• 03 Mart 2016, Perşembe 2:09
Hasan UğurEpirden

Hasan Uğur Epirden

AYNALAR BAZEN YANILTIR! GRAND PRİX 2014 ARDINDAN...

SÖZÜN BİTTİĞİ YER...

“Ben hiç sevemedim vedaları Yüco, Başlangıçlar güzeldir, bitişler zor… Tanışmalar heyecanlı ve umutlu, ayrılışlar acı.  Sizden bir şey kalır geride.  Kırılan kalbinizden bir parça mı, yoksa sevdiklerinizle paylaştığınız anlar mı? Canım Oğlum, Çok üzgünüm, çok…  Başaramadık. Kahraman SUSTU, Postacı SUSTU, Ordular SUSTU, Güzel yürekler SUSTU... Güle güle git gittiğin yere arkadaşım... Papatyalar seni kucaklasın, ışıklar etrafını sarsın... Annen Gülnur.”

Yaklaşık 1 yıldır seferber olduk...

Son 1 yılını resmen ona vakfeden Gülnur un etrafında toplandık...

Herkes bir şeyler vermeye, bir şeyler yapmaya çabaladı durdu...

Dağınık voleybol ailemiz onun için kenetlenip tek vücut oldu...

Dualarımızı, elektriğimizi yolladık aralıksız...

İçimizde hep bir umut, hep bir ışık vardı kesintiye uğramayan...

Ama olmadı... Olamadı...

Onu daha fazla yaşatamadık ?...

Acımız çok büyük...

Kahramanımız Yüco (Yücel Aslan) şimdi bir melek...

Umarım yüce Rabbim ona cennetin en güzel köşelerinden birini tahsis etmiştir ?... Buradaki aile ordusundan bayrağı oradaki aile ordumuz anında devralmıştır... Yakında antrenmanlara ve maçlara başlayacaktır... Eline bir beyaz Mikasa top da verdiler mi, değmeyin keyfine ?...

Ama ya bizler ?... Eşi Mine oğlu Oğulcan, manevi annesi Gülnur ?... Ona koşa koşa, defalarca trombosit, 0 RH – kan verenler ?... Çeşiti uyumsuzluk nedeniyle kahrolarak bu desteği veremeyenler ?... Olayı içinde, ayrıntılarıyla takip edip yaşayanlar... Koca bir ordu... Ordu aslında savaş kaybetmedi... O nu da kaybetmedi... Kalplerimizdeki o müstesna tahtta ebediyen yaşayacak, biliyorum...

Başta sevgili Mine ye, sevgili Oğulcan a, bizlere vefayı hatırlatan, dayanışmayı öğreten Gülnur a, Tromosit ve Kan ordusu olmak üzere tüm sevenlerine tekrar baş sağlığı ve sabır diliyorum...

GRAND PRIX 1. AYAK ARDINDAN...

A Bayan Milli Takımımız için ciddi imtihanlar dönemine girdik... Grand Prix ve hemen sonrası Dünya Şampiyonası finalleriyle oldukça yoğun bir maç trafiği, kendilerinden çok üst dereceler beklediğimiz, kürsülere yakıştırdığımız Sultanlarımızın vediği heyecanla yatıp kalkmaya başladık...

Zengin ve alternatifli kadromuza rağmen eksiklerimiz hala mevcut... Etkili servis atamıyoruz... Servis karşılamada zaman zaman handikap yaşıyoruz... 2 Numaradan etkili olamıyoruz... Formda orta oyuncularımızdan yeterince faydalanamıyoruz... Daha süratli oynamak zorundayız... Blok kurgularımız daha iyi ve süratli olmalı...

Grand Prix nin 3 ayağından ikisini Ankara da oynama şansını çok iyi değerlendirmek zorundayız... 12 Süper takım arasında ilk 4 e kalıp, Japonya da 6 takımın mücadele edeceği final vizesi almamız, hatta yukarıda da ima ettiğim gibi, sonrasında da kürsüde yer almalıyız...

İşte Grand Prix 1. Ayağı maçlarıyla ilgili maçlardan hemen sonra kaleme aldığım notlarım, kısa değerlendirmelerim :

ABD-RUS

Durum daha maçın ilk setinde 2-1 Amerika lehineyken hakemlerin pozisyon kararı konusunda birbirlerine düşmeleri, 4 dakika oyunu durdurup, ancak içinden çıkabilmeleri oldukça tepki gördü, ayıplandı...

Maça çok iyi ve üstün bir giriş yapan Amerika nın, 2. sette 2. teknik molaya 16-14 önde girmesi sonrası durup, rakibine tam 8-0 lık bir ara skor vererek seti farklı kaybetmesi, o andan itibaren de maçın üstünlüğünü bariz olarak Rusya ya kaptırması ilginçti... Rusya yı ateşleyen % 90 hücum yüzdesiyle oynayan ve 24 sayı üreten Kosheleva oldu... Ancak yerinde müdahalelerle ve 2. sette oyuna dahil ettiği Malykh ile Rus Koç Marichev Yury nin bu galibiyette payı oldukça büyük sayılmalı...

TUR-JAP

Aylardan sonra, Neslihan, Eda ve Naz sız da olsa gerçek A Bayan Milli Takımımızı seyretme imkanını bulduk..

Dinlenmiş, Milli maçları özlemiş kızlarımız yabana atılmayacak kadrosuyla Japonya yı evire çevire, set vermeden yendi... Çok çekişmeli geçen ilk setten sonra inatçı ve mücadeleci kimlikleriyle bildiğimiz Japonlar resmen teslim oldular, belki de onlara karşı en kolay ve rahat setlerimizi kazandık...

Gözde ve Neriman ın devleştiği, Kübra nın da takıma tamamen oturmuş ve vazgeçilmeyeceklerden biri olarak alkış aldığı maçta takımımız zaman zaman çok iyi mücadele etmesine rağmen attığı yavan servisler, 2 numarayı yeterince kullanamaması ve bu hücum noktasından sayı üretememesi, servis karşılamalardaki handikap daha sert takımlarla oynayacağı maçlar için tehlike sinyalleri verdi... Bence 2 numarada Yeliz de ısrar edilmeli, oyun kurucu olarak da, ilerisi düşünülerek Gamze ye şans verilmeli...

Kübra nın her zaman vurguladığım file önü blok koşularındaki ağırlığını çözmeliyiz...

Pasör Asuman da gelişme olmasına karşın hala böylesine üst düzeyde bir takımın pasörü olarak gözükmemesi, Seda nın hücumda gereken katkıyı sağlayamaması yanında Güldeniz in hatasıza yakın voleybolu, bençte Yeliz, Büşra ve Gamze gibi kızlarımızın verdiği güven kadro zenginliğimizin bir ifadesi...

FIVB deki gururumuz, kurs hocamız Nejat Sancak ın maçı anlatan TRT spikerinin yanında yorumlarıyla sağladığı mükemmel destek maçın seyir zevkini üst düzeye taşıdı...

Yayıncı kuruluşlar, şartlar ne olursa olsun, Alev Anakök ve Nejat Sancak gibi saygın voleybol otoritelerinden her zaman istifade etmeli...

Bu arada kahramanımız Yücel Aslan için bu maç öncesi yapılan saygı duruşu dolayısıyla FIVB den özel izin alan Federasyonumuzu kutluyorum...

RUS-JAP :

Yıllardır birbirine tezat 2 dev ekol... Bir tarafta fiziğe, güce dayalı yüksek toplarla çok etkili hücum yapan, file üstünde bunaltan Rus ekolü... Diğer tarafta da kısa boy dezavantajlarını müthiş defanslarıyla ve çok seri kombine ataklarıyla kapatan, estetik Asya voleybolunun 1 numaralı temsilcisi Japonya...

Son yılların en zayıf kadrosuyla turnuvaya katılan çekik gözlüler, gene bolca hatalarla rakiplerini sayılarda bir güzel beslediler... Herkesin “Maç bitti” dediği anda Rusya nın maç servislerini kıran ve bir set kapan, ev sahipliği avantajıyla katılacağı final rahatlığıyla turistik seyahat yapan Japonya nın gücü dahasına yetmedi...

TUR-ABD :

Zor maça çok iyi başladık... Maç 3-0 a doğru giderken maçın kader anı olan, gerilerden gelip, set servislerini 3 kez kırıp, set servisi avantajı elde ederken, yani 2. setin sonlarında, Barbolini nin oyuna herkesi hayretler içerisinde bırakan bir değişiklikle maçın o ana kadarki atmosferine soğuk kalmış olan Meliha yı oyuna alması ve de ön pozisyonda da şans vermeğe devam etmesiyle hediye edilen setle rakibi bir anda maça ortak etmesi, sonrasında da verilen 4. setle kaybedilen, belki de sonraları çok arayacağımız 1 puanın vebali ve hesabı üzerinde olacaktır... Ayrıca, takımına fazladan 2 set oynatarak, fiziksel ve mental yönden yıpratması, yarınki Rsya maçında handikap yaratacağı düşüncesindeyim...

