Hasan Uğur Epirden

Hasan Uğur Epirden

DÜŞÜNDÜRÜCÜ KONULAR...

“Sizler, yani yeni Türkiye nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir…” M. K. ATATÜRK

SAFFET ÖZBAY’I YİTİRDİK…

Eczacıbaşı’nın efsane idarecisi Saffet Özbay da maalesef aramızdan ayrıldı… Başımız sağ olsun !... Mekanı cennet olsun…

Son zamanlarda, özellikle Federasyonumuzdaki kan ve anlayış değişikliği sonrası bazı hazımsız rumuzlu kişiler, yazılarıma malzeme olan beyefendiler (!) şahsıma yazılarımdan ötürü abuk sabuk eleştirilerini sıklaştırdılar…

Onlara önce, onların anlamak istediklerinden değil, sadece kendi yazdıklarımdan sorumluluk hissettiğimi vurgulamak istiyorum…

Karı koca her sabah kahvaltı yaparlarken, kadın kocasına yandaki komşu kadının astığı çamaşırların ne kadar kirli olduğundan söz eder dururmuş…
Bir gün karısı hayretle dürtmüş adamcağızı…
“-Hayret ?... Bak bu gün komşu kadının astığı çamaşırlar bembeyaz ?...”
Kocası oturduğu yerden cevap vermiş !...
“-Bu sabah kalktığımda, dayanamadım camımızı sildim !..”
Toplumumuzda kendi pis camlarının arkasından saf ve temizliği kirli görmek isteyenler ve buna şartlananlar ve de bundan faşist bir zihniyetle zevk alanlar o kadar çoğaldı ki ?...
Kendi kapasitesizliklerine, yeteneksizliklerine, vasıfsızlıklarına bakmadan, her konuya pervasızca ve hayasızca dalıp, alternatifsiz eleştiri üretenlerin ortak yanları sadece psikolojik ezikliklerinin bir nevi dışa vurması olarak nitelendirdiğim kronikleşmiş “Kompleks”leridir !...

DÜŞÜNDÜRÜCÜ KONULAR… 

DEMEK Kİ, CEZANIN DA ŞEKER GİBİSİ OLUYORMUŞ ?...

Öncelikle tekrar vurgulamak istiyorum, ne Halkbank ile, ne de Spor Kulübüyle bir alıp veremediğim olamaz !... Benim tüm eleştirilerim, sporcusuna, seyircisine, kısaca topluma örnek olması gerekirken, bunun tam tersini yaparak sportif kirlilik yaratan, sporun erdemi “Fair Play”i ayaklar altına alan, sonrasında bir özrü bile ailemize çok gören pişkin kişilere…

Yapılan onca aykırılık sonunda Federasyonumuz Ceza Kurulu Halkbanklı 3 sorumluya, TV kameraları ve tüm seyircilerin gözleri önünde yaptıkları çirkinliklere karşın şeker tadında cezalar vererek geçiştirdi…

Oysa, “Ceza Talimatı” 58. maddesi der ki, “Yarışma öncesinde, sırasında veya sonrasında görevli hakem, gözlemci, temsilci, saha komiseri ve Federasyon mensuplarına söven veya fiilen veya söz ile hakarette bulunanlar bir aydan bir yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti ve/veya 10.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılırlar. Bu hareketler protokol tribününde yapılırsa verilecek ceza bir misli artırılır." Madde 59 ise, “Yarışma öncesinde, sırasında veya sonrasında görevli hakem, gözlemci, temsilci, saha komiseri ve Federasyon mensuplarına fiilen tecavüze yeltenen kişi üç aydan bir yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre hak mahrumiyeti ve/veya 20.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılır. Teşebbüs birden fazla kişi tarafından birlikte yapılırsa her birine verilecek ceza bir misli artırılır. Müessir fiil işlemek suretiyle tecavüz eden kişi bir yıldan üç yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti ve/veya 15.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılır. Müessir fiil ile tecavüz birden fazla kişi tarafından birlikte işlenirse her birine verilecek ceza bir misli artırılır. Bu suçlar protokol tribününde işlenirse verilecek ceza bir misli artırılır."

Bu “Şeker Cezalar” ilerde çok daha vahim sözlü ve fiili tacizlere davetiye çıkarmakla kalmamakta, aynı zamanda da görevlerini sevda tutkusunda yapan hakemlerin de işlerini, prestijlerini, hatta can güvenliklerini riske atmaktadır…

Duyarlı ama öfkeli bir okuyucumun sorduğu soruya cevap bulamadım ?... Umarım içinizde bulanlarınız ve bana fısıldayanlarınız olur ?... “Bu saldırı TVF Başkanı veya As başkanına yapılsa bu ceza mı verilirdi ?.. Veya o kulüp başkanı ile hala kol kola geziyor olur muydunuz ?...” Dahası var, “Bip”liyorum !...

CEVABIYLA BULUŞAMAYAN SORU…

Dr. Deniz Arslan… Tıp doktoru… Ama bir voleybol aşığı… Amatör bir ruhla antrenörlük yapıyor… Geçlere sporu, voleybolu sevdiriyor, klasik bir deyişle, gençleri kötü alışkanlıklarından arındırıp veya karşı koruyup, cebinden fedakarlık yaparak ciddi zaman harcıyor…

Geçen yazımda bana yazdığı serzeniş dolu satırlarını sizlerle paylaşmıştım… Federasyondan yazılı açıklama bekledim, lütfetmediler (!)… Belli çok üzülmüş, dahası kırılmış, tekrar benimle paylaşma inceliğinde bulundu… Konuyu ben de daha fazla merak eder oluverdim açıkçası… Federasyonumuz eminim bu kez duyarlılık gösterip, onu, beni ve bir çok kişiyi konuya ilişkin bilgilendirecektir… Sizleri Dr. Deniz Arslan’ın 2. mektubuyla baş başa bırakıp, aşağıdaki paragrafa kadar aranızdan çekiliyorum…

