sanalbasin.com üyesidir 6
Hozzt satış
Hozzt Satış Ortaklığı
  • 27 Şubat 2016, Cumartesi 15:50
Hasan UğurEpirden

Hasan Uğur Epirden

BAŞARISIZ OLMA BAŞARISI… T ve F

BAŞARISIZ OLMA BAŞARISI…

Federasyon, başarısızlıklarının faturasını doğruları yazan basın mensuplarına kesmeye başlayarak, bu güne kadar emsali görülmemiş bir intikam uygulamasına girişmeye başladı…
Şahsım ilk nasibini (!) alan olmuştu… Beni yılların duayeni Cengiz Tokgöz takip etti… Sıra şimdi de M. Korhan Gün’e geldi… Bakalım sırada kimler var ?...

Desteklerimizle göreve getirdiğimiz, ancak geçen 1 yıllık sürede yanlış icraatlarıyla bizleri hayal kırıklığına uğratan, maalesef yetersiz kalan Özkan Mutlugil Federasyonunun hala tek bir basın toplantısı yapmaktan kaçınması, sorularımıza da cevap vermeme aymazlığının yanı sıra programsızlığı, hedefsizliği, kapalı kapılar ardında sanki özel bir şirketmişçesine kendine buyruk zayıf yönetimi voleybolumuzun çok büyük bir çoğunluğunun tepkilerine yol açmış bulunmakta…

Basın özgürlüğünü, anti demokratik bir anlayışla kafalarına göre cezalandırmaya çalışarak ayırımcılığa soyunan Başkan ve üyeleri ayıplıyorum…
Yaptığım çok özel ankette camiamızın % 82’si tarafından “Başarısız” ve “Çok başarısız” bulunan Federasyonu bir tek kişinin bile “Başarılı” bulmaması, % 10’unun ise sadece fena bulmadığını (!) belirtmesinden ders çıkartmayan Federasyon zoru başararak, başarısız olma başarısına imza atmış bulunmaktadır…

Başkan Özkan Mutlugil ve yol arkadaşlarına buradan gene sesleniyorum… Madem ki bizim doğrularımızı yanlış olarak (!) nitelendiriyorsunuz, gelin, arkamızdan konuşmayı bırakın, dilediğiniz yerde ve şartlarda basın/medya ve kamuoyu önünde mertçe karşıma çıkın, tartışalım ?... Onlarca soruma cevap verin ?... Bundan neden korkuyor, kaçıyorsunuz ?... Gelin, tezlerimi, iddialarımı çürütün ?... Bunu yapmadığınız, kaçtığınız, sessiz kaldığınız sürece zaten azalan güvenirliliğinizi tamamen kaybedecek, üstüne üstlük Türk voleyboluna kan ve irtifa kaybettirme vebali altında kalmaya devam edeceksiniz…

Turnuvanın elle tutulur tek bayan sporcusu Norveçli tek yabancıydı… Durup, partnerini seyreden ve zıplamadan blok yapan 2 final oyuncusunun da kadraja girdiği enstantanede Norveçlinin stilinden gerçek bir plaj voleybolu oyuncusu olduğu görülüyor…

TVF’DEN ZORLAMA PLAJ TURNUVASI…

Türkiye Voleybol Federasyonu tarafından, düzenlenen, yeri önce Caddebostan olarak afişe edilen, sonrasında turnuvaya sadece 1 gün kala duvara çarpınca (!) mecburiyet karşısında hatırlanan Kalamış tesislerine kaydırılan, 15.000 liralık ödüllü Plajın Kralı / Kraliçesinin seçileceği anonsu yapılan koca (!) Plaj Voleybolu Türkiye Şampiyonası, katılım azlığı nedeniyle, saçma sapan, uyduruk bir statüyle yapıldı…
Para ödülüne rağmen rağbet görmeyen Türkiye ön adı verilen, sadece 1’i yabancı 7 bayan, 16 erkek sporcunun katılımıyla gerçekleştirilen turnuvanın Türk Plaj Voleyboluna ne kazandırdığını birileri bana anlatsın da plaj voleybolu kültürümü geliştireyim ?…

VAH PLAJ VOLEYBOLUMUZ VAH ?...

Yaz sezonunun son Plaj Voleybolu turnuvası… Üstelik sözde Plajın Kral ve Kraliçeleri belirlenecek… 
Organizasyon bir harika…
Yukarıda belirttiğim gibi Caddebostan’da afişe edilen turnuva, herkesten sır gibi saklanmaya çalışılan bir sebeple (!), 1 gün kala, bu güne kadar beğenilmeyen (!) Kalamış Gençlik Merkezi Plaj Voleybolu Kortlarına alınıyor… (Bu konuyu önümüzdeki hafta paylaşacağım…) Değişikliği bilmeyenler Caddebostan’ın yoluna koyuluyorlar… Federasyon’dan bir açıklama, bir özür yok !... Aslında kulağıma gelenlere göre işin doğrusu şu : Bizim çok becerikliler ve müthiş tecrübeliler çok kalabalık olur diye Caddebostan’ı düşünüyorlar… İzinleri de hallediyorlar… Ancak karayolundan kum nakliye iznini sadece kamyon için alıyorlar… (15/20 ton) Ancak kum taşımacılığını TIR’larla yapmaya kalkışınca mevzuata takılıyorlar… Zaten organizasyona nereden, nasıl sponsor olduğu belli olmayan (!) İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üst düzey bir yetkilisi de bunun sadece trafik Müdürlüğü açısından değil, Karayolları ve o tonajdaki araçların (70/80 ton) alana çökmeler başta olmak üzere büyük hasar vereceğini açıkça ifade etmiş ?... Yanlışsa düzeltme yapsınlar, aynen paylaşayım ?...

Aslında bence iyi oldu, büyük beklentilerle yapılan, ancak kaderine terk edilen Kalamış Sahaları da bu vesileyle metazori de olsa hatırlanmış, renklenmiş oldu… Hakkını burada da vermek gerek, o tesislerin meydana gelmesinde eski Başkanın çok emeği var !...

Erkekler için sözüm yok… Klasik takımlar hazır kıta… Ya Bayanlar ?...
Tüm sezon ter dökmüş, Federasyonun puan klasmanında yer alan ilk 10 sporcudan sadece 4. sıradaki Ayşe Aydın var… Diğerleri katılmaya lüzum görmemiş, masraflara gücü yetmemiş veya yaz tatilleri (!) sona ermiş ?... 6 Kızımız, sporcu azlığından, çakma bir statüyle birbirleriyle oynatılıyorlar ve diğerlerin aksine, plaj voleybolunun biraz hakkını veren konuk Norveçli sporcu “Kraliçe” ilan ediliyor… Final adı altında (Ki sezon finali…) oynanan maç evlere şenlik… Hem de dediğim gibi Türkiye Şampiyonası diye şişirilen ?... Federasyon, Kral ve Kraliçesine (!) bırakınız taht, pelerin asa, (Masraflı şeyler…) hiç olmazsa birer taç takar ?...

Bu maçı naklen yayınladığına sanırım yayıncı kuruluş bin pişmandır ?… Bu maçı tam kadroya yakın seyreden Federasyonumuzun ağır toplarını (!) bilemem, belki çok eğlenmişlerdir (!) ama ekrana göz atan bazı firma üst yetkilerinin azıcık olsa sponsorluk düşünceleri vardıysa da eminim bu yayından sonra yok olmuştur ?... Üzülerek söylüyorum, ben olsam, sponsorluk için “Topaç Çevirme Yarışması”nı tercih ederdim…

Plaj voleybolumuzun içi anca bu şekilde boşaltılır, vizyonu ancak bu denli karartılırdı ?... Çok üzülerek, hatta kahrolarak söylüyorum, bu cici kızlarımıza yurt dışı vizesi ancak turistik seyahat için verilebilir ?... Ama daha önce de gördük ki Milli forma ile abiye büstiyer bazen karıştırılıyor ?...

İşte, bir başarısız olma başarısı daha… Hem de dev bütçelerle, sınırsız olanaklarla ?... Federasyona soruyorum, bu başarısızlık başarısını elde etmek için bu güne kadar ne kadar para harcandı ?... Ve gene soruyorum, Türk Plaj Voleyboluna ne kazandırıldı ?... Bana hesap vermekten imtina edeceksiniz, eminim… Bari, kamuoyuna saygı duyarak, vicdanen açıklayınız ?...

Özkan Mutlugil Başkan kardeşim, sonunda sizin elinize tutuşturduğum planı uygulayacaksınız ?... Uygulamamakta direndiğiniz her zaman birimi Plaj voleybolunu aşağıya çekeceksiniz, vebali sizden sorulacak, bunu bilin !… Gelin, daha fazla bilgiçlik taslamayın, inat etmeyin, tecrübeli ağabey sözü dinleyin, başarın, alkışlanın !... Dua, teşekkür, taltif istemem !... Hele bu saatten sonra ?...

ÖNERİM BİR GERÇEKLEŞTİRİLSE ?...

