasıl mücadele edecek, özellikle Çin’in bezdiren savunmalarına, seri kombine hücumlarına karşın hücum, blok ve yer savunması karşısında güç, devamlılık ve mental olarak maça ne kadar hazır çıkacaklardı ?... İşte bu sorular, heyecanımı tetikliyor, maç seyir zevkime katmerli bir alt yapı oluşturuyordu…

Kafamdaki ideal tertip, Naz çaprazı mutlaka bugün elini taşın altına bir başka sokması gereken Neslihan, Tecrübesiyle ve ilk maçtaki güven veren oyun performansıyla Bahar çaprazı Büşra, Banko Gözde çaprazı defans ve servis ayrıcalığıyla mutlaka Güldeniz şeklindeydi… Seda, Neriman ve Polen maçın gidişatına göre kullanılmalıydı… Harikalar yaratan istikrar abidemiz liberomuz Gizem’in yanında Gözde ve Güldeniz’in manşet ve defans desteğiyle, Neslihan ve Gözde’nin bıçkın smaçlarıyla bana göre maç öncesi kağıt üzerinde daha ağır basan, 2 Olimpiyat, 2 Dünya, 1 Grand Prix şampiyonu olan ve bu yılki Grand Prix’de sadece 1 set vererek (Hollanda’ya) 5’te 5 yapan, dünyanın smaç ve blokta eriştikleri yükseklikle en tepeden bakan, eski efsane oyuncuları Lang Ping’in çalıştırdığı, güçlü Çin’e karşı şansımızı yükseltebiliriz düşüncesi hakimdi…

VE MAÇ…
Aralarında yer alan bir avuç seyircimiz dahil, yaklaşık 10 bin hararetli kişinin seyrettiği maça Naz – Neslihan – Gözde – Seda – Bahar – Ergül (Gizem) düzeniyle başlayan takımımız ilk tutukluluğunu üzerinden atar atmaz kontrolü eline aldı… İki takımın da iyi defans yapması neticesinde seyir zevki yüksek, yüksek mücadeleli, bol rallili, heyecanlı bir maç izlemeye başladık !...

Etkili servislerle Çin’i bunalttık ve köşeden yüksek oynamaya mahkum ettik… Bu da bizi oyunda avantajlı tutmaya yetti… 2. teknik molaya 16-10 girmeyi başaran kızlarımız seti de 25-19 alarak maça ağırlığını ilk sette koydu…

 

Bu seti açık farkla almamıza rağmen karşılıklı sadece birer blok yapılabilmiş olunması dikkat çekiciydi… Buna karşın özellikle Seda’nın sert smaçlarına rağmen Çin bloklarından rahatsız oluşunu, hep kesilip, yumuşatıldığını görüldü…

2. setle birlikte Çin’in oyuna asıldığını gördük… Yaptıkları süper bloklarla takımımızı file üzerinde durdurmaya başladılar… Teknik molalar 4-8, 11-16 ile geçildi… Etkili uzun servis atamadık… Ortayı seri hücumlarla çok iyi kullanan, Sultanlarımızın hücumlarına blok sayılarıyla da cevap veren rakibimiz seti 17-25 alarak maçta skor eşitliğini sağladı…

3. Sete Seda’nın yerine Neriman, Ergül’ün yerine de Büşra’yla başladık… Oyuna gene iyi giren ve skoru farklı önde götüren Çin’e, maçta gayretine rağmen beklenileni veremeyen Neslihan’ın serviste arka arkaya 3 “Ace” sayısıyla 1 sayı kadar sokulduk… (13-14) Çekişme 19-21’e kadar sürdü… Ancak hücumlarımız bloklarda eriyince sonuca gidemeyip bu seti de 20-25 verdik…