“Saygıdeğer Hocam, Takımım ve kulübüm adına Amatör Voleybola verdiğiniz karşılıksız destek nedeniyle çok teşekkür ediyoruz. Sesimizi duydunuz, yayınladınız. Sizlere sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum.
Noktasına dokunmadan aynen yazıyorum

2012-2013 SEZONU BÜYÜKLER DEPLASMANLI BÖLGESEL VOLEYBOL LİGİ FİNAL( ERKEK-BAYAN) TALİMATI 1.Bayanlarda ve erkeklerde 22 grup 1.ve 2.leri 44 takım ile Grup 3.lerinden toplam 4 takım daha( en iyi puan,en fazla galibiyet, set ve sayı averaja göre) toplam 48 takım finale kalmıştır. denilmiş olmasına rağmen en çok puana sahip iki takım “play off”a alınmamıştır.
Aşağıdaki bilgiler TVF sitesinden alınmıştır. “Play off”a alınmayan takımların oynadıkları maçlar ve puanları aşağıdadır:
O G M A V P
Rize Gençlik Spor 10 6 4 23 13 20 
İzmir Gültepe Kültür 10 7 3 22 13 19 
Playoffa alınan takımların puanları: 
O G M A V P
İstanbul B.Şehir Bld. 9 6 3 19 11 17 
İstanbul 1907 Kanarya Spor 8 5 3 17 10 15
Sakarya Serdivan Bosna Sancak 8 3 18 11 15 
Edirne Keşan Gençlik 8 5 3 17 11 15 
En çok puan toplayan iki takımdan biri olmamıza rağmen “play off”a alınmamış olmamızı Bölgesel Lig kimin umurunda ki? düşüncesindeki birinin ben yaptım, oldu bitti diye hareket etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Belki de haklıdır. İstanbul Büyükşehir Belediye varken İzmir in gecekondu semtinin takımı Gültepe Kültürspor kimin umurunda ki? Nasıl olsa İBB çok daha fazla yatırım yapabilecek zengin bir takım. Peki adalet nerede? Nerede hakkaniyet? Biz bu puanları pazardan mı aldık? Onlar aynı koşullarda 17 puan toplamışlar. Biz ise 19 puan. Ben tıp doktoruyum, matematiğim kötü olabilir. Ama söyler misiniz 17 Türkiye dışında hangi ülkede 19 dan büyüktür??
Hakkımızı yasal olarak aramak istiyoruz, ancak açıkçası bu durumun daha sonra aleyhimize kullanılmasından da çekiniyoruz. Netice de çok kısıtlı imkanlarla voleybol oynamaya çalışan bir kulübüz.( Bu arada şu an Tıp yerine Hukuk okumuş olmayı ne çok isterdim bilemezsiniz)
Bundan sonra Gültepe Kültürspor voleybol takımı olmayacak zaten. Kimsenin de başını ağrıtmayacağız. Voleybolu fakir takımlar neden oynasın ki zaten? bizim etimiz ne budumuz ne, değil mi ?
Saygılarımla
Dr.Deniz Arslan
Gültepe Kültürspor Voleybol Şube Sorumlusu”

Sözün bittiği yer… Temennim böylesine başarı sağlamış, kendi olanaksızlıklarına ve güçlüklerine karşın 3. Ligde ayakta kalmayı başarmış bir takımın kapanmaması ?... Amaç voleybolu kitlelere yaymak, takım adedini yukarılara çekmek olmalı ?... Varoşların tam içinde olsa bile ?... Konunun takipçisi olmaya devam edeceğim !...

UYGULAMA GÜZEL AMA RİSKLİ…

Haber olarak yayınladığımız bir konunun tekrar altını çizmek istiyorum… En son Fenerbahçe-Vakıfbank Play-Off yarı final maçında, Burhan Felek Voleybol Salonu nun skorboardunda canlı yayın, tekrarlarla seyirciye yansıtıldı… FIVB’nin ve CEV in maçlarda asla izin vermediği bu görüntüler yüzünden, tüm taraftarlar pozisyon tekrarlarını izlemekte, zaman zaman da hakemleri kararları konusunda protesto etmekte, baskı uygulamaktalar… Bu hakemlerimizi zor durumda biırakmaktadır… “Şahin Gözü”ne “Evet” ama bu şekilde bir uygulamaya, dışarıdan güzel ve renkli gözükse de taşıdığı riskler açısından “Hayır” diyorum…

ÇANAKKALE’DE NELER OLUYOR ?...

Çanakkale’den çok düşündürücü bir mektup aldım… Mektubun sahibi TVF tarafından atanan yeni Voleybol İl Temsilcisi Tahsin Öden… Yazdığı şeyler yenilir, yutulur cinsten şeyler değildi… Kendisini tanımam, karşılaşmamız, konuşmamız yoktur… Bu yüzden sıkı bir araştırma içine girdim… Bazı Hakem arkadaşların, basın mensuplarının ve velilerin de doğruladığı konular sonrası o mektubu aynen sizlerle paylaşma gereğini duydum… Federasyonumuzun dikkatini ekiyor, geniş kapsamlı bir soruşturmaya davet ediyorum…