Mart ayı başında, Ankara’da, daveti üzerine Başkanımız Özkan Mutlugil’i ziyaret etmiş, emeklerini gördüğüm, oraya yakışan, Plaj Voleybolu Koordinatörü Erkal Taş kardeşimle de görüşmüş, bire bir yapmış olduğum bu toplantılarda onlara reçete niteliğinde “Plaj Voleybolunun Gelişimi Dosyası” takdim etmiştim… O dosyada yer alan en önemli 2 husus kısaca, salon takımlarına kademe kademe plaj voleybolu takımları kurma mecburiyetinin getirilmesi, Plaj Voleybolu Merkezi ve etrafında pilot bölgeler kurulması önerilerimdi… Böylelikle, iddia ediyorum, takım adedi inanılmaz artacak, ilgi tavan yapacak, basın/medya bu sporumuza çok daha sıcak bakacak, sponsorlar birbirleriyle yarış edeceklerdir…
İddia ediyorum, dediğim yapılmadıkça plaj voleybolunda gelişme olmaz, patinaj yapmaya devam eder, sadece kendimizi kandırmakla kalırız ?... 
Beni dinleseler, dediklerimi aynen uygulasalar, Plaj Voleybolunda Dünya Şampiyonaları ve Olimpiyat Oyunlarında boy gösteremememiz için neden olmaz !...
“Dost acı söyler !...” derler…
Ve ben sapına kadar bir voleybol dostuyum…
Acı ve sert konuşsam da…
Özümseyebilme yeteneğinin ve iyi niyetin birlikte devreye girmesi her şeyi çözer ?... 
Hala beklemedeyim ?...

KARABIYIK SONUNDA KONUŞTU…

Bir TV kanalının Voleybol programına konuk olan Eski Voleybol Federasyonu Başkanı Erol Ünal Karabıyık, kendisini zorlamaya çalışan sunucuya rağmen fazla çarpıcı açıklamalarda bulunmadan, ekranda sembolü kara bıyıklarıyla (!) hoş sohbet bir 40 dakika gözüktü, ve tartışmasız çok iyi bir hatip olduğunu bir kez daha gösterdi…

Seçimde 3/2 delegenin kendisine söz verdiği halde, yukarılardan (Bakan ve GSGM’yi kastediyor) müdahaleler, 10-15 gün kala da bazı karşılanamaz illegal taleplerinin olduğunu, bu safhada baskılarla karşılaştığını, ciddi usulsüzlük yaşandığını, seçimi bu yüzden kaybettiğini iddia etti, “Çok ilkeli durursanız, kaybedersiniz !... Seçimden çekilebilirdim, ancak bu sefer beni sorumlu görecekler, ben kötü olacaktım…” yorumunu yaptı…

İstanbul 2020’nn avucumuzun içinden kaçmasında da politik sebeplerin rol oynadığına işaret eden Karabıyık, “Tüm branşlarda ciddi anlamda özerkliğe müdahaleler var !...” ifadesini kullandı…

Genel Kurul sonrası, yeni yönetimin icraatıyla ilgili konuşmak istemediğini söyleyen Karabıyık, ancak aradan 1 yıl geçmiş olması nedeniyle voleybol camiasında değerlendirme ve eleştirilerin başlamasının doğal olduğunu, bugünkü Başkanın ve ekibinin belirli vaatlerle göreve geldiğini, verilen sözleri tutmadığını vurguladı, “Türk voleybolu büyümüyor, dünya voleybolu küçülüyor…” diyerek kendi dönemlerindeki başarıları küçümseyenlere göndermede bulundu, “Dünya Voleybolu Genel Kurul sonrası birden bire büyümeğe mi başladı ?...” dedi…

Anadolu’da salonlar vaat edildiğini hatırlatan Karabıyık, “Bırakın meydana getirmeyi, kaçının temelleri atıldı ?...”sorusunu yöneltti…

Yeni yönetimin borç devraldıkları iddiasına da tepki gösteren Karabıyık, “Federasyonu devraldığımız zaman 800 bin lira borç vardı… 6,5 yılda 5 milyon nakit, 2012 sonuna kadar da protokolları yapılmış 15 milyon net alacakla birlikte tam 20 milyon devrettik… İdari yapılanma dahil tüm hedeflere ulaştık… Vaat ettiğimiz her şeyi gerçekleştirdik… 20’ye yakın salon inşa ettik, plaj voleybolu kortları yaptık… Oteller meydana getirdik… Tüm bunları 10-12 ay içerisinde gerçekleştirdik… Mini voleyboldan tutun, 3. liglere kadar sponsorlar birbirleriyle yarışır duruma geldi… Geldiğimizde olmayan Türkiye Kupasını yeniden hayata geçirip, prestijli seviye kazandırdık… Kim tüm bunların aksini iddia ediyorsa, çıkar hesabını belgeleriyle veririm…” dedi…

KARABIYIK AÇIKLAMALARINA YORUMUM…

Karabıyık’ın plan ve programına, odaklandığı hedeflere, meydana getirdiği tesislere, TVF Lisesine, bütçe zirvesine ve de en önemlisi Hükümet’in spora etik olmayan çirkin müdahalelerine seçimi kaybetme pahasına karşı dik duruşuna her aklı selim voleybol sever gibi şapka çıkarıyorum…

Benim ona eleştirilerim, her yerde ve zamanda “Tek Adam” olma özentisine, “Dediğim dedik !...” inadına, plaj voleybolundaki dibe vuran başarısızlığına, yılan hikayesine dönen, kandırmaca Alanya Avrupa Plaj Voleybolu Merkezi masalına, Türk antrenörlerine sırt çevirmesine, basını takmamasına, MHK’yı sarsak ellere teslim etmesine, mini voleybol projesini hayali beklentiler üzerine kurmasına, mevcut TVF logosunu bayrak kanununu hiçe sayarak yenilemesine yönelikti…

Karabıyık gerçekten Başbakan gibi, çok az politikacıda bulunan bir özelliğe sahip : Hatiplik… Sakin, kendinden emin, güvenilir konuşmalarıyla karşısındaki muhaliflerini bile etkileyebilecek bir yapıya sahip… 
Bence seçimi kaybetmenin sinirini ve hırsını üzerinden atamamış… Ben o halini yüzünün derinliklerinde gördüm… Belli yeni Federasyonu gölge gibi takip ediyor… Gelecek Genel Kurul’da mutlaka adaylığını koyacak… Kazanıp, koltuğu tekrar devralarak intikam (!) almayı düşünüyor…

Ancak, iddia ediyorum, ne Erol Ünal Karabıyık’ın, ne de Özkan Mutlugil’in tekrar o koltuğa oturma şansları yok denecek kadar az !... Bunu lütfen yazın bir tarafa…i

Bende büyük çoğunluk gibi mevcut Federasyona güvenimi maalesef kaybetmiş bulunuyorum… Türk voleybolunun yeni bir yapılanmaya gereksinimi vardır… Bunun için kafamdaki formül, önce voleybolumuzu her yönden zirveye taşıyacak, ehil, zaman ayırabilecek, cesur, güvenilir, tecrübeli, lisanı olan, yıpranmamış voleybol adamlarını bir araya getirmektir… Bu mümtaz grup aralarında Başkanlarını seçmeli, yönetime aday olmalıdır… Bu konuda daha geniş bilgileri, yakında sizlerle paylaşmayı düşünüyorum…

Bu arada hala Federasyonumuzdan Basın Toplantısı çağrısı bekliyorum… Sorularımız hala cevapsız ?... Cesaret ve yüreklilik lütfen ?... Neden kaçıyorsunuz ?... Bizler sizlere seçimde büyük destek vermiş voleybol emekçileriyiz… Eğer şimdilerde sizi bu denli eleştiriyorsak, demek ki ya bizde, ya da sizde bir rahatsızlık var ?... Gelin aramızdaki hastayı hep beraber bulalım, tedavi edelim ?... Daha fazla kronikleşmeden ?... Bu bir nevi saygıya da davet ?...
O çok özlediğimiz, unutulmaya yüz tutan saygıya ?.

ERKEK MİLLİ TAKIMIMIZA ÖTEKİ DÜNYADAN, CENNET MİLLİ TAKIMIMIZDAN CİDDİ MAÇ TEKLİFİ VAR !...

Sürekli kampta olan ve her gün çift antrenman yaparak formunun zirvesinde kalan Cennet Milli Takımımız dişlerine göre olmasa da Avrupa 13.sü Erkek Milli Takımımızla ter dökmek arzusunda olduklarını vurgulayan Basın Sözcüsü Ömer Faruk Arkın, teklifleri TVF tarafından kabul gördüğü takdirde gelecek kafileyi açıkladı...

Cennet Voleybol Federasyonu Başkanı : VAHİT ÇOLAKOĞLU
Kafile Başkanı : SİNAN ERDEM 
Onur Konukları : ŞAKİR ECZACIBAŞI, TUNA BALTAIOĞLU
İdareciler : MENO ZAMBOĞLU, AZİZ YÜCEGÜNEY, BİLGİN PEREMECİ, NECLA EVREN
Doktor : EDİP KÜRKLÜ
Hakemler : VALENTİN HOLYAVKİN, NEJAT ALTAV, ÖZDEMİR GÖZÜODLU
Teknik Direktör : AYHAN DEMİR 
Antrenör : MEMET FUAT BENGÜ
Sporcular : DEĞER ERAYBAR (K) - HALDUN BAZLAR - ALPER BAŞARAN - İBRAHİM VURAN - VEYSİ DİKEÇ, PAİDAR DOBRA, LUİ ŞALABİ, DENİZ ESİNDUY, İSMAİL VURAN, OKTAY KÖKTEN, PAİDAR DEMİR, ARAS GÜVERCİN...