4. Set çok ilginçti… 3-0 öne geçtik, sonrasında Neslihan’ın arka arkaya 3 hücum hatası dahil, arka arkaya 7 sayı vererek 3-7 geriye düşünce, ilk teknik molayı da 5-8 geride kapatınca, bu sette de akıbetin aynı olabileceğini düşünmeye başladık ?... O anda sahneye Gözde çıktı… Hırsı ve mücadelesiyle takım arkadaşlarını kamçıladı… Oynadı, oynatmaya başladı… Hücumlarda sazı eline aldı, bloktan aldığı sayı, arkasından sert çapraz smacıyla takımımızın Çin’i 12-12’de yakalamasını sağladı, Neslihan da 2 no’dan vurduğu smaçla 13-12 öne geçmemizi sağladı… 2. Teknik molaya 11-6’lık bir ara skorla 16-14 önde giren kızlarımız, sonrasında bocalayan ve oyundan tamamen düşüp, seti bırakan Çin’e karşı seti süper bir farkla 25-15 kazanarak övgü ve alkış aldı… 09-12’den gelerek seti 16-03’lük bir skor bölümüyle 10 sayı farkla kazanan takımımız rakibi dünya devi Çin’i lk kez böylesine güç duruma düşürerek, bu denli fark yaparak set alan takım oldu…

5. sette Çin tüm gücünü ortaya koydu… Onlar kaçtı, biz gerilerden kovaladık… 3-6, 5-9, 6-10, 7-12, 8-14… Gözde, Neriman ve Neslihan’ın gayretleri yetmedi, seti 10-15, maçı da 2-3 kaybettik… Ancak maçtan gene de 1 puan çıkardık, alkışlandık !...

Maçın yıldızı tartışmasız (*****)lık oynayan Zho Ting’di… Ancak pasörleri Shen de (****) takımı fevkalade oynattı…

Takımımıza gelince…
Takımımızın en iyisi ve takım arkadaşlarını gaza getirerek oyunda kalmasını sağlayan Gözde’ydi (****)…
Neslihan (***) skora katkıda bulundu ama çok fazla hata yaptı, takımı gerektiği ve beklenildiği gibi sırtlayamadı… Maçın bazı bölümlerinde silikti…
Naz (***) için zor maç oldu… Çoğu kez o kadar kötü manşetler geldi ki köşelere bile arzulanan pasları atamadı…
Bahar (**) da gayretli olmasına karşın kendisinden beklediğim performansı gösteremedi… Çoğu kez rakip seri orta hücumcularına karşı ağır ve yetersiz kaldı…
Ergül (**) için de aynı şeyleri söyleyeceğim…
Seda (**) için geçen yorumumda “Ah bir de 10-15 santim daha sıçratabilinse ?...” demiştim… Bugün o sert smaçları Çin blok duvarına çarptı… Aldığı pasla kazandırdığı sayı arasında uçurum oluştu… Öyle olunca da oyundan düştü… Keşke Barbolini Güldeniz veya Neriman’la başlasaydı ?...
Neriman (***) takımın iyilerindendi… Çok geç oyuna alınmasına rağmen hücum silahımız olarak elinden geleni yapmaya çalıştı... Karşısında alışık olmadığı kadar yüksek ve yerinde bloklar olmasına karşın takımımızda ayakta kalanlardandı…
Gizem (***) gene çok çalıştı… Ancak her zamankinden daha fazla direk sert toplarla karşı karşıya kaldı… Gene de süper toplar çıkardı… Sahanın her karışının tozunu aldı (!) formasına kattı… Elinden daha fazlası gelemezdi…
Güldeniz’e (**) kanımca çok az şans verildi… Bu maça defansıyla, değişik hücum sitiliyle çok şeyler katabilirdi…
Büşra (**) içinde aynı şeyleri söylemek istiyorum… Bence ilk altıda yer almalıydı… Neriman ve ona sonrasında bu kadar şans verilip, sonuna kadar oyunda tutuluyors