Bu arada maç içerisinde zaman zaman faydalı olsa da, Amerikalı tecrübeli kurt orta oyuncu Akinradewo karşısında çok ağır kalan Kübra nın yerine Büşra ya yer verilmemesinin de maçın 5 sete uzamasının sebeplerinden biriydi... Maçın kazanılmasında Gözde, Neriman ve Gizem in rolleri büyüktü...

Ancak yarın kadrosunu gençleştirmiş, boy ortalaması Libero haricinde 1.88, blok seviyesi ortalaması Libero haricinde 2.96 olan Rusya karşısında orta oyuncularımızı ve 2 numaramızı devreye sokamazsak, etkili servis atıp, hızlı hücum yapamazsak işimiz çok zorlaşır ?...

ABD-JAP :

İlk 2 günde galibiyet yüzü gerememiş takımların mücadelesi, “Nasıl olsa ev sahibi olarak finallerde varım ?...” rahatlığındaki Japonya dan ziyade hedefinde mutlak finallere kalmak olan ama sadece cebine 1 puan indirebilmiş, yani işi riske sokmuş yaralı Amerika arasındaki maçta her iki takım da hata yüzdesinde resmen yarıştılar, rekor kırdılar.. Amerika nın hücumda Japonlardan daha süratli oynadığı, zevksiz ve kalitesiz geçen maçın 4. seti çok ilginçti ve tatsız tuzsuz geçen maça birden çekişme, kalite, dolayısıyla heyecan ve seyir zevki geldi...

Japonya 17-10 öndeyken frene bastı, inanılmaz seri hatalar yaptı, file üzerinde hem bloklarda hem de hücumlarda cılız kalınca rakibine tam 10-0 lık görülmemiş bir ara skor verdi, durum 17-20 oldu... Amerika yı 22-22 de yakalayan Japonya tekrar 23-22 öne geçti, 3. set sayısını kazanarak durumu 2-2 yapıp maçı 5. sette kaybetmesine rağmen çaldığı 1 puan ile takımımızın ekmeğine yağ sürdü... İşin en ilginç yanı bu ilginç 4. sette Japonlar ilk iki maçta kazanamadıkları kadar blok sayısına (6) ulaştılar..

TUR-RUS :

Rus Takımının çok hücum silahı vardı, blokları çok yüksekti ve de bençi çok kuvvetliydi... Takımımız da ise dün oynadığı 3-2 lik Amerika maçının fiziksel ve mental yorgunluğu vardı... Niye yalan söyleyeyim, maç öncesi rakibimize daha çok kazanma şansı veriyordum...

Ancak salonu tıklım tıklım dolduran muhteşem Ankara seyircisinin müthiş desteğini arkasına alan takımımız maça fırtına gibi girdi, süper mücadele ederek zor da olsa ilk 2 seti lehine çevirmesini bildi...

Maçın ellerinden gidiyor olması üzerine Rusların kurnaz ve tecrübeli koçu Marichev Yury beklenmeyen bir şey yaptı, ilk altısının tam 5 oyuncusunu değiştiriverdi... Üzerinde çalışılmamış olduğunu düşündüğüm bu ilginç değişiklik, bizim kenar yönetimimizi, dolayısıyla kızlarımızı şaşırttı, buna ilk 2 setin de vermiş olduğu rehavette eklenince işler tersine döndü, takımımız durdu, kenar yönetimimiz kötü gidişata müdahale edemedi ve üçüncü, dördüncü setleri çok kolay vererek maçı zora soktuk...

5. Sette ise Marichev Yury bu kez, setleri kazanan benç oyuncuları ile esas altısı arasında tereddütler yaşadı... Tekrar devreye giren seyirci takımımızı ateşledi, kızlarımız savaşçı kişiliklerine tekrar kavuştu ve müthiş bir final seti seyrettik...

Maçın yıldızı Neriman ın ağırlığını koyduğu set tam bir heyecan kasırgası içerisinde geçti... Takımımız çok kıymetli bir galibiyet ve 2 puan kaparak bu ilk ayağı 3 te 3 ile geçti, haftayı da 9 puan 9/0 averajlı Brezilya nın ardından 7 puan 9/4 averajla 2. sırada tamamlayarak Japonya daki finaller için önemli avantaj yakaladı...

Maçın diğer yıldızları kaptanımız Gözde ile inanılmaz defans yapan, müthiş toplar çıkaran liberomuz Gizem di...

Haftaya gene Ankara da bu kez Dominik Cumhuriyeti, Almanya ve Sırbistan ile 2. ayak maçlarını oynayacağız... Sırbistan ın 7 puanı ve 8/4 set averajı, Almanya nın 3 puanı 4/6 set averajı bulunurken ilk ayağı puansız ve setsiz kapatan Dominik Cumhuriyeti nin 12. ve son sırada bulunduğunu hatırlatayım...

TAKIMIMIZA GENEL BAKIŞ AÇIM :

Aylar sonra, sakatlıkları süren aslarımızdan, Naz, Neslihan, Eda ve Polen den eksik kadrosuyla seyrettiğim Sultanlarımız, başarılı sayılabilecek ilk ayak turnuvasında müthiş galibiyetler almasına karşın bazı konularda S.O.S. verdi... Formda günlerindeki çizgilerde bu sporcularımız kadroda olsalar, dünyada hiçbir takımın bizi yenemeyeceği iddiasındayım...

Bir kere, Avrupa Ligi nden buraya Kübra ve Meliha dışında (Yeliz i bu grup içerisinde saymıyorum...) henüz seviyemize ve hedef beklentilerimize uygun üçüncü bir oyuncu getirememişiz ?... İsimlerini belirtmeden ifade edeyim, belki, ilerde faydalanabileceğimiz bir-iki oyuncu bu takıma zoraki monte edilmiş, belli... Yıllardır tabandan A Takımımıza oyuncu kazandırılması beklentisindeyiz ?... Küçüklerde, yıldızlarda ve gençlerde Dünya çapında aldığımız dereceler tabii ki göğüslerimizi kabartmış, gurur vesilesi olmuştur... Ancak daha da önemlisi A Takımlarına oyuncu hediye etme becerisidir... İlkokul, ortaokul ve lisede iftahara geçmiş, sınıf birincisi olmuş bir öğrencinin Üniversite ye girememesi, girip de mezun olamaması gibi bir şeydir anlatmak istediğim, tatminsizlik veya ukalalık asla değil ?... Zaten, Dünya klasmanına puan taşınması, Dünya Ligine doğrudan katılma şansı elde etme gibi avantajları olmasa, A Takımlarına oyuncu deneyip, bulmak gibi bir fırsat sunmasa, “Gazozuna Turnuva” benzetmesini yaptığım, Şampiyon olup, altın madalya aldığımız Avrupa Liginin, ne Grand Prix, ne de Dünya Şampiyonası finalleri için bir ölçü teşkil etmediği de bir kez daha ortaya çıkmış oldu ?...

Takımımızda şu an “Hazır kıta” oyuncularımız; Gözde, Neriman, Gizem ve üstlendiği “Joker” görevi itibarıyla Güldeniz dir...

File üzerindeki kozlarımızdan Kübra özellikle file önü blok koşularında süratli oynayan takımlar karşısında çok ağır kalmakta... Amerika maçında bizim tekli blok yüzdemiz, her halde % 50 nin altında değildir ?... Oysa rakibimizin maç boyunca bize yaptığı üçlü blok sayısı 20 in altında değil ?... Bu blokların en az 5-6 sının köşe hücumcularımıza yapılmış olması aradaki farkın en çarpıcı ve net göstergesidir...

Bahar saman alevi gibi parlayıp, sönmekte... Hele servis atarken eminim tüm seyredenler benim gibi içlerinden dua ediyorlardır ?... Tribünlerde arkalarını dönenler, gözlerini kapatanlar gördüm, şaka değil ?... Böylesine tecrübeli ve kariyerli bir oyuncunun servis yüzdesinin bu denli düşük olmasını kabul edemiyorum... Ancak bugünkü Rusya maçında sadece servisleriyle değil hücum ve bloklarıyla da göz doldurdu...

Yeliz de o Japonya ve Kore deki maçlarının videolarında keyifle seyrettiğim, saldırgan, yırtıcı kimliğini göremiyorum ?... Sanırım oyun tarzına dışarıdan müdahaleler var ve/veya maç psikolojisinde hazırlanma eksikliği yaşamakta ?... Yırtıcı leopar, uysal bir ev kedisi haline gelmiş ?... Nedenlerini bir çoğunuz gibi ben de çok merak ediyorum ?...

Seda muamma ?... Asuman kendisini geliştirmiş olmasına rağmen hala eksik ?... Ancak, maçlarda pas dağıtımındaki kullandığı inisiyatif ve seçimlerini beğendim... Bir kimlik oluşturmuş... Bençten oyuna dahil olan Gamze sanki kısa bir zaman süreci sonrası, Naz ı bilemem ama, Asuman dan bayrağı devralacak gibi geliyor bana ?...

Bu takımda bir şekilde banko oynaması gerektiğini düşündüğüm Büşra ya teknik kadronun ihtiyaç duyulan anlarda bile görev vermemesini yadırgadığımı söyleyebilirim ?...

Meliha yı Rusya maçında beğendim... Umuyorum çok faydalı olacak ?... Kazanılmış bir Sultan olarak görüyorum... Mutlaka sıçramasının geliştirilmesi gerek...