Cennet Voleybol Federasyonu Başkanı Vahit Çolakoğlu, “Gününüzde maddi, manevi o kadar çok avantajlarınız var ki, bunları biz yaşasaydık, Dünya liderliğine oynardık…” diyerek dikkat çekti…

Teknik Direktör Ayhan Demir ve antrenör Mehmet Bengü, “Türk antrenörlerine güvenmeyenler, onların yerine ithal antrenör getirenlerin alınan sonuçlardan ders çıkarmalıdırlar…” diyerek dikkat çektiler, “Özkan Mutlugil oğlumuz umarız bu yanlışından vazgeçer ?...” göndermesinde bulundular…

Takım kaptanı Değer Eraybar, her ne kadar arada nesiller farkı dolayısıyla voleybolda fizik, taktik ve teknik olarak çok büyük farklılıklar olsa bile güçlerinin ve özlemlerinin bu farklılıkları kolayca kapatmaya yeterli olduğunu öne sürerek, “Çocuklarımız aslında çok iyiler ancak Federasyonun yıllardır yaptığı yanlış antrenör tercihleri yüzünden beklenen performansı sağlayamamaktalar… “ dedi…

Bayan Milli Takımımızın mimarı Deniz Esinduy ise, “Bıraktığım miras yabancı ellerde çarçur edildi, çok üzülüyorum…” mesajını gönderdi…

Unutulmaz hakemimiz Nejat Altav, “Türk Voleybol Hakemlerimizin Uluslar arası arenada büyük başarıları bana ve buradaki arkadaşlarıma büyük zevk veriyor, onlaın hepsinin gözlerinden öpüyoruz…” diyerek memnuniyetlerini dile getirdi…

Olası maçın şifresiz (!) yayını için CENNET TV hazır olduğunu belirtti...

Bu arada maçı gelip, seyretmek için CENNET AIR e rezervasyon yapan grup da şöyle :
Adem Dokur, Ahmet Aktaş, Ahmet Dikeç, Alaettin Güneş, Aleksandr Holyavkin, Ali Topçuoğlu, Anuş Bakış, Aral Sürek, Aslan Üst, Aşkın Tuna, Atilla Bostancıoğlu, Atilla Boronkay, Avram Barokas, Ayşe Himmetoğlu, Bahattin Karaca, Basri Baba, Benjamin Novaro, Bumin Bayer, Celal Çavdaroğlu, Cemil Karahan, Cumhur Atılgan, Ecmel Tercan, Edip Özkılıç, Ekmel Özver, Ercüment Uçarı, Erdoğan Kutkan, Erdoğan Partener, Erdoğan Sezgin, Ergin Akıncı, Ergün Erdiner, Erol Özen, Faik Edgü, Faruk Aşkan, Fazıl Kafadar, Ferruh Erez, Fikret Saygınsoy, Fevzi Akkan, Fulay Cankat, Gökalp Topçam, Gültekin Gürel, Haktan Kaymaz, Hasan Salgır, Hasan Sözen, Hatice Coşkunkaya, Hayrettin Nilsu, Hayri Karabilgin, Hilmi Tükel, Hüseyin Altuncu, Hüseyin Arıboğan, Hüseyin Aynuksa, İbrahim Sarıtürk, İbrahim Selet, İhsan Uras, İlhan Akar, İlhan Önder, İrfan Özkonuk, Kahraman Bağatır, Kamil Tekdamar, Kazım Güzel, Kemal Türen, Kemal Uslu, Lidya Kostanda, Lui Şalabi, Marsel Şalabi, Mehmet Ali Yalım, Mehmet Kadiroğlu, Mehmet Kaya, Mehmet Ülkütaşır, Metin Bıkmaz, Metin Filmer, Mesut Kişisel, Mustafa Doğan, Muzaffer Tuncalp, Necdet Türkantoz, Necdet Altınel, Necdet Oktay, Nedret Aloğlu, Nejat Görman, Nusret Vuran, Oktay Enünlü, Orhan Cürdaneli, Orhan Sönmez, Orhan Yamanoğlu, Osman İdikut, Özdemir Nişancıoğlu, Paidar Dobra, Paidar Demir, Pavlo Ditkowski, Rafet Hamurcuer, Recep Ogan, Sabahattin Erman, Sacit Seldüz, Sadi Gülçelik, Salih Al, Sarper Kartal, Semih Atalay, Sezai Türkeş, Sırrı Sümer, Suat Kesim, Sedat Erener, Sema Bora, Siray Özgüden, Şahap Yeşerenyuva, Şeref Tunca, Şevket Güventürk, Teoman Sepken, Tevfik Aynel, Tunç Başaran, Tunç Kurtböke, Turan Hakkut, Turan Şar, Turhan Erdil, Türker Topel, Ünal Barkoy, Vedat Ertan, Yılmaz Akınlar, Yılmaz Eser

MALATYA’DA YOLSUZLUK…

Geçenlerde çok ciddi bir mektup aldım… Federasyon’a direk yazılmış olmasına rağmen, çok çirkin ve haysiyetsiz bulduğum, emek hırsızlığı olarak gördüğüm bu davranış zincirini ibret olsun diye yayınlıyor, takipçisi olacağımı paylaşıyorum… Benzer duyumlarım da var… Lütfen korkmayın, paylaşın, gerekenler yapılsın… Bana epirden@yahoo.com adresimden ulaşabilirsiniz… İşte o mektup :

“SAYIN BAŞKAN VE ÜYELERİN DİKKATİNE !!!
Malatya ili voleybol il temsilcisi ve MHK alt kurul üyesi Mehmet aslan il temsilcisi olduğu süre zarfında çeşitli yolsuzluk ve usulsüzlükler yaptığı (tarafımca şikayet edildiği) ve bu şikayet konusunun görevlendirilen müfettiş tarafından araştırılması sonucunda bazı hakem ücretlerinin il temsilcisi tarafından ödenmediği, il temsilcisinin aynı maçta hem gözlemci hem de il temsilcisi olarak ücret aldığı, resmi olarak il dışında görevli gözlemci olarak bulunduğu zamanda bile kendi ilinde oynan amatör voleybol maçlarında il temsilcisi olarak ücret aldığı ve resmi evrakta sahtecilik yaptığı müfettiş raporu doğrultusunda ispatlanmıştır. Bu raporun TVF’nin ilgili kurula gönderildiği bilinmektedir. 
Söz konusu il temsilcisi Mehmet ASLAN hakkında işlem yapılmadığı takdirde bölge idare mahkemesine başvuracağımı bildirir, saygılarımı sunarım.
Ahmet OLTU”

Plaj voleybolumuzun gelmiş, geçmiş en iyi voleybolcusu : ÇİĞDEM KAPLAN EPİRDEN 1998 KUŞADASI Etap Turinuvasında Nur’a blok yaparken… 
Kenardaki sponsor reklam bannerlarına dikkatinizi çekiyorum…
Federasyonunuzun kulakları çınlasın !... 
Bu sponsorlar nerede ?... Ya sporcular ?... 
Cesurca sorgulamak gerekir !...

PATIRTIDAN SESSİZLĞE YUMUŞAK (!) GEÇİŞ…

“VUR PATLASIN, ÇAL OYNASIN !...” Devrinden, “SÖZ SÜKUT, İCRAATSIZLIK AKUT !...” Devrine koşar adım geldik !…

İŞTE İPLERİN KOPTUĞU KADER ANI…

Devrik Başkan Erol Ünal Karabıyık Başkent Spor Salonu’nun açılışında etrafına herkesi almış, kasıla kasıla kurdelayı kesme modunda…
Ancak yol arkadaşlarını yani Yönetim Kurulundaki kader birliği yaptığı tüm üyeler tribünde, kadraj dışında bırakmış ? Onlar sadece buruk bir psikolojiyle, eminim o anda Başkanlarına içlerinden göndermelerde (!) bulunmaktalar… 
İşte Erol Ünal Karabıyık Saltanatının (!) çöküşünün start aldığı tarihi an !... 
Sonraki gelişmeler malumunuz ?...
Bu fotoğraf umarım Padişah moduna giren, altlarındaki hizmet koltuğu ile taht kavramlarını ayırt edemeyenlere kapak olur ?...

VETERAN LİGLERİ KURULMALI…

Yıllardan beri dilimizde tüy bitti… Indoor ve outdoor veteran ligleri kurulsun, böylelikle normal voleybol kariyerlerini tamamlayan voleybolcular salonlarda ve plajlarda aramızda kalsınlar, bizlerden kopmasınlar diye ?... Karşımızda sanki duvara konuştuk ?... Bu resmi ligleri angarya gören sığ kafalılara getiri faydalarını anlatamadık ?... Bir kez daha hatırlatıyorum…