“Sayın Epirden Hocam, Aralık 2012 de Çanakkale İl Temsilcisi olarak Federasyonumuzca göreve atandım. Bu göreve atanma isteği başvurunun son iki gününde karar verdim ve evrakları tamamladım bu zaman içinde hiçbir kişiye ve kuruluşa gidip her hangi bir şey söylemedim. Atamam gerçekleşince İl Müdürü Nüammer Beyle görüşmek için çalıştığım kurumumdan üç gün yıllık izin alıp yanına gittim 17 yıldan beri kulüplerin çeşitli bölümlerinde ve 8 yılda kulüp başkanlığı yaptığımı insanları tanımak için de onlarla çalışınca karar verilmesi gerektiğini, yumurtayı sallarsınız bozuk mu diye kavunu koklarsınız tatlı mı diye yalnız insanlarla çalışmadan onlar hakkında hüküm veremezsiniz dedim oda bana hocam ben sizinle çalışmak istemiyorum bu şahsınızla ilgili değil federasyon bana sormadan iş yaptı ben federasyonu protesto etmek için bu tavrı takındım dedi ama ben yılmadım hakem arkadaşları toplantıya çağırıp il hakem kurulunu seçimi yapmak için hepsine mesaj attım. İlk toplantıya 12 hakem arkadaş geldi çoğunluk sağlanmadı diğer tarihte federasyon talimatlarını arkadaşlara hatırlatıp msn gönderince tüm arkadaşlar toplantıya gelip seçimlerimizi yaptık onlara ben bu işi para için yapmadığımı tüm gelen ücretlerin spor kulüplerine harcayacağımı istenildiği anda şahsıma yatan ücretlerin harcama faturalarını herkesin görebileceğini açıkladım. Görevlendirmelerde daha çok üniversite öğrencilerine görev vermeye onların daha çok ücrete ihtiyacı olacağını düşünüp tüm maçlara kendi arabam ile onları taşıyıp hiçbirisinden de ücret almadım buda benim katkım olsun dedim ama bu aşamada eski il temsilcisi Zafer Irmak halen telefonumda kayıtlı hakaret edici mesajlar atmaya devam etti, bu olay bir buçuk ay kadar devam etti. Okul maçlarını başlatıp elli civarında takımlarla maçları sonuçlandırdık. Bunu hazmedemediler Zafer bey tüm faal kulüplere telefonlar ederek liglere katılmamalarını bu işi sekiz yıldır yaptığını onlara maddi ve manevi yardım yaptığını ve yapmaya da devam edeceğini telefon ve bilhassa giderek belirtmeye başladı ben ligleri kurmaya oda kurdurmamaya devam ettiği gibi dışarıdan ilimize gelen tüm hakem ve gözlemcilere gelmeden önce telefon ederek onları yemeklere davet etmeye gelince her birine kapalı bir zarf verdiğini benden tüm gelenleri uzaklaştırmaya her gelene de benim en kısa sürüde görevden alınacağımı onların istediği kişiyi göreve getirebileceğin herkese söylemeye başladı takım çıkaracağım diyen kulüpleri bu sene çıkarmayın diye hem il spor müdürü hem kendisi baskı yaptı. Federasyonca voleybola oyuncu kazandırmak için para alan Erem Tomruk bile hiçbir takım çıkarmadı bir önceki yılda beş takımı olduğu halde. Ankara da yapılan 1999-2000 doğumlu sporcuların seminerine gidince oradaki arkadaşlara ne yapmam gerektiğini sorup onlardan bilgi aldım onlar da bana yol gösterdiler kulüplerin A,B,C takımları olabileceğini dört den az olunca federasyonun yardım yapmadığını hem arkadaşlardan hem de Federasyon yetkilisi (1104) dahili numarası olan recep beyden bilgi aldım oda bana iki takım bile olsa oynat çocukların hevesleri kırılmasın kendi imkanları ile gelirler dedi bende takımlardan onay alıp il tertip kurulu kararı çıkararak maçları başlatmak istedim. Kulüplere kendi cebimden kırk tane top aldım. Bir kulüp temsilcisi dört takım çıkaracağını beyan edip on tane topu benden aldı arkasında eşi İl Gençlik Müdürlüğünde çalıştığı için müdür beyin baskısından takım çıkarmaktan vazgeçti. Toplarda yanına kar kaldı. Eski İl tertip kurulu defterlerini, ve İl Hakem Kurulu defterlerini bana inceleme amaçlı bile vermediler boş yeni bir defter verip bunu kullanmam gerektiğini yarım defterlerin şube müdürü emrine göre verilmeyeceğini sekreterler beyan ettiler. Küçük ,Yıldız kız ve erkek Büyük kızlar fikstürünü oluşturup İl Müdürlüğüne verince de bunları oynatmak için sahanın olmadığını saha bulmamım benim görevim olduğunu söyleyip saha aramaya başlattılar. Tüm okul salonlarını teker teker dolaştım en son Çanakkale Belediye Sporun antrenman salonunu tanzim ederek hakem sandalyesi bayrak sayı levhaları tanzim edip maçları oynattım bu onlara fazla geldi bu sefer kız kardeşime İzmir de böbrek nakli yapılırken boş olan defterleri acil olarak bölgeye getirmem gerektiği yoksa tüm maçların iptal olacağını telefon ile bildirip kardeşimi İzmir de bırakıp on günlük iznin olduğu halde geriye dönmek zorunda kaldım. Her seferin de görevden alındığımı bu hafta olmazsa bir dahaki haftaya yeni İl hakem Kurulu toplantısı yapılacağını hakem arkadaşlara söylemeye Parti başkanlarına beni şikayet etmeye milletvekillerine beni kötülemeye başladılar hatta Çanakkale Belediye Spor yönetiminde olan TÜSAT başkanı Salih bey beni yanına çağırıp federasyon çok baskı altında kalmış görevini bırak sen çok Atatürkçü gelmişsin senin uçak paranı ben vereyim federasyon sana başka bir görev versin ikimiz Ankara ya gidip gelelim yeni görevini kendin seç diye baskı yapmaya başladı halbuki benim kızım o takımın dört yıllık oyuncusu ve halen alt yapının beş yıllık antrenörü benim bu işe girmemi kızıma baskı yaparak Salih bey kabul ettirmişti. Bendede kusura bakmasınlar hiç geri adım yoktur. Tüm bu zorluklarla maçları bitirdim bu zaman da recep bey maçları geç bıraktınız Çanakkale takımlarını bu sene liglere alamayız dedi. Hem söz verdiler maçları başlattılar maçları bitirince de yok deyip tüm çocukların hocaları göz yaşlarına boğdular. Tüm imkanlarımızla federasyon desteksiz maçlara gelelim dediler kabul olmadı. Ben İl Temsilcisi olduğumdan dolayı İl Müdürü yıllardan beri Çanakkale ye gruplar geldiği halde bu sene hiçbir voleybol grubunu kabul etmeyerek Çanakkale esnafına da en büyük darbeyi vurdu. Tüm gözyaşlarını ilgili kimselere yolluyorum. Bir yıl çalışmanın emeğini desten dershaneden kalarak bu çocuklara böyle ceza verilmez hadi biz mücadele ediyoruz ama ya bu çocuklar başarılarının karşılığını alamadığı gibi tüm düş dünyaları da yıkılmış oldu yazık Zafer Irmaklara Yazık İl Müdürüne bu kadar mı menfaatleriniz vardı. Ama alışmışlar deveyi hamutunla yemeye bakanlıkça gelecek müfettişlere de en ayrıntılı bilgilerin verileceğini benim yerime devamlı söylenen isimin Adli makamlarca hangi suçların olduğunu tüm kamuoyuyla paylaşacağım. Bu zorluklara rağmen ben bir okul müdürüyüm otuz kişilik voleybol kız grubumla ve üç çalıştırıcımla dimdik ayaktayız. Saygılarımla. Tahsin Öden”