Gelelim takım zafiyetlerine... Takım basit jump-float servis atıyor, rakiplerinin servis karşılamalarını ve de dolayısıyla rahat hücumlarına “Gel gel” yaparak sevindiriyor... Neslihan ın smaç servislerini arıyoruz...

Servis karşılama handikapımız önlemlerimize rağmen devam ediyor...

Bloklarımız, özellikle orta oyuncumuz Kübra nın yukarıda da belirttiğin gibi file önü koşularında hayli ağır kalması, rakiplerimizin seri köşe hücumları karşısında takımımızı tek blokta bırakıyor... Bu özellikle 2 numaramızda büyük sorun yaratıyor...

Defansımızı biraz daha iyice gördüm... Bunda Gizem, Gözde ve oyunda kaldığı sürelerde Güldeniz in rolleri büyüktü...

HAFTANIN SÖZÜ :

“Biz geçmişte idealist antrenörler olarak Avrupa da kurs kovalarken, ülkemizde anrtenörlük yapan yabancı hocalar ülkelerinde misket oynuyorlardı... Bugün o eski antrenörlerimizin ülkemiz voleyboluna verdikleri hizmet unutulmamalıdır...”

Nedim Özbey

BİR DE PLAJ VOLEYBOLU FABRİKASI KURULSUN ?...

“Fabrika Voleybolu”...

Federasyonumuzun isabetli bir projesi...

Her ne kadar “Fabrika” tanımlaması mekanik insan imalatı (!) ve seri üretim ( !) çağrışımı yapıyorsa da proje heyecan veriyor... Bence “Fabrika” yerine akademik bir sözcük bulunabilirdi ?... (Örneğin “Voleybol Okulu”, “Voleybol Akademi” gibi ?...)

“Fabrika Voleybolu” bir nevi randıman alınamayan (Güçlüklerini ve sebeplerini defalarca dile getirdim) Mini Voleybolun bir başka versiyonu...

İnşallah maya tutar, tabanımızda daha fazla bir voleybol hareketi başlar ?...

Keşke biz bize oynadığımız, hala 40-50 erkek / bayan lisanslı sporcunun boy gösterdiği plaj voleybolumuz için de Federasyonumuz bir başka fabrika (!) temelleri atsa ?...

BİRAZ MANTIK, ÇOKÇA SAYGI LÜTFEN ?...

Hepinizin bildiği gibi yıllarca doğruları, hep doğruları yazdım, olayları objektif yorumladım, yanlışların da altını çizerek kahramanlarının (!) karşılarına dikildim ?... Kimseye şirin gözükmek gibi bir zafiyetim olmadı... Bazen kişiler, çok azınlıkta, tek tük de olsalar, hak ettiler, burunlarını yerlerde sürttüm, bazen se göklere çıkardım... İşlerine gelmeyenlerin dışında siz saygıdeğer okuyucularımdan hep destek aldım... Ancak arada sırada da olsa bazı münafıklar yuvalarından dışarı kafalarını uzatıp, sahte kimliklerle yaptıkları eleştirilerle akıllarınca huzur bozma ortamı yaratmaya, rahatsızlık alameti kompleksleriyle, “Bakın ben ne önemli adamım, Epirden hocanın falanca yazısını, filanca konusunu eleştirdim ?...” aymazlığı zafiyetiyle ortaya zıplayıveriyor, virüs yayma (!) gayreti göstererek kendilerini hayali de olsa kahraman (!) sanıyorlar ?...

24 Temmuz tarihinde “SOKULLU VE PARLAYAN MHK Sİ” başlığıyla yayınlanan yazım sonrası yaklaşık 4 bin civarı hakem ve gözlemci arasından, rumuzlarla yorum yapan ve MHK yı ve Başkanı Ümit Sokullu yu eleştiren 3 kişinin bu eleştirileri sonrası bilgi dağarcığıma bazı yeni araştırmalarımla eklediğim hassas noktaları siz saygıdeğer okuyucularım ile paylaşmayı düşündüm...

Ankara daki gecen sene yapılan ve tarafımdan da son derece başarılı olarak yorumlanan seminer sonunda, balık hafızaları olanlar için hatırlatmamda yarar var, MHK sınav değil test yapmıştır...

Sınavda bilgilendirmeye ve hatırlatmaya gerek duymuyorum, kopya çekmek (Hem de kitaptan ?...), yanındakiyle konusmak, cep telefonu vs yasaktır...

Yapılan uygulamayı “Üniversite sınavı” diye yorumlayan kişi mutlaka aralarındaydı düşüncesindeyim ?... Aldığım istihbarat bilgilerine göre, Ankara da herkes birbiriyle konuşmuş, soruları beraber çözmüşler (!), hatta bazıları daha da pişkin davranarak, kural kitabını açmış, bir güzel kopya çekmiş ?...

Aslında kitabı açmalarına rağmen, MHK “Bırakalım, bu bahaneyle cevapları bulurlar, öğrenirler ?... olgunluğuyla tebessüm ederek, buna göz yummuş ?...

Aslında yapılan bir imtihan değil, seminerin neler kattığını, nasıl bir faydası olduğunu öğrenmek için yapılan basit bir testti ?... Zaten orada bulunan herkese bu amaç açık ve net bir şekilde deklare edilmiş ?...

“Online Test”...

Adı üstünde ?...

Yapılan “Online Sınav” değildi kısacası...

Önce hakemlere sonrasında da gozlemcilere yapıldı ayrı ayrı... Daha sonra da hepsi birlikte girdiler... Bu arada “Sistem çökecek mi ?... Yoksa başarılı mı olacak ?...” sorusuna da cevap aranmış oldu böylece ?... Bunu ben biliyorum da orada bulunanlar arasında nasıl bilmeyenler çıkabiliyor ?...

Türkiye de yaklasik 800 kişiyi uygun fiyatla barındıracak yer bulmak hayli zor... Olan konaklama tesisleri de burunlarından kıl aldırmazlar ?... Geçen yıl, çok iyi takip ettim, Ankara da bile zorlanıldı ?... Ayrıca başta ulaşım olmak üzere bazı ekonomik güçlükler yaşanmıştı...

Şimdi gördüm ki MHK bu semineri üşenmeden 7 bölgeye ayırmış ?... Buralarda uygun fiyatla yapılacak, büyük çoğunluğun da yol masrafı ve ulaşım süresi kaybı olmayacak... Istanbul, Ankara, Bursa, İzmir (Marmaris), Tokat, Diyarbakır, Adana seçilen bölgeler... Bu merkezlerdeki katılımcılar dolayısıyla evlerinde kalacakları için, konaklama masrafları da olmayacak ?...

Senede ancak bir kez, sıkıntılı bir şekilde bir araya gelen hakem ve gözlemciler ile MHK artık internetin de yardımıyla devamlı birbirleriyle irtibat halinde olmaktalar...

Bir başka yorumcu ise “7 Yerde seminer mi olur ?...” demiş ?... Sıkıntısını 1 ay içerisinde 7 ayrı yerde bulunarak, hem anlatarak, hem de sahada uygulama yaparak Ümit Sokullu hoca ve arkadaşlarının çekeceği, zorunlu eğitim amaçlı bir programın tasası faydalanacak olanlar arasında kimseye düşmez, düşmemelidir de ?...

Biraz mantık, çokça saygı lütfen ?...

AYNALAR BAZEN YANILTIR...

Aynalar aslında hep karşılarındakileri oldukları gibi gösterirler...

Karşılarındaki neyse odur yansıttıkları...

Ancak bazı çok özel (!) kişiler bu kuralı bozarlar...

Bakarlar ama, ona ihanet edercesine, sadece çizdikleri (!) sanal şahsiyetlerini (!) görürler...

Yani bakmakla görmek arasında psikolojik bir sendrom batağı içine girerler...

Kapasite zafiyetlerine karşın çevrelerindeki ucuz yalaka şahsiyetlerin dolduruşuna gelip, sanal bir üstatlaşma evrimidir (!) bu yaşadıkları ?... Bu vahamet, pek süslü (!), bol sıfatlı, şaşalı kartvizitlerine de yansır ?...

Etrafınıza baktığınızda bu muhteremleri (!) tespit etmeniz çok da zor değildir ?...

Sporda, sanatta, politikada, ticari hayatta, kısacası tüm meslek dallarında bu tipler kol gezmekte, yol kesmektedirler...

Huylarına, sularına gittiniz mi, hele bir de poh pohladınız mı, sizlerden daha iyisi yoktur ?... Hele bir de onlar öksürdüğünde, “Beyefendi öyle ne güzel öksürüyorsunuz ?...” aksırıp, tıksırdıklarında, “Valla efendim, hayatımda sizden daha yi hapşıran görmedim ?...”, çalıp, çırptıklarında da “Aman efendim, bu işi ne kadar zarif, kibarca yapıyorsunuz, hayranınız olmamak elde değil ?...” gibi içten (!) iltifatlarınızla onları yüceltip (!), gaza getiren birisiyseniz değmesinler avantalarınıza, forsunuza ?...