MEMET FUAT BENGÜ…

“İnsanı gözü ile dinleyen adam…” diyor onun için Nedim Özbey…
"O nun mavi gözlerine baktığın zaman orada beni de gör..." diyordu Nazım, Piraye ye 1933 lerde Bursa cezaevinden yazdığı sayısız mektuplarının birinde... 
1950 lerde ise Üsküdar cezaevinden O na yazdığı bir diğer mektupta "Velhasıl sen benim en güzel yıllarımın ve yüreğimin içinde dünyanın en güzel ve en iyi kadın başıyla yan yana ve ondan ayrılmaz bir haldesin..." demişti... 
O, öz oğlu gibi sevip, bağrına bastığı Memet Fuat tı... 
Türk edebiyatının en büyük ustalarından birisi olan, yazılarında ağırlıklı olarak düşünce özgürlüğü ile hoşgörü üzerinde duran, çağdaş Türk şiiriyle yakından ilgilenen, sayısız ödül sahibi Memet Fuat hoca ile ilk karşılaşmam 1970 yılında Cağaloğlu yokuşunda oldu... 
O ana kadar hiç tanıma onuruna erişemediğim, bu büyük insan, aynı zamanda unutulmaz şairlerimizden de olan, çok sevdiğim, çok şey öğrendiğim ve bende edebiyatın, şiirin ilk pırıltılarını keşfedip, yüreklendiren rahmetli edebiyat hocam Sabri Altınel ile birlikte kol kola yokuşu sohbet ederek tırmanıyorlardı... 
1971 yılının sonbaharında İstanbul Teknik Üniversitesi nin Gümüşsuyu ndaki spor salonunda Altınyurt ile yapacağımız gençler maçı için Beyoğluspor formasıyla ısınmaya çıkınca o melek yüzlü tonton beyin Altınyurt un başında antrenör olduğunu görünce çok şaşırdım... 
Bu iki rastlantının arasında bağlantı kurmaya çalışırken 5 setlik maç çoktan bitmişti... Üzerinde siyah bir balıkçı yaka kazak vardı...ve kazağının üzerinde, kalp hizasında kırmızı yuvarlak içerisinde, Altınyurt Spor Kulübünün logosu olan siyah bir küçük "a" harfi vardı... Bu armayı daima göğsünde zevk ve onur duyarak taşıdı... 
Altunizade ve çevresindeki küçük çocuklara ve gençlere futbolu ve özellikle voleybolu aşıladı ve sevdirdi... Bununla kalmadı, bu gençleri, Altınyurt Spor Kulübü çatısı altında amatörce toplayarak, gizli profesyonellerin oynadığı Deplasmanlı Voleybol Ligine taşıdı... 
Ülkemize modern voleybolu getirerek, sadece Altınyurt ta değil A milli takımımıza da cesaretle uygulatarak öncü oldu ve yeni bir çağ açtı. Benim de büyük keyif alarak aralarında bulunduğum yeni ve fanatik bir seyirci tribünü oluşturdu... 
Sabırlı oluşu, kararlılığı ve programlılığı ile sayısız voleybolcu yetiştirdi... Bunların içinde Türk voleybolunun büyük yıldızları olan Dünya yı ve oğlu Kenan ı hep senelerce ayakta alkışladık, idareci olarak ta alkışlamaya devam ediyoruz... 
Mütevazı, güler yüzlü, hoşgörülüydü... Ancak planlı, tertipli ve disiplinliydi... Tam bir İstanbul beyefendisiydi... 
Türk edebiyatına da sadece 80 kitaplık bir kütüphane etmekle kalmadı... Dünya edebiyatının devi Nazım Hikmet Ran ın da tüm yazılarını, şiirlerini, mektuplarını itinayla derleyerek, sadece Türk edebiyatına değil, dünya edebiyatına onun eserleriyle zenginlik ve zevk kattı... Memet Fuat Bengü hoca ile konuşmak yükselmek, O na dokunmak, Nazım Hikmet e dokunmak gibi bir şeydi... 
Edebiyatçı olduğu kadar yayıncıydı... gazeteciydi... Bir kültür adamıydı... Bir ayaklı kütüphaneydi... Bir ekoldü... 
Hocamız artık aramızda değil... Kütüphaneler mahzun... Kitaplar biraz daha sararıyorlar... 
Altunizade sanki daha sessiz... Dahası, gittikçe artan bir özlem var !... Bu özlem Üsküdar dan, Kadiköy den, tüm İstanbul dan ve hatta tüm Türkiye den duyulmakta !... 
Altınyurt Spor Kulübü nde hala onun ruhu ve felsefesi hakim !... Memet hoca eminim, bizlerden epey uzaklarda bir yerlerde, belki bir şelalenin dibinde, salkım söğütlerin altında, iki güzel insanla beraber, coşku içerisindedir !... Gönülleri kadar zengin... Hürriyet gibi aydınlık !... Nazım ve Piraye... Ve 
karşılarında Abidin Dino vardır... Nihayet mutluluğun resmini yapabilmektedir !... En güzel resim eminim orada yapılan olacaktır !...

GÜNLERDEN SONBAHAR…

Bu sabah günlerden Sonbahar… Yağmur var falezlerde... Soğuk ve puslu bir hava ve sessizlik...

Martılar aç dalışlarda... Deniz alabildiğine hırçın... Gözü dönmüş aşıklar gibi...
Yalnızlık sere serpe serilmiş yürüyüş yolunda...

Bense dünle yarın arasında bir med-cezirin esiriyim... Belki de bitmemiş bir senfoninin buruşuk notalarını arıyorum yüreğimle...

Yürüyorum... hala beni alıkoymaya devam eden gecelerin rüzgarlarıyla 
çarpışarak... Üşümüş bir mehtap süsü gibi koyulaşmış bir çift ürkek bakışla göz 
gözeyim... Ve ben... hala derinliklerinde boğulmaktan zevk alıyorum o çılgın denizin...

Dedim ya, gene günlerden Sonbahar... Üstelik kalabalıklarda yapayalnızım...

Nedense bana sonbaharlar zevkle hüznü beraber getirir... Damarlarımdaki kan durgunlaşır... Kalbimin atışları miskinleşir... Geçmişi arka sokağa açılan penceremde bulurum... Çeşitli yönlerden ve uzaklıklardan esen rüzgarlar bana doyamadığım anları 
uçurur... Bazen de ben ışınlanırım oralara bir yerlere... Dünyada benden mutlusu yoktur... Kimse dokunmasın, kimse dağıtmasın beni isterim... Yaşanmışı bir, belki de defalarca kere daha yaşarım... yaşarım !... Doyasıya... delicesine... kanarcasına !...

Ve ayrılık vakti gelir gene... Acımasızca ayırır bizi... Vakit nasıl da geçmiştir, ve rüzgarlar kesilmiştir... Artık tek bir görüntü karesini bile esirgemeye başlar…

Artık zaman arka sokak penceremi kapatıp, ön bahçeye çıkma zamanıdır... Orada dünya değişiktir... Bir başka acımasızdır... Vurur da vurur yorgun bedeninize...
Varsa yoksa paradır orada geçerli olan... Menfaat, riya, gürültü ve patırdı... Biraz da polisiye !... Çiğnenen sevgiler ve güzellikler birer hazan yaprağı hüznünde 
kalakalırlar...

Günlerden, aşk ertesi, Sonbahar… Aşk bu mevsimde koca bir yalandır, yeminler kadar ağır...
Ve ben, çıplak bir ağaç gibi yalın ama gerçek, Tutuklarım benliğimi... İnfaz saatini beklerim... 

Alt tarafı 3 mevsimdir geçecek olan ?... Sonrası...
Ver elini gene Sonbahar !...

EPİRDEN
02.10.2013

ANDIMIZ…

Etrafını görmediğin, sapla samanı bir birinden ayıramadığın, her şeyden vazgeçtiğin anda geride yalnızca “Sen” kalırsın !... İşte en ciddi yalnızlık ve de en önemli “Bencillik” budur !...
Hasan Uğur Epirden

AÇIKLAMA:

Geçen hafta oynanan Bayanlar Süper Kupa finalini neden yorumlamadığım, sitemizde de neden detaysız geçiştirildiği konusunda birçok yorum, mail, telefon aldım/aldık !...

TVF ayırımcılık yapmış, davet listesinde kendilerini eleştiren, bizleri aklınca cezalandırmıştır ?... Bu yüzden bu müsabakayı layıkıyla değerlendiremedik...Voleybol severlerden özür dileriz...

Federasyon, başarısızlıklarının faturasını doğruları yazan basın mensuplarına kesmeye başlayarak, bu güne kadar emsali görülmemiş bir intikam uygulamasına girişmeye başladı...

Şahsım ilk nasibini (!) alan olmuştu... Beni yılların duayeni Cengiz Tokgöz ve işini yapmaya çalışan Tayyar Sümen takip etti... Sıra şimdi de son yılların en başarılı ismi M. Korhan Gün e geldi... Bakalım sırada kimler var ?...

Desteklerimizle göreve getirdiğimiz, ancak geçen 1 yıllık sürede yanlış icraatlarıyla bizleri hayal kırıklığına uğratan, maalesef yetersiz kalan Özkan Mutlugil Federasyonunun hala tek bir basın toplantısı yapmaktan kaçınması, sorularımıza da cevap vermeme aymazlığının yanı sıra programsızlığı, hedefsizliği, kapalı kapılar ardında sanki özel bir şirketmişçesine kendine buyruk zayıf yönetimi voleybolumuzun çok büyük bir çoğunluğunun tepkilerine yol açmış bulunmakta...

Basın özgürlüğünü, anti demokratik bir anlayışla kafalarına göre cezalandırmaya çalışarak ayırımcılığa soyunan Başkan ve üyeleri ayıplıyorum...

SÜPER KUPA İÇİN HİPER YORUMLAR…

Bayanlar Süper Kupa zamanlaması çok yanlıştı… Bu maçların, lig bitimlerinde, o sezonun sıcaklığı ve rekabeti sona ermeden yapılması gerek ?... Ligler başlamadan, daha henüz hazır olmayan, formsuz takımları, hele hele hafta içi, mesai saatlerinin ucu ucuna koymak, üstelik bilet fiyatlarını da 10 lira yapmak, ilgiyi aşağıya çekmek, seyirciyi kaçırmaktan başka bir şey değildir ?... Birçok öğrenci gencin de kapıdan döndüğü söyleniyor…

Maç oynanıyor, gürültü kirliliği hakim…
İki tarafın bandosu, 10’ar parça ezberlemişler, maç boyunca 10’ar defa tekrar ediyorlar… Salondan verilen müzik de cabası… Tam bir kakafoni… 
Biraz da voleybolumuzu düşünelim ?...