İşte böyle…
Bu yazımda sadece konuyu masanın üzerine koydum…
Haftaya narkozsuz operasyona (!) başlayacağım !...
Şu “Fazla Atatürkçü olmak”, “Zarf” olayı, engellemeler, tehditler ne demek sorgulayacağım… Evet müfettiş değilim, hakim, savcı da…
Ama iflah olmaz (!) kronik bir voleybol emekçisiyim…
Bu konuyu gerekirse en üst mercilere kadar taşıyacağım…
Çanakkale’mize tüm bunlar hiç mi hiç yakışmıyor…

Adı geçenler cevap haklarını aynen kullanabilirler…
Ayrıca, konularla ilgili ve bilgili herkes bana özel mailimden ( epirden@yahoo.com ) ulaşabilir…

ROMANYA KONUĞUMUZDU…

Romenlerin ünlü plaj voleybolu antrenörü Razvan Ifrim George Catalin’in Balkan ve Avrupa Şampiyonalarına hazırladığı genç çift Prioteasa Lilishor - Simina Cartis, EPİRDEN BEACH VOLLEY, VOLEYBOLX.COM, LION CLUB ENERGY DRINK ve CAAN SPORTS’un davetlisi olarak İstanbul’a geldi ve Burhan Felek Kapalı Plaj Voleybolu Salonunda takımlarımızla 7 maç oynadı…
Kıran kırana geçen maçlarda Hande Üresin – Eda Gizem Uyar ve İzolda Körfez - Özlem Özçelik çiftlerimizle yapılan maçlarda alınan sonuçlar şöyle :

08.04.2013 - Hande Üresin – Eda Gizem Uyar / Prioteasa Lilishor – Simina Cartis 2-1
09.04.2013 - Hande Üresin - Eda Gizem Uyar / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 2-1
09.04.2013 - İzolda Körfez - Özlem Özçelik / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 2-1
10.04.2013 - Hande Üresin - Eda Gizem Uyar / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 1-2
11.04.2013 - İzolda Körfez - Özlem Özçelik / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 1-2
11.04.2013 - Hande Üresin - Eda Gizem Uyar / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 0-2
12.04.2013 - İzolda Körfez - Özlem Özçelik / Prioteasa Lilishor - Simina Cartis 2-0

Razvan Ifrim George Catalin, maçların kendileri için çok faydalı olduğunu ifade etti ve bizleri rövanş maçları için Romanya’ya davet etti…

PLAJ VOLEYBOLUNDA FEDERASYONDAN BÜYÜK ATILIM…

TVF Plaj Voleybolunda yaz boyunca tam 8 açık turnuva düzenleyeceğini açıkladı… 
Türkiye Voleybol Federasyonu Pro Beach Tour Türkiye Kupası Serisi…
Çekici para ödülleri de koymuşlar… Süper haber…
Ancak detaylara inmeye başlayınca ortaya bazı endişeler çıkmıyor 
değil ?... 
Örneğin, bu turnuvada ana tabloda 16 bayan, 32 erkek takım olduğu söylenmiş… Ülkemizde şu an sadece 5 bayan takımı 14-15 erkek takımı var… “Laf olsun, torba dolsun !...” misali, yoldan geçenlerle (!) tablo doldurulması başarı değil, zaten hedef de olmamalı… 
Yabancı takımlara açık söylentisi var ?... Hiçbir yabancı takım 10-12 gün öncesinden afişe edilen bir turnuvaya, hem de uçak ve konaklamasını sağlayarak gelmez ?... Eğer Federasyon ve/veya sponsor bu giderlerini karşılıyorsa, sormazlar mı, “Sen önce kendi ülkenin takımlarının yol ve konaklamalarını karşılayın…” diye ?... Hemen belirteyim, adı geçen, turnuvaya sözde ev sahipliği yapacak otelde sporculara özel (!) konaklama ücreti kişi başı 40 euro, yani 94 lira… 3 Günlük turnuvaya 1 gün önceden gidersen, 4 gün konaklama yapacak, 376 lira verecek !... Otobüsle gidip, dönse, yolluğuyla birlikte ortalama 200 küsur lira verecek !... Etti mi sporcu başı 570/600 lira, yani takım başı 1200 lira ?... Arkasında kulübü veya sponsoru varsa mesele yok !... Bayanlarda ve erkeklerde toplam para ödülü 17.000 liraymış ?... Ancak kaç takım masrafını çıkarabileceği ödül kazanabilir ?... Ayrıca bu organizasyonları resmi kimlik ve kasa gücü akılla birlikte kullanılıp, böyle gözlerden ırak otel plajlarında değil de halkımızın tam içinde, mahşer kalabalıklar içinde oynatılabilse, halkın, gençliğin ilgisi çekilse, dolayısıyla basın ve medyanın birkaç adımla ulaşması sağlansa, dahası sponsorların iştahları açılsa fena mı olur ?... Şu anda soruyorum : “Katılım için kaç takım başvurdu ?...” Cevap : “Daha afişe edeli 2 gün oldu…” Soruyorum : “Yabancı takım katılacak mı ?... Cevap : “Belli değil…” Soruyorum : “Erkeklerde ve Bayanlarda kaçar takıma para ödülü var ve kaçar kuruş ?...” Cevap : “Belli değil…” Daha soracaklarımdan vazgeçiyorum… Yanlış hesaplamıyorsam iddialı (!) turnuvaya sadece 12 gün var… Türkiye Voleybol Federasyonu Pro Beach Tour Türkiye Kupası Serisi’nin başlangıç turnuvasından söz ediyorum ?...