Bu haftaki yazıma, hele hele “Cumbaba” seçimleri hengamesinde neden böyle bir giriş yaptığımı merak edenleriniz olabilir ?...

Ancak içinizde, yaptığım bu derin kimlik (!) tanımını anlayamayanlarınız, anlayıp da özümsemek (!) istemeyenleriniz parmakla sayılı bile olsa maalesef mevcut ?...

Bir kıyak yapayım, onları rehavet ve havlet (!) uykularından uyandırmaya çalışayım dedim ?... Fena mı düşündüm ?...

DÜZEN VE GÜVENLİK MAÇLA BAŞLAYIP, MAÇLA BİTMEZ !...

Federasyonumuz, tüm Başkanlarımız dönemleri dahil, bir işi çok iyi yapıyor... Uluslararası Turnuvalar, büyük şampiyona organizasyonları...

Özellikle Erol Ünal Karabıyık Başkan zamanında yapılan büyük çağdaş salonlar sayesinde ülkemiz, başta Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa, Samsun olmak üzere voleybolda cazibe merkezi haline geldi...

Ekonomik darboğazların vurduğu dünya ülkelerinin aksine, büyük sponsorlarıyla ve hatırı sayılı bütçesiyle Türkiye Voleybol Federasyonumuz bu tip büyük organizasyonları, voleybol sevgisi ve ilgisi doruklarda gezinen hayal şehirleriyle gerçekten imrenilecek ev sahipliği yapmakta...

2 Hafta üst üste, maddi ve manevi yaptırım gücüyle ve de imaj gücüyle Federasyonumuz Grand Prix Bayanlar ilk 2 ayağına Ankara da ev sahipliği yaptı... Malum sebeplerden dolayı bu maçları evimde, televizyonumdan, yayıncı kuruluşun bahşettiği (!) görüntüler ve de şimdilik susma hakkını kullandığım (!) anlatımla yorumlar oranında dikkatle seyrettim, notlar aldım... Sıkça da salondan arandım, ek bilgilere sahip oldum...

Geçen hafta çok şikayetler oldu... Genel şikayet, salon koridorlarında görevleri olmayan kişilerin cirit attığı yönündeydi...

Ancak bunun çok daha vahimi özellikle her zaman olduğu gibi, takımımızın maçları sonlarında yaşandı... Sözüm ona, onca güvenlikçi ve resmi/sivil emniyet mensubuyla alınan güvenlik tedbirlerine (!) karşın sahanın içi bir anda gene ana/baba gününe döndü... Kimin eli, kimin cebinde belli değildi ?... Bunu geçen hafta tüm çarpıcılığıyla yaşadık... Muhteşem Ankara seyircisinin maçlara ve özellikle takımımıza katkısı tartışılamaz... Ama maç heyecanı ve taşan coşku ile çoğu sahanın içine girerek gene sorunlar yaşattılar... Bu tablo ne mutlu ki bu hafta pek yaşanmadı... En azından yayınların sonuna kadar görüntülerde yoktu... Öğrendiğim kadarıyla geçen hafta büyük tepkiler alınmış, şikayetler olmuş... Bu hafta büyük önlemler alınmış belli ?... Bundan sonrası da bu konuda hassasiyet gösterileceğini umuyorum ?...

Zira sahayı işgal edenler (!) topuklu ve ökçeli ayakkabılarıyla zemine büyük zarar vermekteler... Bu arada Allah korusun, niyeti bozuk birileri bir sporcuya taciz girişiminde, daha da ileri giderek örnek vereyim, birisine fiili saldırıda bulunsa bunun hesabını kim, nasıl verebilir, altından nasıl kalkabiliriz ?...

Organizasyonların salona ait kısmı, ön hazırlığı ve sonrasında temizliği kadar, ilk girişten, son çıkışa dek önemlidir, ciddi disiplin ve güvenlik gerektirir, bu asla unutulmamalıdır...

GRAND PRIX 2. AYAK MAÇLARI...

Aynı gün, maçlarımızdan sonra kaleme alınmıştır...

1. GÜN :

İlk maçta Sırbistan, geçen hafta 3-0 yendiği Almanya ya bu kez 3-0 yenildi... Guidetti nin mükemmel kenar yönetimine karşı Sırp koç Terzic show yapmaya kalkınca takımını oyundan düşürdü...

Dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir maçta bir koç setin başında sayılarda 0-1 geri düşünce mola almaz !... Bu yüzden şowman Terzic 2. sette o molanın derin sancısını çekti...

Almanya yı bu maçta çok beğendim... Özellikle pasör Apitz in oyun kuruculuğundaki dört dörtlük oyunu galibiyette büyük rol oynadı...

Gelelim Dominik Cumhuriyeti maçımıza...

İki takımı maç öncesi birbiriyle tarttığımda sıkıntılı ve tehlikeli bir maç olacağını hissettim... Hele hele çok bilmiş otoritelerin maçı oynanmadan hanemize 3 puanı yazmaya kalkmakta olduğunu görünce niye yalan söyleyeyim, irkildim, ürktüm...

İlk seti 9 sayı geriye düşmesine rağmen çevirmeyi bilen, 2. seti o moral ve hızla alan takımımız 3. setten itibaren durdu... Seyircinin desteğine rağmen ünlü koçumuz (!) Barbolini nin maçı sadece seyretmesi, kötü gidişi çevirecek akıllı hamlelerde bulunamayışı, basit değişikliklerle kendini ve voleybolseverleri kandırmaya çalışması (!) kapasitesizliğinin açık bir göstergesiydi...

Rakip koç Markos Kwiek yırtındı, her türlü alternatifini denedi, kızlarıyla beraber oynadı (!) ve bizimkine fark attı... Sultanlarımızın ilk 2 set oyuna kendi gayretleriyle asılmaları olmasa maçı 3-0 la yitirirdik ?... Çünkü 2 koç arasındaki fark 3-0 lıktı...

Takımımız hala etkili servis atamıyor... Smaç servis kullanan yok !... Resmen köreltilmiş, bu konuda özgüvenleri ellerinden sökülüp, alınmış, smaç servis kullanmaları yasaklanmış sanki ?... Böyle olunca da rakip takıma rahat oyun kurma ve etkili hücum etme şansı veriyoruz... 2 Numaramız, (Orta oyuncularımızın tek ayak dolanarak yaptığı hücumları saymazsak), blok dahil, file önünde en ıssız (!) bölgemiz... Pasörümüz Asuman çok gayretli ama hala bu seviyede bir takım için tam yeterli olduğunu söyleyemem... 2 Haftadır formda Naz ı ve dünya starımız, gününde Neslihan ı arıyor gözler...

Bu maçta Gözde Rusya maçında olduğu gibi gene tutuktu... Tek başına kalan Neriman ı zaman zaman Bahar ve Kübra devreye girerek rahatlatmaya çalıştılar... Ama yetmedi... Takımımızı artık tüm rakipleri ezberlemiş, çözmüş durumdalar... Nereden hücum geleceğini, zaaflarını iyi çalışmış oluyorlar... Çünkü takımımız ilkel oynatılıyor... Taktik bir değişkenlik yok !...

Maçın yıldızı 5 yıldızlık bir mücadele veren, inanılmaz defans topları çıkaran, takımımızı ayakta tutmaya çalışan liberomuz Gizem di...

Güldeniz in katkıları inkar edilemez ama o da file önünde sonuç elemanı değil ?...

3. setten itibaren kızlarımızın yüzleri düştü... Güven ve inanç zafiyeti başladı... Yakın plan çekimlerde bunu çok net gördüm... Yakın plan diyorum da, molalarda ünlü koçumuz Barbolini ile sporcularımızın arasındaki iletişim soğukluğunu da gördüm... Ona ferini yitirmiş gözlerle bakıyorlardı...

2-0 ı yakaladıktan sonra maçın bu denli tersine dönmesinin en büyük sorumlusu tartışmasız ünlü koçumuz Barbolini dir...

Umuyorum bu fiziksel ve mantal yorgunluk yarınki ve pazar günkü maçlarımıza yansımaz ?... Barbolini dezavantajına rağmen kızlarımızın her zamanki özverilerileri ve güçleriyle Sırbistan ve Almanya maçlarını zor da olsa, 3 er puanla kapatacaklarına inanıyorum...

Hepsine üstün başarılar diliyorum...

Ankara seyircisi yarın ve pazar günü salonda boş yer bırakmamalı...

2. GÜN

Almanya nın gerçek kimliğini bulan Dominik Cumhuriyeti karşısındaki 3-2 lik galibiyei sonrası, Sultanlarımız Sırbistan karşısına çıktı...

Çok iyi niyetli olan ve yorgunluklarına rağmen ellerinden geleni yapmaya çalışan ancak tutukluluğunu üzerinden gene atamamış gözüken kızlarımız ünlü koçumuz (!) arbolini ye rağmen maçı zor da olsa 3-2 kazanmayı bildi... Ancak maçı takımımız mı aldı, yoksa rakibi mi verdi tartışılır ?...