“T” ve “F”
MUTSUZLUĞUN TABLOSU

Bu haftaki konumuz “TEŞKİLAT” yani Federasyon ve “FAMİLYA” yani Voleybol ailemiz… Günümüz Voleybolunda geçiyor anlatacaklarım… Bir tarafta günümüzde çoğu voleybol severlerin kulaklarını çınlattığı, bazılarının mumla aradığı eski BaşkanErol Ünal Karabıyık, diğer tarafta çoğumuzun hayallerini karartan, beklentilerini gömen Özkan Mutlugil, ve locada günlerini kayan voleybol yıldızını üzülerek ve homurdanarak geçiren karamsar Voleybol ailesi…

Susan Mutlugil, konuşmaya başlayan Karabıyık, fazla mesai yapmaya başlayarak eleştiri oklarını, daha doğrusu kalemlerini kullanan biz yazar/çizerler, 
Tüm bunları hak etmeyen, çaresizlik ve ümitsizlik içerisinde debelenen voleybol emekçileri ve sevdalıları… Kısaca“MUTSUZLUĞUN TABLOSU”…

KARABIYIK SÜVARİLERİ İŞ BAŞINDA…

Bazen içimizde pusulayı şaşırıp, poposunu (Af edersiniz) kıbleye dönenler, yazılarımdan ve eleştirilerimden rahatsız olup, görevlendirilmiş ve yönlendirilmiş kıtalar (!) olarak kontratak taktiği uygulamaya başlayıp, dedektifliğe soyunarak, ellerinde büyüteçle yazılarımda nokta, virgül hatası aramaya ve de “Bak ne büyük adamım, EPİRDEN’in yanlışını yakaladım !...” kompleksiyle günlerini akıllarınca renklendirmeye çalışmaktalar… Bazılarına cevap hakkımı kullanıyorum…

Bunlar Karabıyık Başkanın malum süvarileri… Dokundurdukça delleniyorlar, dellendikçe de kaşınıyorlar… Başkanlarına zarar verdiklerinin farkında değiller… Ayrıca Karabıyık Başkanın bu acemi süvarilere hiç ihtiyacı yok ?... Kendisini bu kadar iyi ifade eden çok az kişi tanıyorum… Zaten tam bir hatip ?... Güçlü ve tecrübeli… Eminim, politikaya atılsa ortalığı sallar… Hem de tek bir temel bile atmadan ?...

MUTLUGİLLER’DE “TIK” YOK…

Garibim Mutlugil Başkanda o da yok ?... Yani süvarileri ?... Çok yalnızlar… Federasyon hakkında yaptığım ve tekrarlamakta olduğum eleştirilere karşı yorumda bulunan nefer sayısı sıfır… Ankette yüzlerce voleybol kartvizitliden biri onlar için “Çok Başarılı” demedi, “İdare eder” diyenler ise % 10’cuk… Sorduğum onlarca sorunun birine cevap verebilmiş değiller ?... Aileleriyle yüzleşmekten, konuşmaktan, sorularına cevap vermekten planlarını, programlarını, hedeflerini ortaya koymaktan 1 yıldır korkan, kaçan bu Federasyonun bu taktiği (!) nereye kadar sürebilecek, sonu ne olacak kavrayamıyorlar ?... İhtar niteliğindeki yazılarımı da özümseyemiyorlar ?... Oysa arkalarında koca Hükümet, Bakan Suat Kılıç ağabeyleri (!), eksikliklerine, hatalarını, zayıflıklarını görmezden gelen cici basınları var ?... Kasaları eski Başkanın rivayetine göre tıka basa dolu ?… Daha ne olsun ?... Ama bakıyoruz da devraldıkları bayrağı bırakınız daha yukarılara çıkarmayı, uçurum kenarlarında ellerinde zor tutuyorlar…

Mutlugiller, mazbatayı alalı tam 1 yıl olmuş, dediğim gibi hala plan ve programları belli değil, hedef yok, varsa da kimse bilmiyor ?... Milli takımlar dibe vurmuşlar… Ülke yabancı antrenör çiftliğine dönüşmüş… Türk antrenörleri saygısızca kenarlara itilmiş, bezdirilmiş, küstürülmüşler… Plaj voleybolu zaten var olan 1-2 erkek takımının omuzlarına yüklenmiş, çakma turnuvalarla çok şey yapılıyor süsü verilmeye çalışılıyor ama sporcu sayısı Bayan/Erkek olarak yazlıkçılar (!) dahil ben diyeyim 50, siz deyin 60 ?... Anadolu kulüpleri hala kan ağlıyorlar, sezonu borç/harç zor çıkarıyorlar… Devraldıkları salon/tesis zenginliğinin üzerine misket sahası temeli bile atmamışlar, (Verdikleri sözler doğrultusunda konuşuyorum…) mevcutları bile düzgün kullanamamaktalar…

HANCI / YOLCU HATIRLATMASI…

Birkaç ay Basın mensuplarıyla taktiksel düşünceyle !) sıkı fıkı geçinme moduna giren Federasyon, sonrasında kendi takımını (!) seçerek, eleştiride bulunan doğrucuları alenen ayırımcılık yaparak davet listelerinden çıkardı… Ne kazandılar ?... Bizleri daha bir kaybettiler… Ama şunu iyi bilsinler ki bu karşılarına aldıkları EPİRDEN, TOKGÖZ pirleri kaç Federasyon gördü, kimleri uğurladı, kimleri eskitti ?... Hala ayaktalar, hem de dimdik… Ya diğerleri ?... Esameleri bile şimdilerde sadece aldığımız spor terbiyesi, saygı ve vefa olguları içinde okunuyor, gene bizler yaşatıyoruz onları günümüz karmaşasında… Yani, Cengiz Tokgöz’ün okumanızı hararetle tavsiye ettiğim yazısında (Gene beni de bulaştırmış bir yerlerine…) ifade ettiği gibi bizler hancıyız.. Onlar da …. Neyse gece üzmeyeyim onları, onlar ne olduklarını bir süre sonra çok iyi belleyecekler ?...

ÖZ ELEŞTİRİM…

Şimdi ben, nereden tutarsak elimizde kalan bu Federasyona, yalakalık yapıp, hoşlarına gitsin diye övgüler mi yağdırayım ?... Methiyeler mi düzeyim ?...

İnanın, her sabah yüzümü yıkarken, aynayla yüzleşiyorum… Gece kafamı yastığa koyduğumda günün/günlerin kısa ve uzun metrajlı filmlerini geri sayarak tekrar tekrar oynatıp, içinde kendimi sorguluyorum… Maalesef hüsran kere hüsran… Ne yazık, üzücü ve düşündürücü ki, koca bir hayal kırıklığı arda kalan ?…

Güzel şeyleri, başarıları, müjdeli haberleri yazmaya hasret kaldım !... Beni tanıyanlar iyi bilirler, kızarım, eleştiririm ama kimseye kin tutmam… Balık hafızası olanların aksine beynim kütüphane gibidir… Yazdıklarımın da aksi ispatlanmadığı sürece arkasında dik dururum, bazıları gibi kıvırmam !… Huyum kurusun, doğruluk ve delikanlılıktan milim sapmam !...

Erol Ünal Karabıyık Başkanın bazı fanatik uzantıları, bindirilmiş ve öğütlenmiş kıtaları son zamanlarda, mevcut Federasyonun da içler acısı, perişan durumundan istifade edip, güç alarak, (!) akıllarınca her yazdığım yazıyı tenkit eder oldular…

Düşünce ve ifade özgürlüğünü her şeyin üzerinde tutan, demokrasiyi içinde barındıran bir yazarım… Öyle olmasam, yazılarımın altındaki yorum bölümünü kapatırım !... Bu, takdir ederseniz en doğal hakkım ?... Ama aksine her türlü eleştiriye açığım… Yeter ki küfür, hakaret, iftira olmasın, papağan gibi tekrarlar doluşmasın, karşılıklı söz düellosuna dönüşmesin…

ÇAKMA TİLKİLER GENE TÜREDİ…

Bazı kendilerini uyanık zanneden (!) çakma tilkiler, aynı IP’lerden, değişik isim ve rumuzlarla, sahte mail adresleriyle göndermelerde bulunmaktalar… Daha da kaşarları (!) komşu IP’lerden, Internet kafelerden bu işi yapmaktalar… Bazı yorumların aynı kişiye ait olduğunu da yazı sitilinden, noktalama işaretlerinden çok kolay çıkarabiliyorum… Yani karşınızda atıp, tutan, sizle aklınca söz ve fikir düellosuna (!) giren kişiler korkak, kaçak, mertlikten, delikanlılıktan nasiplerini alamamış kişiler… Tabii ki savcı ve hakim değilim… Dedektiflikle de yakından uzaktan alakam yok… Sadece aradaki boş vakitlerimde yaptığım kısa süreli eğlencelik sonucu bu saptamalarım… Bulmaca çözer gibi… Tek fark, bunların “yukarıdan aşağı”sı yok !...