Böbürlenmek istemiyorum ama, EPİRDEN BEACH VOLLEY’de, geride bıraktığımız 20 yılda, konaklamalarını, iaşelerini, yolluklarını karşılayamadığımız tek bir takım olmamıştır… Turnuvalarımız binlerce kişiye oynanmıştır… Hiçbir turnuvamız 3-5 takımla (!) oynanmamıştır… En az katılım, üzüntümüze sebebiyet veren turnuvalarda 12 takımla olmuş ve oynanmıştır…
Bir şeyleri yaparken ya tam yapacaksın, ya da, fark yaratmayıp/yaratamayıp, önceki “Tekil Federasyon” gibi masallar anlatarak milleti mışıl mışıl uyutacaksın ?...
Keşke bu organizasyon zincirine girilmeden önce bana bir danışılsaydı ?... Hoş zaten Federasyona verdiğim reçete zannederim, buruşturulup, çoktan çöpe atılmıştır ya, neyse ?...

TARİH ÇAKIŞTIRMA BECERİSİ…

Organizasyonlarda en fazla dikkat edilmesi gereken nokta tarih tespitidir…
Organizasyonu yapmayı düşündüğünüz tarihlerin dezavantaj yaratabilecek bir başka organizasyonla pişti olmaması gerekir… Bu sadece sporcu ve seyirci açısından değil, o organizasyonu kitlelere taşıyacak basın medya açısından da handikap ve tıkanıklık yaratacak olması açısından oldukça önemlidir…
Son dakika konulan, 26-27-28 nisan tarihlerindeki Türkiye Voleybol Federasyonu Pro Beach Tour Türkiye Kupası serisi ilk turnuvası hem Üniversiteler Ligi play-off karşılaşmaları, hem de Acıbadem Bayanlar ve Erkekler final Serileriyle çakışmakta ?... Bu turnuva tarihleri pekala bomboş bırakılan mayıs ayının herhangi bir hafta sonuna konulabilir, böylece sadece çakışılan diğer organizasyonlardan sıyrılmış olunmaz, aynı zamanda katılmayı düşünecek takımlara da nefes almaları için zaman tanınmış olurdu… 
Yazımı boşu boşuna yazdığımın farkındayım… Bazıları (!) bu işleri çok iyi bildiklerini 
zannediyorlar ?... Sonunda sınıfta kaldıklarını görüyoruz… Tabii iş işten çoktan geçmiş oluyor…

KAR BEYAZI FORMALAR… ARAMIZDAN EBEDİYETE UĞURLADIKLARIMIZ… FOTOĞRAF TARİH KOKUYOR… BENCE BÜYÜTÜLÜP, BURHAN FELEK MABEDİNE ASILACAKLARDAN, NE DERSİNİZ ?...

Saint Michel Lisesi… (1971) Marmara Koleji… Fenerbahçe Lisesi maçı öncesi, takım kaptanı olarak seremonide, rakip takım kaptanına başarılar dilemeğe gidiyorum…

DENİZ İZGİ YAZDI…

Hasan Epirden tam kırk yıllık dostum...
Benimle ilgili bir alıntı yapmış, 
‘Ormanda Sabah’ yazı-fotoğrafımın paylaşımında,
ve yukarıya çekmiş, sürmanşet oluşturmuş...

Sevgili Deniz ;
"Sen insansan biz neyiz …" demiş bir dostun...
Deminden beri bu sorunun cevabını arıyorum, bulamadım...

Bu sözü Mine Çakıroğlu yazmış, yorum kısmına…
‘Sen insansan biz neyiz be Deniz…’
Hasan oradan aktarmış…
………….
Bilmek Yapmaktır der Socrates...

Ben çok özel bir şey yapmıyorum…
Yıllar geçerken öğrendiklerimi söylüyorum...
Öğrendiklerimi yapıyorum...
Oradan bakınca çok zor, çok ulvi görünebilir...
Ama, ama aslında değil...
Çok normal…
Yani ‘Norm’ yani ‘Ölçü’ içinde…
Benim ölçüm bu…
Ne Cennet, ne Cehennem Hesabı…
Ne 40 bakire Huri tarafından karşılanmak, 
ne de Nuri’leri hizmetkar edip,
sonsuz meyvelerden sepet sepet toplatıp,
onları aksırıncaya dek,
tıksırıncaya dek yemek asalak…
Hesap-hayat-cennet ve cehennem burada…
Şimdi bana ‘Norm’dışı diyenlere bu sefer bir sorum var…
‘Neden yahu bu Huri’ler bakire…
Sonra ben mecbur muyum, seçiminde hiçbir katkım olmayan
bu hurilerl, hem de 40 tanesi ile aynı zamanda,
‘Nayda, Nayda, Nanayda’, Kamsutra beşbinyüzseksenaltı,
denemeye…
Ve gene bu dünyadaki gibi bir erkek egemen emperyalizmin,
yenilmez komandosu olmaya…