Bugünkü maçta en büyük şansımız, rakibimizin showmen koçu (!) Terzic ın takımı galibiyete doğru 3 puanlık bir yolda giderken, haklı olduğunu düşündüğüm hakem yanlışlarında, itirazlarını, el kol hareketleriyle süslediği (!) teatral mimiklerini lüzumsuz yere uzatması 4. sette sarı kartın sonrasında büyük bir iştahla (!) kırmızı kart görerek takımımıza sayı kazandırarak önünü açması, dahası takımının maç konsantrasyonunu yerle bir etmesiydi...

5. sette rekor sayıda hata yapan rakibimiz, buna rağmen maç servisi attı... Bu sıkıntılı sayıların psikolojik yükünden sıyrılmasını bilen kızlarımız seti oradan çevirerek 1 puan kayıpla da final şansını sürdürmeyi başardı...

Maçın tek cümleyle özeti ; Barbolini ye rağmen Terzic sayesinde maç kazanıldı...

3.GÜN :

Günün ilk maçında, bizi mağlup ederek tek galibiyetini alan Dominik Cumhuriyeti, zor da olsa, yukarıda yorumladığım şekilde galip geldiğimiz Sırbistan karşısında tutunamayıp 3-0 mağlup oldu... Yani sadece bizim maçta yüzü güldü... Bize ne kadar teşekkür etse (!) yetersizdir ?...

Gelelim Almanya maçımıza...

İlk 2 günün sarsaklığını üzerinden atmış, tüm genel yorgunluğuna rağmen sahada diri mücadele eden takımımızı bugün beğendiğimi ifade edebilirim... Bunda salonda tek bir boş yer bırakmayan muhteşem Ankara seyircisinin, onları ay-yıldızlı tişortlarla ve binlerce bayrakla havaya sokan, müthiş bir tablo yaratan sponsorumuzun da hakkını teslim etmek gerek...

Bu arada hak ettiğimiz bu önemli galibiyetimizi küçümsemeden, bir saptama yapmak istiyorum... Artık bizlerden bir kişi olarak gördüğümüz, koçluğunu takdir ettiğimiz damat bey Guidetti nin kazandıkları 3. setten itibaren had safhaya varan, el kol işaretleri, elindeki not klasörünü bençe fırlatmasına kadar varan, çirkin maniyerlerle desteklediği (!), kırmızı kartı hak ettiren şımarık, sportmenlik dışı hareketleriyle, 4. sette elinin tersiyle takımını fütursuzca dışlaması, molalara girmemesi, kısaca vazifesini yerine getirmemesi takım oyuncularının motivasyonlarını yerle bir ettiği gibi bizlerin ekmeğine de tereyağı sürdürdü...

Ayıplıyorum...

Ünlü koçumuz, hala ideal altısını bulabilmiş, kadro tespitinden elindeki oyuncu potansiyelini tam hakkını vererek değerlendirebilecek seviyeye, oyunu çevirebilecek zekaya ve hamlelere erişebilmiş değil ?... İlk 2 gün kaybedilen 3 puanı inşallah gelecek hafta, Rusya daki 3. ayak sonunda aramayız ?... Eğer Japonya daki finallere katılma hakkını, 3 ayağın ikisini evimizde oynayarak, Japonya yı (3-0), Amerika Birleşik Devletleri ni (3-2), Rusya yı (3-2) yendikten sonra, bu denli avantaj yakalamışken, kaybedersek bunun birinci derecede sorumlusu tartışmasız Barbolini ve onu göreve getirenler olacaktır...

Kısacası Barboliniye ve Naz, Neslihan, Eda başta olmak üzere eksiklerimize, pasör çaprazı zafiyetimizle 2 numaradan, arkaya tek ayak dolanan orta oyuncularımız dışında hücumda varlık gösterememize rağmen ilk 2 hafta sonunda puan cetvelinde 2. sıraya oturmuş olmamızla elde ettiğimiz avantaj 3. ayak öncesi Japonya daki finaller ve sonrasında İtalya daki Dünya Şampiyonası finalleri için bizleri oldukça umutlandırdı... Ancak önümüzdeki hafta Rusya da oynanacak olan son turnuvada Rusya ve İtalya çok ciddi rakiplerimiz olacak... Her ne olursa olsun orada tekrar ilk maçta karşılacağımız Almanya yı 3 puanla geçmemiz şart olacaktır... Sonrasında da en az 1 puan çıkarmamız şart ?...

Takımımıza başarılar diliyorum... Haftaya tekrar, köşemde yorumlarımla, keyif içerisinde buluşmamızı temenni ediyorum..

BU HABER DOĞRUYSA ÇOK ÜZÜCÜ...

Habertürk Gazetesinin 06.08.2014 günkü baskısında koca puntolarla, Ali Öcal imzasıyla yayınladığı haber çok tartışılmaya başlandı... Koca puntolarla "ESKİ BAŞKANA VEFASIZLIK BAŞARIYA GÖLGE DÜŞÜRDÜ..." haberinde, Türk voleyboluna büyük katkılarda bulunan bir önceki Başkan Erol Ünal Karabıyık ın Grand Prix maçlarına davet edilmediği, maça eşi ve torunuyla kapıdan sıraya girip, bilet alarak girdiği, Gençlik Spor Müdürlüğü Yönetmeliği gereği Protokolda en önde yeri olmasına rağmen maçları halkın arasında, tribünden izlediği vurgulanmış ?...

Çok üzüldüm... Bu saygısızlığın ötesinde vefasızlıktır...

Dahası zaten söylenmiş, kulislerde de yoğun biçimde yankılanıyor...

Federasyonumuzdan, değerli yöneticilerinden bu konuda zarif bir bilgilendirme rica ediyorum... Ama sanırım gene Başkanımız, kaşlarını çatarak, “Biz kimleri davet edeceğimizi, nereye oturtacağımızı biliriz !...” diyerek nezaketle sorduğumuz bu doğal sorumuzun cevabını azarlama modunda (!) verecektir ?... Tıpkı benzerini şahsıma, Halkbank ın “Final Four”unda, Ankara da 2 eski Başkanımızın benzer konuda mesajlarını kibarca zatı alilerine iletmeye çalıştığım anda olduğu gibi ?...

Onu üzmemek ve sinir katsayısını yükseltmemek için, ağzımıza fermuar takacak, kalemimizi kıracak, klavyemizi kilitleyecek değiliz ?...

Nazik insanlar, hele hele bulundukları camiaların liderleriyseler, merak edilip sorulan sorulara açık ve net bir şekilde cevap verirler, “O kim ki ben ona cevap vereceğim ?...” aymazlığı içine girmezler, nazik bir üslupla cevap verirler, o oranda da saygı görürler ?...

Bilmem anlatabildim mi ?...

BİR VEFASIZLIK DA MEHMET ÇELEBİ YE...

Mehmet Çelebi ve yol arkadaşı Pala Rıfat...

Tam 31 yıldır Burhan Felek salonunda kendilerine tahsis edilen, çok yönlü hizmet verdikleri büfeleri ellerinden alındı...

Tüm voleybol camiasının açlığını ve susuzluğunu gideren birer aile ferdi olan Mehmet ve Rıfat dostlarımızın özellikle duygularıyla ve güleryüzleriyle damak tadına lezzet kattıkları “Amerikanlı Sosis”lerini yemeyen, yiyip de müptelası olmayan saanırım bir kişi yoktur... Buna o tahliye kararını alanlar dahildir ?...

Tabii ki salon büfeleri Federasyonumuz için birer gelir kaynaklarıdır ?... Buna kimsenin itirazı olamaz !... Ancak üç kuruşluk bir fark için 31 yıllık bir hizmeti görmezden gelerek kenara atmak, bu canımız ikiliyi dışlamak, kısaca trilyonlar içerisinde yüzerken, hovarda masraflar yaparken, böylesine çok özel bir konuda kuruş hesabı yapmak Federasyonumuza yakışmaz !...

Bu yanlışın bir yerinden dönülmelidir... Camiamız, yani ailemiz böyle ucuz vefasızlıkları hazmedemeyecek kadar duygusal, tartacak kadar da bilgili ve tecrübe donanımlıdır...

Arda Yolaç oğlumuzun açtığı kampanyaya bir çok dost gibi bende katıldım, göğsümü gere gere imzamı attım... Umuyorum, sizler de bu yanlışlığın karşısında, Mehmet ve Rıfat canlarımızın yanında olacak, onlara gereken manevi desteği esirgemeyeceksiniz ?...

Böyle üzücü müdahaleler kolay kolay unutulmazlar... Umarım bu davranış biçimi hoşgörü ve vefa duygularıyla düzeltilir, o kategoriye kazınmaz ?... Umarım ?...

YORUM:

Nermin Nalbant Aydınlı 2014-08-15 Yüreğine sağlık Sn.Hasan Ugur EPİRDEN
Yüreğine sağlık Sn.Hasan Ugur EPİRDEN."Kapasite zafiyetlerine karşın çevrelerindeki ucuz yalaka şahsiyetlerin dolduruşuna gelip, sanal bir üstatlaşma evrimidir (!) bu yaşadıkları ?... Bu vahamet, pek süslü (!), bol sıfatlı, şaşalı kartvizitlerine de yansır ?...
Etrafınıza baktığınızda bu muhteremleri (!) tespit etmeniz çok da zor değildir ?...
Sporda, sanatta, politikada, ticari hayatta, kısacası tüm meslek dallarında bu tipler kol gezmekte, yol kesmektedirler..."