Dikkat ederseniz, beni eleştiren her muhteremin yorumu onaylanmakta… Eleştiride bulunanların bazıları gerçekten doğru, haklı eleştirilerde bulunuyorlar… Sayelerinde düzeltmeler yaptığım bölümler de oluyor… Bunu açık yüreklilikle itiraf ediyorum… Teşekkür ettiklerim, bazense özür dilediklerim oluyor… Bu konuda kendimi aklamak, zeytinyağı gibi üste çıkmak istemiyorum ama son 14 yıl zarfında, sadece internet ortamında, web sitelerine yazdığım köşe ve haber yazılarım 9.800 civarında…
Malumunuz üzere köşe yazılarımda ortalama 10-12 konuyu işlediğim göz önüne alınırsa, bu zaman sürecinde yaklaşık 100.000 konu ele alıp yazdığım anlaşılır ?... Binde bir hata yapsam, 100 hata yapar ?... 100.000’de 100 hatamın hoşgörüyle karşılanacağını umuyorum… Tabii burada hata yapılan yazı ile hoşa gitmeyen yazı arasına da bir kırmızı çizgi çekerek ayırmakta mantıken yarar görüyorum ?…

FEDERASYONA BİR UZMAN SORU DAHA…

Şimdi buraya geçici bir nokta koyuyor, ilave bir paragraf açıyorum…
Federasyona bir ilave uzman soru (!) daha…
Şahsıma, Cengiz Tokgöz, Tayyar Sümen, M. Korhan Gün’e uyguladığınız davet ambargosunun (!) nedenlerini açıkça ve de delikanlıca tek tek açıklamanızı rica ediyorum ?... Öyle ya, kusurlarımızı, kabahatimizi bilelim ?... Ne yaramazlıklar yapmış bulunduk…? Bilmek en doğal hakkımız değil mi ?... Bizler sizlerin yanlışlarınızı yüzünüze yüzünüze vurmaktan çekiniyor muyuz ?... İsterseniz gelin, şu kronik inadınızdan vaz geçin karşımıza oturun, doyasıya bir tartışalım, aşıklar misali (!) bir atışalım, ne dersiniz ?... İstediğiniz tarihte, seçeceğiniz mekanda ?… 
Ama önce yapmanız gereken çok daha önemli bir randevu mecburiyetiniz var !... Erol Ünal Karabıyık Başkan’la yüzleşin !... Bizler de tribünden (!) sizleri seyrederek, akları, karaları hele bir görelim ?... Şu hesap, kitap meselesinden işe başlayabilirsiniz mesela ?... Sonrası mı?... Merak etmeyin, devreye girmemize gerek kalmaz, arkası çorap söküğü gibi gelir ?...

KARABIYIK, MUTLUGİL’E KURŞUN YAĞDIRDI !...

Federasyonun seçimden bu yana geçen bir yılını ve performansını değerlendiren Erol Ünal Karabıyık, ekonomik olarak; Türkiye Voleybol Federasyonunu yaklaşık 700 bin TL borç ve 3 milyon TL lik bütçeyle devralıp altı buçuk senenin sonunda 20 milyon TL nakit ve yaklaşık 50 milyon TL lik bütçe ile devrettiğini, finansal olarak; Federasyonu, top tedarik sponsorluğundan gelen 30 bin USD civarında bir yıllık gelirden alıp; alt yapı dahil, bayan - erkek tüm milli takımlarına, ayrı ayrı hem okul, hem de mini voleybola, Türkiye Kupasına ve 1,2,3. Türkiye Liglerine sponsor bularak sponsorluk gelirini yıllık 3 milyon Euro ya, işletmeye açtığı tesis ve dört yıldızlı otelleriyle yıllık kira ve işletme gelirlerini milyon Eurolara yükselttiklerini, branşın yaygınlaştırılması bakımından; yıllık 80 saati bulmayan televizyon naklen yayını süresini 800 saate çıkarıp tüm liglerini de naklen yayınlatarak voleybolu her evin oturma odasına taşıdıklarını, yazılı basında kupür sayısını yirmiye katlayarak voleybolu herkesin sporu yaptıklarını, idarî olarak, tüm milli takım antrenörlerini kulüplerden bağımsız hâle getirdiklerin, voleybolun kendi yıldızlarını yetiştireceği, Dünya Şampiyonalarına ev sahipliği yapma yeterliliğine sahip Başkent Voleybol Salonunu, okul spor salonu olarak kullanan Voleybol Lisesini öğretime açtıklarını, Plaj Voleybolunu yaz, kış oynanır hâle getirip ligler kurarak millileştirdiklerin, binlerce ilköğretim öğretmenini hem gönüllü hem de açtıkları kurslarla bilgili birer voleybol antrenörü yaparak voleybolu ilköğretimin birinci branşı hâline getirdiklerini, İl Karmaları projesiyle binlerce genci tüm masraflarını üstlenerek Ankara da ağırlayıp Karadeniz Oyunları, Gençlik Olimpiyatları, Avrupa ve Dünya Şampiyonu olacak yıldız ve genç milli takımların kadro havuzlarını oluşturduklarını, en son 1967 de ev sahibi olduğu için bir Avrupa Şampiyonası görebilen A Erkek Milli Takımımızı 2007, 2009, 2011 ve 2013 Avrupa Şampiyonalarına abone ettiklerin, ekipman ve personel kalitesini yükseltip iki dünya dilinde 24 saat açık iletişim kanallarıyla modern çağa entegre olmuş, mevzuatını tümüyle yeniden yazarak tesis etmiş, Devletten hiç yardım almasa dahi gelişimini kendi gelirleriyle, üstelik de hızlandırarak sürdürecek hâle gelen bir Federasyon meydana getirdiklerini, Milli başarı bakımından; A Bayan Milli Takımımızla Avrupa 5.liği, Dünya 6.lığı, Avrupa 3.lüğü, Dünya Grand Prix 3.lüğü ve Olimpiyat 9.luğu, Genç Bayan Milli Takımımızla Avrupa 3.lüğü ve Avrupa Şampiyonluğu, Yıldız Bayan Milli Takımımızla Avrupa Olimpik Gençlik 3.lüğü ve Şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonluğu, Dünya 4.lüğü, Dünya 2.liği ve nihayet Dünya Şampiyonluğu; Genç Erkek Milli Takımımızla Avrupa Şampiyonasına 2010 ve 2012 de katılma, Avrupa 4.lüğüne uzanma, Yıldız Erkek Milli Takımımızı, aynı yılın Dünya Şampiyonu Sırbistan ın önünde Avrupa Olimpik Gençlik Şampiyonu olarak görme mutluluğu yaşadıklarını, Genel olarak ise; Mali, idari, eğitim, sportif alandaki başarıları ve prestiji, saygınlığı ile gıpta edilen, kurumsallaşmasını da Milli Prodüktivite Merkezinin uzmanlığında tamamlayıp; çıtayı dünya seviyesine yükselterek CEV ve FIVB kongrelerinde örnek gösterilen bir Federasyon yarattıklarını övgüyle vurguladı…

Ayrıca kendisine yeni Başkan Mutlugil’in yeni bir yapılanmaya gittiklerini belirtmesi hatırlatılan ve de neyi eksik bıraktığı, yeni yapılanma ile neyin tamamlanacağı sorusu üzerine cevap verem Karabıyık, Mutlugil’in, Federasyonun Milli Prodüktivite Merkezi ile kurumsallaşma amacıyla iş birliği yaptığı dönemde, Kurumun her raporunu onaylayan bir yönetim kurulu üyesi olduğunu hatırlattı, uzmanların yöneticileriyle yaptıkları uzun toplantılar, müzakereler sonucunda sisteme yansıtılması tavsiye ve teklif edilen her kararın altında da doğal olarak onayı, imzası olduğunu vurguladı, ayrıca, gerek Yönetim Kurulu toplantılarında, gerekse şifahi görüşmelerinde kendisine veya diğer arkadaşlarına "Şu eksik - Bu yanlış" gibi bir değerlendirmede bulunmadığını bildiğini ifade etti, “Her yöneticinin sistemi dilediği gibi kurma, değiştirme hakkı var mıdır? Tartışılır; var ise devamlılık ve takipçilik nasıl sağlanır? Meçhul ?..” dedi…

Tüm bunların daha iyisinin olabileceğine işaret eden Karabıyık, Mutlugil in muradının muhakkak o olduğu ironisiyle, “Acaba daha iyisi hangi kadro, hangi uzman ekibiyle yapılacaktır... Bunu herhâlde benim gibi voleybol camiası da merak ediyordur. Bilmek, aydınlatılmak isteriz; Federasyon kimlerin elinde, kimlerin danışmanlığı ve uzmanlığında, hangi akademik ve idarî bilirkişilerin rehberliğinde yeniden yapılanacaktır ?...” diye sordu…

Mutlugil’in göreve başlar başlamaz öncelikli işinin, kendilerin uzun süren ve bilimsel metotlarla belirledikleri misyon ve vizyonu, bir gecede değiştirmek olduğuna değinen Karabıyık, bu değişikliğin ne tür bir çalışmanın sonucu olduğunu, amaç ve hedeflerinin neler olduğunu ve bu hedeflerin bir yıldır neden ilan edilmediğini de merak ettiğini, “Bırakın bilimsel bir çalışmayı, ekip çalışmasını; yönetim kurulunda karara bağlanıp bağlanmadığı konusunda dahi kuşkularım var ?...” diye endişelerini dile getirdi…
 