Akşam asıl muhasebeci, lavabonun üstündeki ayna…
‘Ne yaptın lan bugün’…
‘Sabah 04.00’te kalktım…
Mutfağa gittim, bir Efes Kahveli Bira içtim…
Sonra otel kapılarından birgün önceki ekmekleri topladım…
Ve sonra onları ormana gidip dağıttım…
Sonra tavukçuyu uyandırdım…
Ve sonra… Ve sonra… Ve sonra…
Bilinen her şey, aynı turları saydım’…
Ayna baktı bana…
‘Tamam, anladım…
Ama köpek boku kokuyorsun…
Yıkan ve yat’…

Aysın Önen beni rüyasında görmüş…
‘Ölmüşüm’…
Aysın’la hiç konuşamadım daha, burada okudum…

Aysın ölmemi istemiyor…
Öyle diyor…
Arzu Karadeniz da yorumu yapmış…
‘Çok yaşayacak’…
Tamam anlaştık hep birlikte buralardayız…

Laf lafı açıyor…
Bir oradan bir şuradan…
Hayat gibi…
Hep yol ayrımları, hep kavşaklar…

‘Norm’da kaldık…
Ben kendi ‘Norm’umun doğru olduğunu düşünüyorum…
‘Norm’ dışı olan, 
hem ‘Komşun aç yatarken, sen tok yaşamazsın’ı,
tartışılmaz din emri sayanların, 
aynı Face Hayvanseverleri’nin akşamdan akşama
doğal gazlı evlerinde oturup klavye savaşlarındaki gibi,
bunu Cuma’dan Cuma’ya hatırlamaları…

Ve toparlayalım…

Yaptığım iş, çok n…
Çok eğlenceli aynı zamanda...
Burada iki ana tehlike var...
Birincisi kendini Dünyanın Hakimi Sanmayacaksın ...
Köpekler sana Hav Hav Hav’ diye tezahürat yapınca,
Elerini-parmaklarını yalayınca. Bacaklarına*paçalarına sarılınca,
havalara girmeyecek, transa geçmeyeceksin…
Devrim yapmış bir General havasına bürünmeyeceksin...
‘Ortada sorun var’ diyerek,
kendi sorunlarını çözememiş inzen olarak,
çözüm önerileri üretmenin şarhoşluğuna dalmayacaksın…

‘Önce İnsan’ demeyeceksin…
‘ÖNCE KÖPEK OLUNMALI CANIM,
ÖNCE KÖPEK’ diyeceksin…

Kumanyanı hazırlayıp, onlar kendi yemeklerini yerkenm,
sen de kendi yemeğini yiyeceksin…

Deniz İZGİ

UNUTULMAZ ESERLERDEN…

Söz : Turhan Oğuzbaş Beste : Avni Anıl

Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un… (İspanyol Meyhanesi…) FUNDA Arar’ın muhteşem sesi ve yorumuyla…

Üstat 1992’deki şiir resitalimde “İspanyol Meyhanesi” şiirini okurken…

İSPANYOL MEYHANESİ

Sevgili TURHAN OĞUZBAŞ anısına...

İçinde dinmeyen özlem duyguları, yüreğinde tarifi zor kıpırdanmalar vardı... Sanki yeryüzündeki tüm ızdırap kıvılcımları vücudunu kare kare işgal etmişler, beyninin kıvrımlarında mahsur kalmışlardı...

O artık yoktu yanında... Belki de hiç gelmeyecekti ... Birlikte kadeh kaldıramayacaklar, sesini işitemeyecek, ellerini tutamayacak, ona yaşam veren kırmızı kor dudaklar mazinin derin külleri altında bir rüya misali yok olacak, bulutlar üzerindeki iksirli serüven yarım kalacaktı...

Pardösüsünü giydi... kendini dışarı attı... Karanlıklar kuşattı her yanını... Islak parke taşları sanki o gece kasvet adımlarını zor taşıyordu...

Haksız da değildi genç adam... O nu çok beklemişti... Ve sonunda olanlar olmuş, O nu bekleme gücünü yitirivermişti... Sokakları kırbaç gibi kamçılayan karayel rüzgarı, çiseleyen sulu kar ona işlemiyordu...

Yakalarını biraz daha kaldırdı ve önüne çıkan ilk meyhaneye daldı... O gece İstanbul un tüm meyhanelerini dolaşmaya kararlıydı... O nu kadehlerdeki dudak izlerinden bulmayı düşlüyordu... Hoş... İçtiği her kadeh onu biraz daha yokluk ve sonsuzluk batağına saplıyordu... Ve o bundan zevk alıyordu... O nsuz hayatın ve yaşamanın ne önemi vardı ki !..

Akvaryumlu meyhanede bir ara balıklara sordu O nu... Canı kıyasıya sarhoş olmak istiyordu... Yokluğu bir karanlık gibiydi içinde, ağır ve dayanılmaz...

İspanyol meyhanesinde tahta masalara yazdı O nun adını... Sonra üzerine şarap döküp, çok çok öptü... Şarap O nun dudakları kadar vefasız değildi... İspanyol meyhanesinde toprak kadehlerden içti ellerini yudum yudum... Önceleri bir serinlik kapladı yüreğini, kanını... iliklerine kadar üşüdüğünü hissetti... Sonrasında ise bir orman yangınında eridi dudakları... Ve tüm sokaklarında İstanbul un...sabaha dek O nu aradı durdu...

Ne yana baksa hala karanlıktı... Oysa güzel kadınlar vardı masasında... kendilerinden emin, ince ve uzun parmaklı beyaz kadınlar... Şarap bir yerde o kadınlar gibiydi... İçtikçe başı dönüyordu...O an bütün meyhanelerde kadehler O nun için yıldızlara uzanıyordu...