HEZİMET'İN ADI : BARBOLINI : 0 SAORI : 3

YARIM ASIR ÖNCEKİ JAPONYA MAÇIMIZ…

60’lı yılların sonu… Avrupa Turnesi yapan Japon Bayan Voleybol Milli Takımı, her halde tarihi İstanbul’u görmek istemiş olacaklar ki, (!) geçerken birkaç günlüğüne teşrif ediyorlar… Fırsatı kaçırır mıyız ?... Hemen bir maç ayarlıyoruz… O zaman bizde 1.90’lık boyuyla Sema (Bora Esinduy) var… Galatasaray / Fenerbahçe / Beşiktaş’tan oluşan Milli Takımımız, şimdiki adı Lütfü Kırdar Kongre Merkezi, o zamanki adıyla Spor ve Sergi Sarayı’nda sahaya çıkıyoruz…

O zamanlar Japonların boyları ufak tefek… Hani gaflete düşüp gözümüze kestirenler bile var ?... Maç başlıyor ve bitiyor… Hani “Beş dakikada Beşiktaş !...” diye zamanı tez bildirmek için bir deyim var ya ?... Allahtan var ?... 25 dakikada maç bitiyor… 15-0, 15-0, 15-1…

Yaşayanlar arasında olduğum için o maçın her evresi hala gözlerimin önünde… Hele o Sema’nın smacıyla kazandığımız sayı var ya, yıkıldı Spor ve Sergi Sarayı… İşin en ağırımıza giden tarafı son sette Japonlar hiç blok yapmadı ?... O verilen sayı sonrası koçlarının takımı sıraya dizip bir fırça atışı vardı ki, ses tonu bilmem kaç desibel hala kulaklarımda…

Sonra ne mi oldu ?... Anlatayım… Centilmen Japonlar (!) kupkuru formalarıyla ikiye ayrılıp, kendi aralarında maç yaptılar, bizler de ağzımız açık büyülenmiş gibi onları seyrettik ?... O zamanlar o takımı başka türlü seyretmek için en ufak bir olanak yoktu… Televizyon daha Türkiye’ye girmemişti… Kaset denen bir olanak yoktu...

İşte böyle dostlar… Masal gibi değil mi ?... Tam Pazar keyfi olacak yazı ?... Ama amacım, nerelerden nerelere geldiğimizi vurgulamak ?... Bayan voleybolumuzdaki yükselişin ne denli gurur verici olduğunun bir minik ama çarpıcı hikayesi…

O takımla son yıllarda yaptığımız 6 maçın üçünü kazandığımızı hatırlatmak isterim ?...

İşte onun içindir ki ben Sultanlarımızı bir başka gözle, hayranlıkla izliyorum… Sakın bu gün aldığımız derecelerle tatmin olduğumu bu sonuçlarla avunduğumu zannetmeyin ?... Hedefi bu denli büyütmüş, çıtayı çok yükseye çekmiş kızlarımızın, antrenörlerimizin ve arkalarındaki, tüm olanaklarını seferber eden, elinden ne geliyorsa yapmaya çalışan Voleybol Federasyonumuzun ve tabii ki bu mümtaz ailenin birer fertleri olarak bizler Şampiyonluklar bekliyoruz… Bizi ancak Dünya ve Olimpiyat Şampiyonluğu keser… Bilmem uçuyor muyum ?... Uçuyorsam, valla bunun sorumlusu onlar !...

Ne demişler “Alışmak kudurmaktan beter ?...”…

“İnanmak, başarmanın yarısıdır !...”

Yanlış mı ?...

HEZİMET İN ADI : BARBOLINI : 0 SAORI : 3

Dünkü Brezilya zaferinden sonra, bugün de Rusya yı darma duman eden (3-1) ev sahibi Japonya son derece ciddi rakipti... Ankara da, Grand Prix 1. ayağında 3-0 yendiğimiz çekik gözlüler, hedef olarak gördükleri, kendi ülkelerine aldıkları finallerde, hele kendi seyircileri önünde iyi bir başlangıç yaptıktan sonra, bizim kızları gözlerine kestirdikleri mutlaktı...

İşte böylesine bir heyecan ve merakla, elimde sütlü kahve kupamla televizyonumun başına oturdum...

“Nasıl olsa ev sahibi olarak finallerdeyiz ?... Keyfimize bakalım !...” mantalitesiyle turist olarak, sadece hazırlık düşüncesiyle geldikleri Ankara daki 1. Ayak maçında takımımıza 3 puan hediye eden Japonlar muhteşem defansları, inanılmaz oyun disiplinleriyle dünkü zafer sarhoşluğu içerisindeki takımımıza resmen A dan Z ye voleybol dersi verirlerken bu güne kadar tüm yorumlarımın ne denli doğru olduğu da ortaya çıkmış oldu...

İşte o saptamalarım :

1) Takımımız pasör çaprazsız oynuyor... 2 ve 1 no dan hücum gücümüz sıfır... Oysa bugün çağdaş voleybolda pasör çaprazları takımlarının skor yükünü sırtlayan oyunculardır...

2) Orta oyuncularımız file önü blok koşularında çok eksikler...

3) Orta oyuncularımızdan tek ayak dolanmalar hariç ortadan kısa/kurşun toplarda yetersiziz...

4) Servis karşılamamız (Servis resepsiyonu) istenilen düzeyde değil...

5) Belki taktik servis atıyoruz ama bunu etkili smaç servislerle değil, “Floating servis”lerle gerçekleştiriyoruz... Bu da rakip takıma rahat ve istediği gibi hücum kurma şansı veriyor...

6) Takımımız bençi resmen köreltilmiş sporcularla doldurulmuş durumda... Özellikle Yeliz ve Büşra dan faydalanma düşüncesi zafiyeti hakim... Yeliz için artık bu yapılanı zalimce bir bitirme taktiği olarak düşünmeye başladım... 2 Yıl önce Japonya da oynadığı muhteşem voleyboluyla ve sayı kraliçeliğiyle gönüllerde taht kurmuş Yeliz e bu yapılan dışlama ve köreltme girişimini kınıyorum...

Ve gelelim ünlü koç Barbolini ye...

Dün bir çaylak yorumcu “BARBOLİNİNDE EPİRDEN HOCAYA SELAMLARI VARMIŞ BANA BULAŞMASIN ARTIK DİYOR:)))))” diye yazmış ?... Berbat bir imla erozyonuyla kurulmaya çalışılan cümlenin kahramanı eğer bugünkü maçı seyrettiyse, utanması gerek bu yorumundan ?... Tabii ki voleyboldan biraz anlıyorsa ve de ar duygusu varsa ?...

Tekrarlıyorum...

Bana birisi ünlü koç Barbolini nin (!) çevirdiği bir maçı, hatta seti bir hatırlatsın ?...

Barbolini nin bu takıma bunca zaman ne verdiği, daha doğrusu ne veremediği ortada...

Eğer Barbolini Federasyonumuzun el üzerinde tutup, toz kondurmadığı gibi çok iyi bir antrenör / koç olsaydı, en azından, bugün bizi hezimete uğratan, en az sayıyla tamamladığımız maça damgasını vuran Japonya nın kaptanı, elinin altındaki Saori yi keşfeder, Galatasaray da ona ilk altıda şans verir, Galatasaray ı da Milli Takımımız gibi meşgul etmezdi ?...

İşte bu yüzden başlığım, bazı kişilerin iyice düşünüp, analiz edip, ders çıkarması düşüncesiyle tarafımdan “HEZİMET İN ADI : BARBOLINI : 0 SAORI : 3” olarak tercih edildi... İnanın bu kafamda oluşan diğer 5 başlığın en hafifiydi...

Bu arada gözümden kaçmayan bir diğer farkı da paylaşmak istiyorum...

 

Ankara da kazandığımız maçta ve sonrasında haklı sevincimize bulaşmış bir alaycı ve aşağılayıcı tavır bulamacı müşahade etmiştim... Ancak bugün, Japonlar, oyuncularıyla, kenar yönetimiyle maçın içinde ve sonunda o kadar ciddi ve saygılıydılar ki, kendi namıma mahçup oldum, utandım ?... Her iki maçın video görüntülerini seyretme şansınız varsa, ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız ?...

Bugün bitti... Ders alıp, yarınki Rusya maçını düşünmemiz gerek... TSİ ile 06.20 de başlayacak maç için mantal ve fiziksel olarak toparlanıp, hazırlanmamız gerek ?... Rusya galibiyeti bize kürsüye giden yolu açar ?...

Sultanlarımıza başarılar diliyorum...

VER ELİNİ JAPONYA...

Sultanlarımız 3 ayağın ikisini kendi evimizde, muhteşem seyircimiz önünde oynama avantajını saçma sapan, hovarda puanlar saçıp kaçırmak üzereyken, bu son gün çok iyi oynadıkları İtalya maçını 3-1 kazanarak telafi etmeyi bildi, haftaya 6 takımın kapışacağı, Japonya daki finaller için bileti koç Barbolini ye rağmen (!) kaptı... İlk dörde girme hesapları yapan diğer takımların da son ayakta puan kaybetmeleri de ekmeğimize yağ sürmedi değil ?... Bu arada kızlarımız bu önemli galibiyetle hedefteki Barbolini yi de şimdilik (!) kurtarmış oldu...