Yeni yönetime, borç hatta haciz içinde bir Federasyon bıraktığının söylenmesi, (Ben de bunu Federasyon kaynaklı yazımda yer vermiştim…) sonrasında ise kimsenin çıkıp, bunu dile getirmediğinin, üstelik birkaç ay sonra bir televizyon programında Mutlugil e bu soru birkaç kez sorulduğunda, önceki dönemi eleştirmek istemediğini, iş yapılan her yerde borç olabileceğini belirterek örtülü biçimde böyle bir borç olduğunu ima edip kendisini sorumlu tuttuğu hatırlatılan ve kasayı borçlu bırakıp bırakmadığı, borçlu bırakmadılarsa Mutlugil’in bu imayı payma nedeni sorulan Karabıyık, o konuda çok kızgın olduğunu açıkladı ve “Sayın Mutlugil in bu imayı neden yaptığını anlayabilecek bir hayat görüşüne sahip değilim. Federasyon borç bıraktı. demekle bu soruya Önceki dönemle ilgili konuşmama kararı aldık. cevabını vermek arasında mesaj bakımından hiçbir fark yoktur. Her iki açıklama da dinleyeni aynı sonuca götürür. Ancak ilk açıklamayı yaptığınız anda, size Ne kadar borç bıraktı diye sorar ve net cevap isterler. İkincisi ise daha suçlayıcı ve yaralayıcıdır; Genel Kurulda sunulan mali tablolar gerçeği yansıtmıyorsa neden gerekli işlemleri yapmadınız derler. Biz Genel Kurulda faaliyetlerimizi ve mali durumu sunarken Bankada şu kadar para var dedik, belgelerini sunduk. Bu para yoksa alıp bir yerlere götürdüm, yani zimmet suçu işledim demektir. O halde gerekli işlemleri yapmak, suç duyurusunda bulunmak zorundalar. Görev ve sorumlulukları bunu gerektirir. Aksi halde ortaya iki ihtimal çıkar. Birinci ihtimal, voleybolu görev ve sorumluluklarını bilmeyen kişiler yönetiyor; ikinci ihtimal ise voleybolu, camiayı yalan yanlış bilgilerle yanıltan kişiler yönetiyor sonucuna götürür bizi. Her ikisi de kabul edilemez. Bir diğer konu da kendinizin de içinde bulunduğunuz önceki dönemi töhmet altında bırakırsanız; sizden bu cevabı alan kişinin algı derecesine göre kafasında müstehzi çağrışımlar yaratırsınız. Geçmişi kötülemek ya da hakemlere, kulüplere, camiaya vaat ettiklerinizi yerine getirmemek; belirli ödemeleri yapmamak için bunlara tevessül, tenezzül etmek doğru değil. Üzüldüm. Sayın Mutlugil, 2008 - 2012 döneminde Yönetim Kurulu üyemizdi. Dolayısıyla da alınan her kararın altında imzası olan bir üye olarak Federasyonun bütçe hareketlerinden haberdar olmadığı düşünülemez. Kaldı ki üyeliğini sürdürüp bir taraftan da seçim hazırlıkları ve muhalefet yapmaktayken, yazılı ve sözlü talebi üzerine kendisine her ay detaylı bilançolar, mizanlar da verilmiş; dilediğince incelemesi sağlanmıştır…” diyerek sert tavır koydu, 2 Ekim 2012 tarihli mali rapor ve banka hesapları ile imzalanmış sözleşmelerin mali hükümlerine bakılmasının yeterli olacağına işaret etti…

“Tek Adam” eleştirisine de yorum getiren Karabıyık, “Tek doğru benim bildiğimdir demedim. Kimseyi; Benim çizgimden çıkmaz, peşimden gelirsen ben de seni korur ve kollarım diye tembihlemedim. Odama kapımı çalmadan giren Allah ın hiçbir kulunu refüze etmedim. Konuşmak isteyen hiç kimseyi reddetmedim, hiçbir personele, hiçbir sporcuya, hiçbir idareciye yüz çevirmedim. Sorulan hiçbir soruyu cevapsız bırakmadım; basınla sık sık bir araya gelip sekiz on saat süren önü açık toplantılarda saatlerce sohbet ederek bildiklerimi, yönetim olarak plan ve programlarımızı aktardım. Eleştiri, öneri ve sorularını dinledim; cevapladım. Her davete icabet ettim, çağırıldığım her yere gittim. Genel kurullarda sunduğum kitapçıklarda ve federasyon sitesinde GSM telefon numaramı ilan ettim. Bu telefon numaramı hâlen kullanıyorum ve 24 saat açık tuttum. Dileyen herkes rahatlıkla ulaştı bana... Kısaca kendim gibi, kim isem o, ne isem o gibi davrandım. Bu yüzden tek adam olmakla suçlandığımda da her defasında; voleybol camiası tarafından bana verilen emaneti yere düşürmeden, camianın hiçbir ferdinin başını önüne eğdirmeyecek bir titizlikle taşımaya, yüceltmeye çalıştığımı anlattım. Benimle senli benli konuşana da sizli bizli konuşana da aynı mesafede durdum. Görevim boyunca her türlü soru, eleştiri ve suçlama için, kim, ne zaman, nerede istiyorsa, kamuoyuna açık tüm platformlarda karşılarına çıkmaya hazır olduğumu ifade ettim; bu türden çağrılar aldığımda da hasta olduğum zamanlarda dahi geciktirmedim, oyalamadım, istedikleri ortamda bir araya geldim. Bu gün de aynı noktadayım; görev süreme yönelik her türlü suçlama için istenen her ortamda görüşmeye, konuşmaya hazırım.
Bu sıfatı; beni tanımadan, salt duyduklarına ya da az önce söylediğim gibi yalan yanlış bilgilere inanarak samimiyetle yöneltenleri ikna ettiğimi, samimiyetsiz olup bana başka herhangi bir isnatta bulunamayacaklarını anladıkları için bir şeyler yakıştırmaya çalışanları ise ikna edemediğimi gördüm. Bunu da normal karşıladım ve hatta şükrettim... Ya samimiyetsiz, beceriksiz, yetersiz, kötü, yalancı bir insan olduğumu, verdiğim sözleri tutmadığımı, şaibeli, usulsüz işlere bulaştığımı söyleselerdi veya voleybolu bana emanet edilen noktadan daha geriye götürdüğümü, eldeki variyeti ve hatta tesisleri de kaybettiğimi söyleselerdi? Ya katıldığım toplantılar için harcırah aldığımı, eşe dosta iş verdiğimi, makam araçları aldığımı, bu araçlarla eşimi, çocuklarımı, arkadaşlarımı taşıttığımı, başkanlığımı sürdürebilmek için emir eri gibi davranıp rüzgâra göre yatıp kalktığımı, voleybolun prestijine, saygınlığına, voleybolun, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmadığımı, kendime ve yakınlarıma menfaat sağladığımı söyleselerdi? Altı buçuk sene içinde İcra Kurulu ve Yönetim Kurulu olarak yaptığımız yaklaşık 350 toplantıda alınan binlerce karardan yabancı oyuncu sayısı vb. bir ikisinde muhalefet şerhi görmüş bir Başkan olabildiysem, bu “Tek Adam” olduğumu mu gösterir, yoksa tam aksini mi? Vicdanlara bırakıyorum. Kala kala bu kalmış, bana da bunu söylemişler; canları sağ olsun.”
 dedi…

Döneminde yapılan tesislerin aslında GSGM bütçesinden aktarılan paralarla yapıldığının sorulması üzerine, “Ne değişir; dikili bir ağacı olmayan bir kurum, bir aile kısa sürede birçoğu uluslararası standartlara sahip onlarca tesise sahip olmuş mu, olmamış mı? Bu tesisler bizim mi,değil mi? Gerçek, bu tesislerin tamamını Federasyon bütçesinden yaptık !...” açıklamasında bulundu…

Eskinin üzerine daha iyisini ve yenisini koyma sözü ve iddiasıyla görev talep eden bir yeni yönetimin eskinin üzerine ne koyduğunu sorgulayan Karabıyık, sistemin üzerine eklenen 30 civarında yeni personeli,  çok sayıda antrenörü, hizmet alımları, kiralanan makam otoları, yeni dekorasyon, tefriş ve bezeme harcamaları ve şifreli milli maç yayını gibi yeni usulleri, canlı yayından kaldırılan 2, 3. Ligleri de kastetmediğini örtülü bir eleştiriyle dile getirdi, kastettiğinin üretilen iş, takip edilip cevaplanan evrak, yapılan yazışma, kulüplerle toplantılar, kurul toplantıları, seminer, sempozyum, şura ve çalıştaylar, eskinin üzerine konulmak şartıyla, varsa, artırılan kaynak, kazandırılan tesis, yapılan alt yapı taramaları, İl Karmaları faaliyetleri ve bu faaliyetler sonrasında düzenlenen seçme kampları, oluşturulan milli sporcu havuzları, liglerde oynayarak tecrübe kazanan milli sporcu sayısındaki artış, kongrede az bulunduğu söylenen; hakem ve gözlemci gelirlerindeki özendirici, onurlandırıcı ve teşvik edici düzelmeler, ulaşım masrafları haricinde, tüm kurul üyelerine yapılan harcırah ödemelerindeki gelişmeler ve benzeri farklılıklar olduğunu, Kongrede verilen söz ve yapılan vaatlerin yerine getirilmediğini ima etti…