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 6 5 1 0 11 16
2 Beşiktaş 6 4 1 1 5 13
3 Göztepe 6 4 1 1 4 13
4 Fenerbahçe 6 3 2 1 4 11
5 Kayserispor 6 3 2 1 2 11
6 Medipol Başakşehir 6 3 1 2 0 10
7 Akhisar Bld. Genç. 6 3 1 2 -2 10
8 Bursaspor 6 3 0 3 3 9
9 Trabzonspor 6 2 2 2 1 8
10 Kasımpaşa 6 2 2 2 0 8
11 Yeni Malatyaspor 6 2 1 3 -1 7
12 Aytemiz Alanyaspor 6 2 1 3 -3 7
13 Atiker Konyaspor 6 2 0 4 -1 6
14 Medicana Sivasspor 6 2 0 4 -3 6
15 Karabükspor 6 1 2 3 -2 5
16 Gençlerbirliği 6 1 1 4 -6 4
17 Antalyaspor 5 0 3 2 -4 3
18 Osmanlıspor FK 5 0 1 4 -8 1
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Giresunspor 6 4 2 0 7 14
2 Çaykur Rizespor 5 4 0 1 5 12
3 Vartaş Elazığspor 6 3 2 1 2 11
4 Altınordu 6 3 1 2 6 10
5 Ümraniyespor 5 3 1 1 4 10
6 İstanbulspor 6 3 1 2 1 10
7 Adanaspor 5 3 0 2 -2 9
8 Boluspor 6 2 2 2 2 8
9 Balıkesirspor 5 2 2 1 1 8
10 MKE Ankaragücü 6 2 2 2 1 8
11 Adana Demirspor 5 2 1 2 -1 7
12 Gazisehir Gaziantep FK 6 1 3 2 2 6
13 Manisaspor 6 2 0 4 -2 6
14 Erzurum BB 6 1 3 2 -3 6
15 Samsunspor 6 1 2 3 -4 5
16 Eskişehirspor 6 0 4 2 -3 4
17 Gaziantepspor 6 1 1 4 -10 4
18 Denizlispor 5 0 1 4 -6 1
    Takımlar O G B M Av P
1 Menemen Belediyespor 2 2 0 0 5 6
2 Keçiörengücü 2 2 0 0 4 6
3 Amed Sportif 2 1 1 0 7 4
4 Afjet Afyonspor 2 1 1 0 2 4
5 Sivas Belediyespor 2 1 1 0 2 4
6 Tokatspor 2 1 1 0 2 4
7 İnegölspor 2 1 1 0 1 4
8 Bucaspor 2 1 0 1 2 3
9 Sancaktepe Belediyespor 2 1 0 1 1 3
10 Etimesgut Belediyespor 2 1 0 1 1 3
11 Bodrumspor 2 1 0 1 0 3
12 Hatayspor 2 1 0 1 -1 3
13 Kocaeli Birlik Spor 2 1 0 1 -2 3
14 Tuzlaspor 2 0 1 1 -3 1
15 Sarıyer 2 0 0 2 -3 0
16 Kastamonuspor 2 0 0 2 -4 0
17 Eyüpspor 2 0 0 2 -5 0
18 Mersin İdmanyurdu 2 0 0 2 -9 0
    Takımlar O G B M Av P
1 Altay 2 2 0 0 5 6
2 Bandırmaspor 2 2 0 0 4 6
3 Sanliurfaspor 2 2 0 0 4 6
4 Gümüşhanespor 2 2 0 0 2 6
5 Kırklarelispor 2 1 1 0 1 4
6 Karşıyaka 2 1 1 0 1 4
7 Fethiyespor 2 1 1 0 1 4
8 Konya Anadolu Selçukspor 2 1 0 1 1 3
9 Nazilli Belediyespor 2 1 0 1 -1 3
10 Zonguldak Kömürspor 2 1 0 1 -3 3
11 Sakaryaspor 2 0 2 0 0 2
12 Bugsaşspor 2 0 1 1 -1 1
13 Hacettepe Spor 2 0 1 1 -1 1
14 Pendikspor 2 0 1 1 -2 1
15 Fatih Karagümrük 2 0 0 2 -2 0
16 Kahramanmaraşspor 2 0 0 2 -2 0
17 Silivrispor 2 0 0 2 -3 0
18 Niğde Belediyespor 2 0 0 2 -4 0

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 25.09.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
penti
yukarı çık