Bir gitar alacakaranlıkta ilk serenadı O nun için yapıyordu Madrit te... Madrit te şarap renkli horozlar ötüyordu... O nu görür gibi oluyordu... Boğazına bir şeyler düğümleniyordu... Üşüyordu... Yorgundu üstelik...

Soğuktu İspanyol meyhanesi... Loştu... Ve o an bütün meyhanelerinde İstanbul un... sevenler sar-hoş-tu...

İspanyol meyhanesinde ne şömine vardı, ne beyaz halılar... Ama içtiği her kadehe O nun kokusu sinmişti...

Başı dönüyordu... İstanbul u yıkmak geçiyordu içinden... Çaresizliğin böyle korkunç olduğunu hiç böyle bilmezdi...

Bir garson, haline bakıp, anladı yıkılmış olduğunu... Canı yeşil şarap istedi..."Yok" dediler... Sonra O nun gözleri aklına geldi... Oturup bir tahta tabureye, ağladı... İspanyol meyhanesinde kadehlerce O nu yaşadı...

En güzeli O nu sevmekmiş meğer... ölesiye... delice... korkunç... Fırınlarda O nu aramakmış "ekmek" diye... O nu beklemekmiş meğer, en güzel ölümü bekleyen hastalara inat...

Eski bir meyhane şarkısını hatırladı ve mırıldandı... Sonra O nun yemyeşil gözlerini düşünüp, kadehlerce yeşil yeşil yandı...

Biliyordu... Bir gün O da gelecekti İspanyol meyhanesine... Bir gün O da çılgın gibi sarhoş olacaktı... Sevdikleri şarkıları söyleyecekti... İşte o an Yeşilköy e bin güneş doğacaktı şarapsı gecelerinden... Yanında kadınlar varmış... inceymiş... beyazmış... güzelmiş üstelik... O yoktu ya ?... Ellerini tutamıyordu ya ?... Şarabı O nunla aynı kadehten içemiyordu ya ?... Vız gelirdi dünya !...

Yorgundu... Bitkindi... "Beni unut artık" diye mırıldandı... "Söyle garsonlara...Beni kırılmış bir kadeh gibi bıraksınlar !.." diye ekledi...

Adları O günden beri o tahta masada kaldı...

Doğruldu... Sendeleyerek kapıya yürüdü... Yere dökülmüş şaraplara güneş doğuyordu...

Hala O nu unutamamıştı...

MANTIKSIZ BİR HAKSIZLIK MI ?...

Geçenlerde İzmir’den öfke ve sitem yüklü bir mektup aldım… Federasyonumuza pas ettim, geri dönme lütfunda bulunan olmadı… Bu sorulara cevap vermesi gereken onlar ?...

Noktası, virgülüne dokunmadan paylaşmayı uygun buldum…

“Çok Değerli Hocam;
İzmir Gültepe Kültür spor olarak 3 Yıldır Bayan Voleybol takımı olarak ilk yıl Büyük Bayanlarda, iki yıldır da bölgesel Ligde mücadele ediyoruz. Bu sezon izmirden 6 takımın katıldığı grubumuzda 10 maçta 7 galibiyet ve 19 puan toplayarak grubumuzda 3. olduk. Türkiye bölgesel Liginde 22 grupta en çok puan toplayan 2 takımdan biri olmamıza rağmen Voleybol federasyonunun anlaşılmaz bir tutumu ile Playofflara alınmadık. Yerimize 17 ve 15 puanlı takımlar alındı.Bu durumu içimize sindiremiyoruz.
Federasyonu bu tutumunu doğru bulmuyoruz. Kısıtlı imkanlarla izmirin en fakir semtinden çıkardığımız takımımızla yılların takımlarına karşı mücadele ettik. Ucuz toplarla, tek forma ile mücadele ettik. Ama ezilmedik. ikinci sezonumuzda İzmirspor, Ra spor, TEİAŞ ı geçtik. Playofflara çağrılmayı hakettiğimizi düşünüyorduk. Hakkımız yendi. Maçlar bittikten sonra kurallar değiştirildi. En fazla puan ve galibiyeti olan takımların play offa alınacağı deklere edilmesine rağmen buna uyulmadı.
Bunu size neden yazıyoruz:
Adayım Mutlugil diye seçim öncesi yazdığınız yazınızı bu gün gibi hatırlıyorum. Buyurun Mutlugil Federasyonunun bir uygulaması.
Kulüp olarak bu gün itibari ile Voleybol Şubemizin faaliyetlerine son verdiğimizi üzülerek bildiriyorum. Umarım bize bu haksızlığı yapan insanlar bir nebze bile olsa düşünürler.
saygılarımla

Op.Dr.Deniz Bengin Arslan
Gültepe Kültürspor Voleybol Şubesi Sorumlusu

BU NE BİÇİM MİLLİ FORMA ?...

Çek Cumhuriyeti´nde gerçekleşecek Bayanlar U20 Dünya Şampiyonası hazırlıkları için Çek Cumhuriyeti ne giden Genç Bayan Milli Takımımız, Çek Cumhuriyeti Milli Takımı ile hazırlık maçları oynadı…
Federasyonumuzun resmi sitesinden ve gönderdiği bültenlerden takip ettik…
Ancak kafam üstteki fotoğraftaki kapkara formalara fena takıldı… 
Milli Takımlarımızın sponsoru “errea”nın mütevazı, sponsor Vakıfbank’ın ise sponsorluğunun hakkının (!) verildiği boydan boya logolarını taşıyan formada minnacık bir ay-yıldızın dışında ne renk ne de dizayn olarak bir Milli forma görüntüsü yok… Benim nazarımda tek makul açıklaması olabilir, Reyhanlı’da kaybettiğimiz vatandaşların yası ?... O da mümkün değil ?... Formaların “errea”dan teslim alındığı tarih çok öncesi... 
Forma neredeyse Vakıfbank Bayan Voleybol takımı forması… Açıkçası sponsora resmen torpil geçilmiş…
Araştırdım, bu formanın, az bir zaman biriminde acele eden “errea”dan ısrarla talep eden Federasyonumuza firmanın eldeki stoklardan (!) verildiğini öğrendim… 
Sizleri bilemem ama bu sıradan formayı içime sindiremedim… Bizim renklerimiz kırmızı-beyaz...
Bu forma Milli takıma giydirilemez, giydirilmemeli !... Hele milli duygularımızın en üst düzeye tırmandığı bir zaman biriminde
Milli takımlarımız mahalle takımı değil ?... Kulüp takımı hiç değil ?... 
Bu formanın savunulacak hiçbir tarafı yok !...
Milli hislere haiz her Türk evladı benim gösterdiğim tepkinin mislisini gösterir…
Çok üzüldüm…

PLAJ VOLEYBOLUNDA YANLIŞLAR ÇOK !...

Federasyonumuz göreve başlarken, plaj voleybolunda çok iddialı vaatlerde bulundu…
Heyecanlandık… Sevindik… Umutlandık !...
Sayın Başkanın daveti üzerine Ankara’da kendisiyle çok özel ve önemli bir toplantı yaptık, özenle hazırladığım, genelde köşemden de yayınladığım, plaj voleybolumuzu şaha kaldıracak dosyamı kendisine sundum…

Halen organizasyonlarda strateji hataları gözlemliyorum…
Büyük ödüller veriliyor süsü var ama gerek erkeklerde, gerekse bayanlarda ilk sıranın haricinde verilen para ödülleri sporcuların masraflarını bile karşılamamakta, böylelikle katılım cazibesi yok olmakta…
Federasyonumuz, takımların yol, konaklama ve iaşe giderlerine elini sürmemekte…
Bugüne kadar yapılan 2 turnuvada her sporcu 600 ila 800 lira para harcamışlardır… Bu takım başı 1200 ila 1600 lira yapar… Bu katılan her takım için geçerlidir…
Şimdi Federasyonumuzun bahşettiği (!) ödüllere bakalım…
1. takım 2000 TL (800 ila 400 lira karda…)
2. takım 1300 TL (100 lira karda veya 300 lira zararda…) 
3. takım 800 TL (400 ila 800 lira zararda…)
4. takım 500 TL (700 ila 1100 lira zararda…)
5. takım 200 TL (1000 ila 1400 lira zararda…)
6. takım 200 TL (1000 ila 1400 lira zararda…)
Sonraki sıralanan takımlar külliyen zarar/yıkım…
Tüm turnuvaların şartları bu şekilde, hatta ödülleri daha düşük olanlar var ?...

Şimdi şu soruma Federasyonumuzdan cevap bekliyorum…
“Plaj voleyboluna bu şekilde, yani bu sistemle (!) nasıl cazibe kazandıracak, nasıl geliştireceksiniz ?...
Kimse bana erkeklerde katılımını 2-3 takım, bayanlardakini ise 5 takım fazlaştırdık diye böbürlenmesin ?... 
Salondan gelen, tatilci (!) sporcular geri dönünce eski tas, eski hamam kalınır, kimse kandırılmasın ?...

Ankara’da turnuva yapılıyor, Volley Hotel’de yer yok !... Yanı başındaki Öğretmenevinde yer yok !... Çevre otellerinde yer yok !... Federasyonun büyük organizatörüne (!) ulaşıldığında, “Bana ne ?...” diyebiliyor ?... Lisans ve katılım ücreti dahil tüm şartları yerine getirilmiş bir takıma, bilgi edinmek için sordukları bir soru sonrası fütursuzca azarlayabiliyor, daha da ileri giderek “Üstünüzü çizerim !...” diye tehdit etme cüretini kendisinde bulabiliyor ?... 
Kabalığın daniskası…
Federasyonumuzun şahsıma yaptığı bir davet ayıbı sonrası tüm davetlerine ve de organizasyonlarına katılmama kararı aldım… İyi ki de almışım ?... Bu yaştan sonra bu tip erozyona uğramış kimliklerle uğraşacak ne vaktim var, ne de kişiliğim izin verir ?...

Şimdilik burada el frenimi çekiyorum…
Haftaya bazı parantezleri açacağım…

NİCE YILLARA TSYD…

TSYD 50. yaşını çok görkemli bir geceyle kutladı…
Başkan Naci Arkan ve Oğuz Tongsir ev sahipliğini en mükemmel şekilde yaparlarken, emektarlara onur nişanları dağıtıldı, duygusal anlar yaşandı…
TSYD’ye “Nice Yıllar…” diyor, Başkan Naci Arkan ve şahsında Türk sporuna emek vermiş tüm spor yazarlarını kutluyorum… 
Fotoğrafta Başkan Naci Arkan, Türk sporunun en kıdemli basın mensuplarından Erdoğan Arıpınar’a 50. Yıl Kurucu Ödülünü verirken görülüyor…

50 YILIN OTUZUNDA İMZASI VAR…

Cengiz Tokgöz…
Sadece Türk voleybolunun değil, Türk sporunun önde gelen basın mensuplarından…
Onu 1974 yılından beri, 39 senedir iyi tanırım…
Daima doğrudan yanadır…
Dili keskindir, kalemi sivridir…
Ama sapına kadar delikanlıdır…
Onu hiç bu kadar karizmatik görmemiştim…
Sanki dünyanın en seçkin modacılarının başında gelen Pierre Cardin gelip, kendi eliyle giydirmiş ?...
Bayrağımız renkleri, al ceketi, beyaz gömleği ile katıldığı TSYD 50. Yılı gecesine renk kattığı ortada ?…
Kendisine verilen 30. yılı nişanı, gecesine belli, onur katmış ?...
Yüzünden nasıl da okunuyor ?...

16.04.2013 / Aktarım anında 1200 kez okunmuştur


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.