Çağdaş dünya voleybolunda pasör çaprazları skorerlikleriyle, bloklarıyla, geri alan hücumlarıyla maçların kaderlerini belirlerken bizim takım resmen pasör çaprazsız oynadı...
Bir futbol takımı düşünün, santraforsuz 10 kişi oynuyor ?...
Bir boksör düşünün, tek kolla döğüşüyor ?...
Barbolini hala takımın altısını kafasında kurabilmiş değil ?...
Kübra ve Meliha kazanç hanesine yazılırken, Yeliz ve Seda resmen köreltildi, özgüvenlerinin sarsılması için ne gerekiyorsa yapıldı ?...
Meliha pasör çaprazlığından ziyade 4 numarada düşünülmeli ?...
Bizim için esas hedef olan Dünya Şampiyonasında maç eksiklikleri olan Neslihan ve Polen in verebilecekleri performanslar da meçhul ?...
Daha hala çok etkili servis attığımız, düzgün servis karşıladığımız, iyi blok yaptığımızı söylemek güç ?... Kendisine her an ihiyacımız olan, sarılmamız gereken Büşra nın da maç eksikliği düşündürüyor ?... İtalya da işimiz Grand Prix den çok daha zor, tüm takımlar en kuvvetli kadrolarıyla gelecekler ve de asılacaklar... Kürsüye çıkması gereken Sultanlarımız, bu kafayla ilk sekize bile giremeyebilir ?... Aman dikkat !... Bunu ifade etmek şom ağızlılık değil, sadece ikaz ?... Kim Milli takımımızın başarısızlığını ister ?... Böyle düşünen varsa “Vatan Haini”dir ?...

İdeal takımımızla (Maalesef Eda sız...), sadece vazifesini (!) yapmaya çalışan, bu takıma katkıda bulunamadığını ısrarla vurguladığım Barbolini ye rağmen (!) Japonya da Grand Prix finallerinde, İtalya da Dünya Şampiyonası nda mutlaka kürsüye çıkmamız gerek ?... Aksi başarısızlık olur ?...

Oluşturulması gereken kadroyu, kafamda aşağıdaki şekilde tasavvur ediyorum...
Naz, yedeği Asuman...
Pasör çaprazları ; Neslihan yedekleri Yeliz, Polen...
Orta oyuncularımız ; Kübra, Bahar, Büşra... (Ne yazık ki hazır olan 4. bir orta oyuncumuz yok ?...)
Smaçörlerimiz ; Gözde, Neriman, Meliha, (Seda)
Liberolarımız ; Gizem, Merve
Joker ; Güldeniz...

Yürekleriyle oynayan kızlarımıza üstün başarılar diliyor, onları her iki büyük organizasyonda kürsüde görmek istiyorum...

KARABIYIK BAŞKANA UTANÇ VERİCİ İFADELER ?..

Geçen hafta başlayan ve basına Habertürk gazetesiyle yayılan, benim de sessiz kalamadığım, köşeme bazı yorumlarımla taşıdığım davetiye skandalı sonrası Sabah ın köründe komşum tarafından elime tutuşturulan, takip etmeyi yayın ilkelerinin şahsıma uymadığı için çoktan bıraktığım, bir gazetede birileri (!) tarafından sufle edilerek yayınlandığını zannettiğim, eski Başkan Erol Ünal Karabıyık a yönelik utanç verici yakışıksız ifadeler gene şahsımı ziyadesiyle üzdü...
"Şovmenlik", “Başarıyı gölgelemek”, ve "Bu tür olaylarla gündeme gelmek arzusu” gibi had aşan ifadeler vefasızlığın ötesinde edep ve terbiye kurallarını da çiğnedi...
Gene duyarsız kalamadım, rahatsızlık veren bu bayağı ifadeleri satırlarına taşıyan gazeteciye bir çift laf etme ihtiyacı duydum ?...

Bak kardeşim, gazeteciliği sana öğretmeye kalkışacak değilim, ama bir haberi yaparken önce iyi araştır, neyin ne olduğunu iyice öğren, sonrasında kaleme al !... Kimsenin dolduruşuna gelip, haber yapacağım diye maşa olma ?... Yoksa bir gün gelir, doğruların farkına varır, utanır, çok da vicdan azabı çekersin ?...

Bu davetiye olayının iç yüzünü geçen haftaki köşemde herkesin kolayca anlayacağı ve özümseyebileceği (!) bir dille yazdım...

Bu davetiye olayının başlangıcı, DHA muhabirinin başına buyruk haberidir ve Karabıyık Başkan tarafından her hangi bir açıklama yapılmadığı zaten haberin içeriğinden kolayca anlaşılmaktadır... O kadar ki haberde Voleybol Federasyonumuz yerine alakasız Basketbol Federasyonu eleştiriliyor ?... Yani müthiş haberci (!) burnunun önündeki organizasyonda 2 federasyonu birbirine karıştırmış ?... Bu aymazlığa imzasını atan bir gazeteciden sağlıklı ve doğru bir haber beklenir mi ?... Allah tan 2 Başkanı da birbirine karıştırmamış ?...

Zamanında, plaj voleybolu başta olmak üzere birkaç konuda epey eleştirdiğim, Türk Voleyboluna tesis kazandırmakla kalmayıp ilkeleriyle disiplin getiren Erol Ünal Karabıyık Başkanı sakın ola ki kimse konuşmaya mecbur etmesin ?... Hiçbir zaman polemiğe girmekten hoşlanmayan Karabıyık Başkan istese bazı çok bilmişleri, edep fukaralarını eminim elindeki veri ve belgelerle paçavraya çevirir ?... Tahminim, oturmuş kişiliği ve nezaketiyle susmayı tercih ediyor, ve de sanırım müthiş bir sabırla konuşmamak, camiamıza zarar vermemek için adeta direniyor ?...

Zayıf karakterli bazı muhteremler Karabıyık Başkanı, voleybolumuzun kapsama alanında (!) görmekten rahatsız oluyor ?... Voleybolu dünyasından tamamen çıkartıp atmasını bekliyorlar ?... Hiç bir voleybol etkinliğinin önünden bile geçmemeli, ortalıklarda gözükmemeli ?... Evinde, iş yerinde uslu uslu (!) oturmalı ?...
Bu rahatsızlığın kaynağını tahmin etmek zor değil ?...
Erol Ünal Karabıyık Başkan sanırım çok şey biliyor ?...
Elinde ortalığı hoplatacak, zıplatacak belgeler var belki de ?...

Zaman kimin haklı, kimin haksız olduğunu mutlaka gösterecek ?...
Umarım bu konu tez kapanır, voleybolumuzun gerçek problemlerini konuşuruz ?...

Şunun şurasında 2016 ya 2 sene kaldı...
Rio Olimpiyatlarında neler olacak hep birlikte göreceğiz ?...
Tarih yaklaşınca yazılarım, yorum ve tahminlerim sıklaşacak !...
Neler demek istediğimi anlayan anlar ?...

UTANMAZ !...

TVF nin Kundu da bir tesiste ev sahipliği yaptığı, halka açık CEV Satellite Plaj Voleybolu Turnuvasına, o sıralar bir işi için kendi özel aracıyla Antalya da bulunan voleybol basınımızın önemli kalemlerinden sevgili Savaş Eskigülek ile son gün dostlarımızı ve de dost zannettiklerimizi (!) görmek için bir uğrayalım dedik...
Nitekim, orada çok büyük bir ilgi ve sevgiyle karşılaştık?... Mükemmel bir organizasyondu, alkışladık, geri döndük...
“DAVETSİZ MİSAFİR” başlığıyla yazdığım yazıda da bunu dile getirdim, sadece bu turnuva zamanlamasında seçilen tarih periodunda son on yılın ortalamaları incelendiğinde % 67 oranında gök gürültülü sağanak yağış, sel, fırtına ve hortum olayları yaşandığını, bunun bir şekilde göz ardı edilmesinin bir hata olduğunu olanca nezaketimle vurguladım, turnuvanın sağanakla başlayan son gününün sonrasında mükemmel bir havada bitirilmesini şans olarak nitelendirdim...
Ayrıca Eskigülek de güzel bir yazıyla organizasyonu ve kapsamında görev alan plaj voleybolu hakemlerimizi taçlandırdı... Kısacası, davet edilmediğimiz bu organizasyonda bile, değer bilir, saygılı, nezaketi ilke edinmiş voleybol emekçileri tarafından, kimilerinin baş tacı ettiği bazı muhteremlerden (!) daha fazla ilgi ve saygı gördük, yararlı olduk?...
Ancak geçenlerde aldığım bir haber beni üzdü dahası sinirlendirdi...
Meğerse sonradan olma, yapraktan dolma birileri neler yaptıysam (?) benim teşrifimden epey rahatsız olmuşlar, hatta sonrasında da Savaş Eskigülek kardeşime bile bendenizi peşine takıp (!) oralara getirdiği için de kıt akıllarınca tavır koymuşlar, arkamdan da hadlerini fersah fersah aşarak atıp, tutmuşlar... Bırakın misafirperverlik kavramını, görgü, saygı ve terbiye sınırlarını aşan, arkadan konuşma pervasızlığıyla delikanlılık raconuna gölge düşüren bu çirkin tutumun sanal aktör bozuntularını kınıyor, yüzüme karşı cesurca konuşma mertliğine ve cesaretine davet ediyorum?...
Üzüldüğüm bir diğer husus ise, beni yakın tarihe kadar yere göğe sığdıramayan (!), benimle hatıra fotoğrafı çektiren, voleybol kariyerine yeni ufuklar açan bir emekçinin, derin iç ilişkilerinden (!) aldığı gazla arkamdan fütursuzca ve şımarıkça konuşması...
Sözde meteorolojik saptamalarda bulunur, eleştiri yaparken, Eskişehir de grubumun yaptığı etap turnuvasında bir gün, mevsim normallerinin ve verilerinin tamamen dışında yağan sağanak yağışı hesap edemeyişimi (!) ağzına alıp, diline dolamış bu çok bilmiş ?... Federasyondaki yakın arkadaşının (!) maşalığını yaparken, o bombanın (!) bir gün elinde patlayacağını hesap edemeyecek kadar saftirik olan bu zavallının bundan böyle yakın takibindeyim...

ANTALYA NASIL BİR AMİRAL GEMİSİ ?...

Antalya için turizmimizin “Amiral Gemisi” diyorlar ?... Bu nasıl bir “Amiral Gemisi”dir ki ; Sık sık elektrikler, sular kesilir ?... Plajların bir kısmı, mafya kılıklı işletmecilere emanet edilmiş, şezlong / şemsiye soygunculuğu had safhalara gelmiş, sözde koca Konyaaltı plajları halka açılmış, maganda istilasında, hırsızlık tavan yapmış, donla denize girenler, mangal yakanlar dolmuş ?... Ayırımcılığın en son noktasına gelinmiş, “Kadınlar Plajı” açılmış ?... Yakında şehiriçi araçlarında kadınlara ait özel araçların sefere konulacağı konuşulur olmuş ?... Gölgede 40 dereceyi aşan sıcakta, sac kaplama otobüs durakları yapılmış ?... Adım başı dilenciler yol keser olmuş ?... İnsan üzülüyor, kahroluyor...

BİR ANTRENÖR VE ÖZVERİ REKORU...

Kulüpler birbiri ardına sezon açılışları yapmaya başladılar...
Haber fotoğraflarından görüyoruz...
Ancak bu ülkemizde sadece bir kulüp için geçerli değil ?...
Eskişehir DSİ Bentspor Voleybol Takımları...
Bu çok özel voleybol takımlarının Baş antrenörü yıllaıın Kazım Tokat hocası için bu tip bir sezon açılışı dile kolay tam 36 yıldır söz konusu olmamış ?...

Haftada 4 gun, tatıl donemı haftada bes gun antrenmanlar, gunde saat 10.00 dan 20.00 ye kadar 6 ayrı kategoride hep sürmüş...

Halen 180 voleybolcusu ile resmen spor salonunda kamp kuran Kazım Tokat hoca, ilginçtir, hiç bir yıl yılda 7 günden fazla izin kullanıp, tatil yapmamış ?...
Bu bir özveri rekorudur...
Bu rekora bir nebze olsun yaklaşan acaba kaç antrenörümüz var ?... (Hocaların hocası Enver Göçener i kapsam dışı tutuyorum ?...)

Bir süre önce ES TV de, sevgili Osman Bahadır Cemoğlu nun hazırlayıp sunduğu “SPOR PANORAMA” programının konuğuydum...
Çok keyifli bir sohbet oldu... Süreyi fazlaca da aştık...

EVA GELİYOR...

Kısa adı EVA olan ve bölgesinde yeni kurulan Edremit Voleybol Akademi Takımı ocak ayından bu yana sürdürdüğü kuruluş faaliyetlerini tamamlamak üzere...

20 Bayan, 12 erkek genç sporcudan oluşan voleybol kadrosu her gün antrenör Kemal Aykaç eşliğinde muntazam çalışıyor...

Amaçlarının bölgede voleybolu kitlelere yaymak, sevdirmek, geliştirmek ve nitelikli voleybolcular yetiştirmek olduğunu vurgulayan kurucu Başkan Murat Ali Kibritoğlu yeni sezonda Mahali Liglerde yer almayı planladıklarını ifade ediyor...

Her yeni oluşum bende heyecan yaratır, zevk verir... Bir anda takipçisi, sonrasında da “Fan”ı olurum... Umuyorum bu oluşumda da böyle olacak ?...

15.08.2014 / Aktarım anında 850 kez okunmuştur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
1 Beşiktaş 34 23 8 3 43 77
2 Medipol Başakşehir 34 21 10 3 35 73
3 Fenerbahçe 34 18 10 6 28 64
4 Galatasaray 34 20 4 10 25 64
5 Antalyaspor 34 17 7 10 7 58
6 Trabzonspor 34 14 9 11 5 51
7 Akhisar Bld. Genç. 34 14 6 14 4 48
8 Gençlerbirliği 34 12 10 12 -1 46
9 Kasımpaşa 34 12 7 15 -4 43
10 Atiker Konyaspor 34 11 10 13 -5 43
11 Karabükspor 34 12 7 15 -10 43
12 Aytemiz Alanyaspor 34 12 4 18 -11 40
13 Osmanlıspor FK 34 9 11 14 -8 38
14 Kayserispor 34 10 8 16 -11 38
15 Bursaspor 34 11 5 18 -24 38
16 Çaykur Rizespor 34 10 6 18 -9 36
17 Gaziantepspor 34 7 5 22 -35 26
18 Adanaspor 34 6 7 21 -29 25
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
1 Medicana Sivasspor 34 17 11 6 24 62
2 Yeni Malatyaspor 34 18 7 9 7 61
3 Eskişehirspor 34 16 11 7 18 56
4 Boluspor 34 16 6 12 3 54
5 Göztepe 34 15 8 11 4 53
6 Giresunspor 34 15 8 11 6 53
7 Altınordu 34 14 11 9 8 53
8 Ümraniyespor 34 12 12 10 4 48
9 Balıkesirspor 34 10 12 12 8 42
10 Vartaş Elazığspor 34 12 11 11 8 41
11 Denizlispor 34 11 10 13 1 40
12 Manisaspor 34 11 9 14 -6 39
13 Gaziantep BB 34 9 10 15 -9 37
14 Adana Demirspor 34 8 15 11 -4 36
15 Samsunspor 34 9 9 16 -19 36
16 Sanliurfaspor 34 9 9 16 -8 36
17 Bandırmaspor 34 9 8 17 -9 35
18 Mersin İdmanyurdu 34 6 11 17 -36 26
    Takımlar O G B M Av P
1 Gümüşhanespor 26 17 4 5 27 55
2 MKE Ankaragücü 26 17 4 5 23 55
3 Hatayspor 26 13 7 6 13 46
4 Menemen Belediyespor 26 12 9 5 13 45
5 Karşıyaka 26 12 5 9 9 41
6 Niğde Belediyespor 26 11 8 7 8 41
7 Kastamonuspor 26 11 7 8 8 40
8 Sarıyer 26 10 8 8 4 38
9 Eyüpspor 26 11 4 11 -9 37
10 Etimesgut Belediyespor 26 10 6 10 5 36
11 İnegölspor 26 6 14 6 0 32
12 Aydınspor 1923 26 8 7 11 -4 31
13 Tuzlaspor 26 8 6 12 -8 30
14 Bugsaşspor 26 6 11 9 -1 29
15 1461 Trabzon 26 5 13 8 0 28
16 Tokatspor 26 6 10 10 -4 28
17 Kırklarelispor 26 4 9 13 -12 21
18 Kayseri Erciyesspor 26 0 2 24 -72 -1
    Takımlar O G B M Av P
1 İstanbulspor 26 17 3 6 21 54
2 Erzurum BB 26 14 7 5 23 49
3 Amed Sportif 26 14 6 6 13 48
4 Kocaeli Birlik Spor 26 13 6 7 6 45
5 Keçiörengücü 26 12 8 6 11 44
6 Sivas Belediyespor 26 11 9 6 9 42
7 Pendikspor 26 10 6 10 -1 36
8 Nazilli Belediyespor 26 9 8 9 -5 35
9 Bucaspor 26 11 4 11 -6 34
10 Zonguldak Kömürspor 26 8 9 9 2 33
11 Konya Anadolu Selçukspor 26 9 5 12 -9 32
12 Kahramanmaraşspor 26 7 10 9 -5 31
13 Hacettepe Spor 26 7 9 10 1 30
14 Fethiyespor 26 7 8 11 -6 29
15 Anadolu Üsküdar 1908 26 5 11 10 -10 26
16 Fatih Karagümrük 26 6 7 13 -9 25
17 Büyükçekmece Tepecikspor 26 6 5 15 -17 23
18 Ofspor 26 5 5 16 -18 20

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 22.07.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
penti
yukarı çık