Mutlugil’in seçim konuşmasında, Türk voleybolunun büyüyor gibi göründüğünden ama bunun aldatıcı bir görüntü olduğundan, bilakis dünya voleybolu küçüldüğü için bizim voleybolumuzun büyüyormuş gibi algılandığından söz ettiğini, asıl büyümenin Türk Voleybol Ekolü ve Türk Antrenörü Ekolü sayesinde yeni dönemde görüleceğinin sözünü verdiğini hatırlatan Karabıyık”Dünya voleybolunun küçülmesi birden bire durmuş; aniden, Türkiye’de Federasyon seçimleri yapılınca büyümeye mi başlamıştır?” dedi ve ekledi… “Yine Kongrede Sayın Mutlugil, kurumsallaşma çalışmalarının hızlandırılacağının, Federasyonun yeni ve çağdaş bir yapıya kavuşturulacağının sözünü vermişti. Federasyon nasıl bir kurumla, ne çapta bir akademik çalışmayla, hangi uzman kadroyla yeni ve çağdaş bir yapı oluşturmuştur; bu yapının önceki döneme kıyasla artıları nelerdir? Kurumsal İletişim ve Pazarlama Birimi, Sayın Başkanın kulüplere seçimde söz verdiği türden bir sponsorluk ve eğitim desteği sunmuş mudur? Bu birimin ana hedefi olarak ifade edilen seyirci sayısında ve televizyondan naklen yayın süresinde artış sağlanması vaadi ne oranda gerçekleştirilmiş, yazılı ve görsel medyadaki bir yıllık yer alış süre ve yerimiz, 2012 yılına oranla ne düzeyde artırılmıştır? Beğenilmediği ve yetersiz kaldığı söylenen WEB sayfası yenilenmiş midir? Başkanımızın söz verdiği gibi, yabancı voleybol severler bizim liglerimizi ne zaman izlemeye başlayacak, bunun takibi nasıl yapılacaktır?
Vaat edilen alt yapı seferberliği başlatılmış mıdır? En azından, bizim başlattığımız çalışmalar devam ettirilmekte midir? Her ilde açılacağı söylenen; eğitim, eğitmen ve ekipman standartları yüksek olan voleybol okullarında durum nedir? Sayın Başkanın kongredeki en önemli vaadi olarak defaatle vurguladığı kulüpler, GSGM ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paydaşlık ne düzeydedir? Kulüplere sağlanan kaynak ne düzeyde artırılmıştır? Sayın Mutlugil, Türk voleybolcusunun korunmaya ihtiyacı olmadığını, Türkiye de oynayamayan sporcuların gidip yurt dışında rahatlıkla oynayabileceğini söylemişti. 3 yabancı serbestisinden sonra kadro dışı kalıp yurt dışında oynamaya giden sporcu sayımız nedir?
Tesis sayımızda bir artış ya da azalma var mıdır? Bizim zamanımızda voleybola kazandırılıp yeni dönemde elden çıkarılan tesis var mıdır? Kongrede söz verildiği gibi, çoklu antrenman yapılabilecek salonlara yönelik tesisleşmeye hangi Anadolu şehirlerinde devam edilmekte ya da edilmesi planlanmaktadır Dünyada kabul görecek Türk Voleybol Ekolü nedir, ne durumdadır? Bunların ve diğer vaatlerle ilgili neler yapıldığının, ne kadar yol alındığının açıklanması gerekir…”

MUTLUGİL’E ARTIK 2 İŞ DÜŞÜYOR…

Başkan Mutlugil artık hem Karabıyık Başkan’ın soru ve ithamlarına, hem de benim sorularıma cevap vermek zorundadır… Günden güne güven duygusu eriyor, sempatinin yerini üzüntü ve öfke alıyor… “İstenmeyen Başkan” olarak koca voleybol ailesinin lideri olmaya devam etmesi ne derece onurlu bir inat, bu sorunun cevabını kamuoyuna bırakıyorum… Bu arada Yönetim Kurulu’ndaki her üyeye de buradan aklı selim olma çağrısında bulunuyorum… Başkanınızın etrafında sizler de olan bitenlerden ve de olmayıp, bitmeyenlerden (!) aynı derece sorumlusunuz, unutmayınız !...Tarih her olup biteni defterine yazıyor !...



Başkan Tütüncü’den açıklama bekliyorum… İnanlı sahipsiz değil…

KEPEZ BELEDİYESİ’NİN BÜYÜK AYIBI…

Az önce aldığım bir mesaj, önceki gelişmeleri de bildiğim için bieni ziyadesiyle üzmüş, dahası öfkelendirmiştir… Mesajı paylaşmak istiyorum…

“ALMIŞ OLDUĞUM DUYUMLARA GÖRE KEPEZ BELEDİYESPORDAN AYRILMAM SEBEBİ OLARAK KAMUDA MADDİ YÖNDEN TASARRUFA GİDİLMEK İSTENDİĞİ İÇİN GÖREVİME SON VERİLDİĞİ HUSUSUNDA DUYUM ALDIĞIMDAN ERİŞEBİLDİĞİM YERLERE KADAR DUYURMAK İÇİN BURADAN SESLENMEK İSTİYORUM. KEPEZ BELEDİYESPOR DA MADDİ HİÇ BİR SORUN YOKTUR. BÖYLE BİR BAHANENİN ARKASINA DA GİZLENMENİN GEREĞİNİ DUYMUYORUM. GEZİ PARKI OLAYLARINDA YAPMIŞ OLDUĞUM.ADELETLİ VE DOĞRU PAYLAŞIMLAR NETİCESİNDE AK PARTİLİ OLMADIĞIMDAN VEYA ONLAR GİBİ DÜŞÜNMEYİP TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ VE ATATÜRK Ü SEVDİĞİMDEN GÖREVİME SON VERİLMİŞTİR. BELKİ BİR EĞİTMEN OLARAK YAPMIŞ OLDUĞUM HAREKET ETİK OLMIYABİLİR AMA DÜŞÜNCELERİN ATATÜRK CUMHURİYETİNDE ÖZGÜR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. SAĞ OLSUN ARKADAŞIM DOSTUM GİBİ GÖRÜNENLER UYARILARINI BANA YAPACAKLARINA AKP İL BAŞKANLIĞINA YAPMIŞLARDIR.ALLAH ONLARI NASIL İSTİYORSA ÖYLE YAPSIN .BİRGÜN ÖLÜRDE MUSALLA TAŞINA KONDUĞUM ZAMAN HELALLİK İSTEMEK İÇİN GELMESİNLER.ONLAR HAKLARINI HELAL ETSELERDE BEN HELAL ETMİYORUM.BU BÖYLE BİLİNE.BEN BU GÖREVİMİ MADDİ DEĞİL ÇOCUKLARIMIZIN GÜZEL AHLAKLI VE SOSYAL OLMALI VEDE BLUĞ ERGENLİK ÇAĞLARINI SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE TOPLUMA FAYDALI BİR FERT OLARAK YETİŞMELERİ İÇİN YAPTIM.YAPIYORUM. ÜZÜLDÜĞÜM TEK BİR ŞEY VAR.SIFIRDAN ALDIĞIM VE ONLARIN ÇALIŞMALARI VE GAYRETLERİ İLE GEREK KEPEZE GEREKSE ANTALYA VOLEYBOL SPORUNDA TÜRKİYE FİNALLERİNE KADAR TAŞIDIĞIM ÇOCUKLARIMDAN AYRI BIRAKILMAM.BEN KEPEZ İN BİR FERTİYİM. KEPEZDE OTURUYORUM. İSTANBUL DAN GELDİM.KEPEZİ VE ÇOCUKLARI ÇOK SEVİYORUM. HİKMET İNANLI”

Voleybolda atılım yaparak, yalvar yakar sporcu kızlarıyla Türk voleybolunun sevilen ve sayılan unutulmaz beyefendi hocası Hikmet İnanlı’yı getiren ve kısa sürede başarılarla tanışan Antalya Kepez Belediyesi’nin AKP’li Başkanı Hakan Tütüncü’cüyü bu anti sportif davranıştan, dahası bünyesinde sporun erdeminin kirletilmesine izin vermesi, müsamaha göstermesinden dolayı ayıplıyor, dahası kınıyorum… 
Hikmet İnanlı sahipsiz değildir… Tüm voleybol camiası olarak bu yakışıksız hareketin daima karşısında yer alacağımızın ve de unutmayacağımızın bilinmesini istiyoruz…“

BAYRAK SKANDALI MECLİSTE…

Meksika’da yapılan U23 Bayanlar Dünya Şampiyonası’nda gene yaşanan bayrak skandalı yazdığım yazı üzerine Meclise taşınıyor…
Orantısız ve özensiz sözde Türk Bayrağımız seremonide açılmış, kimsenin gıkı çıkmamıştı…

Renk kavuniçi ne kaçıyor, Hilal obesleşmiş, sözde ay-yıldızın bayraktaki yeri sola kaymış... Bunu görmeyen, görmezden gelen, umursamayan ve de orada gerekli müdahaleleri yapmayanı, ya da yapamayan kafile başkanı, TVF Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Göksu yu keşke Federasyon Kanarya Adaları na gönderseydi ?... Tatil için belli, yanlış yer seçmişler ?...

Duyarlı ve tecrübeli bir yönetici/temsilci/kafile başkanı yanında mutlak 35 ebadında bayrağımızı, Milli Marşımızın CD’sini taşımalıdır… Maçlar öncesi seremoniler öncesinde de bunları denetlemelidir !...
Bunları bizler mi öğreteceğiz ?...
Yazıklar olsun !...

İzmir düşman işgalinden kurtulduğu gün, Vilayet Konağı’na çekilen, eli öpülesi bir annemizin evde acele dikerek hazırladığı o bayrağımızın rengini, düzgünlüğünü gözünüzün önüne getirin ve eser miktarda o ulvi duygunuz varsa, UTANIN !...

Konu tarafımdan resmi bir yazıyla Başbakan RECEP TAYYİP ERDOĞAN, Gençlik ve Spor Bakanı SUAT KILIÇ ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü MEHMET BAYKAN a tek tek iletilmiştir...
Ayrıca Federasyona ek bir yazı yazılmış, açıklama istenmiştir... Halen, her zaman olduğu gibi Federasyonumuz müzmin suskunluğunu (!) korumaktadır…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 18.11.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık