Hasan Uğur Epirden

Hasan Uğur Epirden

ANKARA NOTLARI...

CİDDİ VE YARARLI TOPLANTI…

Federasyon Başkanımız ile Plaj Voleybolu başta olmak üzere birçok hassas konuda görüşlerim ve ricalarım üzerine geniş ve çok yararlı bir toplantı yaptık…
Beni büyük bir nezaket ve ciddiyetle dinledi, notlar aldı… Bundan  sonrası tabii ki kendi engin deneyim ve görüşleriyle, Yönetim Kurulunun ve de yan Kurullarının da devreye girmesiyle uygunluk derecelerinde hayata geçirilecektir… 
Ben Federasyonumuzun Türk Voleybolunun mevcut tüm sıkıntılarının üstesinden geleceğine yürekten inanıyorum…

PLAJ VOLEYBOLU ÖNERİLERİM:

Dibe vurduğunu gördüğüm Plaj Voleybolumuzu kısa zaman biriminde şaha kaldıracak önerilerim ;
Kulüplere Plaj Voleybolumuza katılımına kademeli olarak mecburiyet getirecek bir sistemin yürürlüğüğe sokulması ve bununla ilgili Yönetmelik / Talimatnamelerin hazırlanması…
İlk yıl (2013-14 sezonu) 1. Lig takımlarımıza en az 1 takımla katılım mecburiyeti… 2. Ve 3. Ligler ile mahali lig takımlarına katılım daveti ve serbestliği…
İkinci yıl (2014-15 sezonu) 1. Lig takımlarımıza en az 2 takımla katılım mecburiyeti… 2. Takımlarımıza en az 1 takımla katılım mecburiyeti, 3. Lig ile mahali lig takımlarına katılım daveti ve serbestliği…
Üçüncü yıl (2015-16 sezonu) 1. Lig takımlarımıza en az 3 takımla katılım mecburiyeti… 2. Takımlarımıza en az 2 takımla katılım mecburiyeti, 3. Lig takımlarımıza en az 1 takımla katılım mecburiyeti , mahali lig takımlarına katılım daveti ve serbestliği…
Bu sitemle Plaj Voleybolumuzun seviyesi maksimuma çıkarılacak, 2016 Olimpiyat Oyunlarına katılım şansı doğacak, albenisi arttığı için basın ve medyanın ilgi odağı olacak, sponsorların iştahları artacak, aynı zamanda büyüyen pasta sporcuları çekecek, Plaj Voleybolu antrenörlerimiz çoğalacak, hakemlerimizin yönetecekleri maçlar çoğalacak, haliyle seyirci potansiyeli tavan yapacaktır…

Diğer taraftan Plaj Voleybolu Merkezi olarak, 9 aylık bir mevsim yelpazesine sahip Antalya veya Alanya seçilmeli, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Samsun, Antalya, Mersin ana pilot bölgeler seçilmeli, onlara bağlı beldeler oluşturulmalı, tüm bu noktalara TVF’ye bağlı sorumlular yerleştirilmeli, alt yapı çalışmaları ile ilköğretim okullarını da kapsayan mini beach volley taban çalışmaları yapılmalı ve de hedefler, turnuvalar konup, ilgi ve heyecan arttırılmalı, tüm çalışmalar ve gelişmeler devamlı gözlemlenmelidir…

CEV/TVF/Alanya Belediyesi arasında yapılan üçlü protokolun işlerliği, mevcut hukuki durum ve düşüncelerinizin resmi paylaşımı beklenmektedir…

FEDERASYONUMUZA DİĞER ANA ÖNERİLERİM:

*Voleybol Basınımız Federasyonumuzdan bir sohbet toplantısı beklemektedir… Yurt içi ve yurt dışı Uluslar arası turnuvalarda görevlerini çok daha iyi yapabilmeleri düşüncesiyle davet beklemektedirler…

*Türk voleybolunun olmazsa olmazları antrenörleri, kırılan onurları, gördükleri 2. Sınıf muameleden son derece rahatsızdırlar… Voleybol Antrenörleri Dernekleri önceki Federasyon tarafından pasivize edilmiş durumdadırlar… Türk Antrenörleri yeni Federasyonumuzdan destek ve görev beklemektedirler… Seviyelerini yükseltecek üst düzey kurslar ve seminerlere ihtiyaç duyulmaktadır…

*Gerek antrenörlerin (Yerli/Yabancı) gerekse sporcuların (Yerli/Yabancı) kulüpleriyle yaptıkları protokollerin özellikle maddi taahhütlerinin yerine getirilmesi konusunda Federasyonumuzun ciddi müeyyideler getirmesi, tüm alacaklarla ilgili kulüplere davetiye çıkartması, bu yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere küme düşürülme dahil ciddi cezalar uygulamasını beklenmektedir… Bu güne kadar ülkemiz itibarı ve prestiji bu konuda yeterince zedelenmiştir…

AKİF ÜSTÜNDAĞ FARKI…

Yeni Federasyonumuzun ağır toplarından biri, tartışmasız Akif Üstündağ’dır…
Ankara’da hem cumartesi, hem Pazar, sabahın köründen gece saatlerine kadar 2 vardiya (!) voleybolun kapsama alanındaydı… Federasyon bürosu, salonlar, Plaj Voleybolu tesisi arasında resmen mekik dokumasına bizzat şahit oldum… Bunları yaparken de elinde telefon, bulunduğu yerler dışında da cümle alem ile sıkı temas içerisindeydi… İçimden “İşte bu…” dedim… Ne mutlu ki, “İşte bu…”lardan Federasyonumuzda yeterince var !...

ERKAL TAŞ HARIL HARIL ÇALIŞIYOR…

Plaj Voleybolu Koordinatörü Erkal Taş ile de çok önemli bir toplantı yaptık… Bundan sonraki dönemlerde kısa, orta ve uzun vadelerde Türk Plaj Voleybolunu şaha kaldıracak görüşlerimin çoğunda mutabık kaldık… Fikir alışverişimiz sürekli devam edecek…

SALONDA “KARABIYIK FOTOĞRAFLARI KOLEKSİYONU SERGİSİ” SONA ERMİŞ ?…

Bazen alkışladım, çokça eleştirdim ama doğrusunu isterseniz gayret etmeme rağmen (!) bir türlü sevemedim eski Başkan “Tek Adam”ı ?... Anladım ki, sevgi zorla oluşmuyor… Ama saygıda kusur etmedim… Şerefim üzerine (!) çirkin sıfatlar kullanılmasına rağmen, daima karşısında önümü ilikledim, çünkü kimliğini ve icraatlarını beğenmememe, özellikle Plaj Voleybolunda La Fontain’i aratmayacak masallar dinlememe rağmen camiamın seçtiği Başkanımdı… O ve yalakaları eleştiri ile karşı çıkmayı birbirine karıştırdı, beni akıllarınca linç etmeye kalktılar… Sonunda “Kırmızı Kart”larla top yekun oyun alanının dışında kaldılar… Bense çok şükür hala sapasağlam ayaktayım…

O günü hayatım boyunca unutmama olanak yok !... Salona sayın Başkan “Tek Adam” Karabıyık’ın, mahiyetiyle bir girişi vardı ki, Allah Allah, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişinin temsili gösterisi yapılıyor sanırdınız ?… Bir de çıkışı vardı… Gerçekten çok üzüldüm… Allah, 2050’ye kadar hayali plan yapan dahil kimseye böyle bir hüsran daha yaşatmasın… Onu, kazandırdığı salonlarla ve TVF Lisesi projesiyle daima anacağız…

Gelelim sadede…
Ankara’da, Beştepe Spor Salonu’na girerken ve gezerken dikkatimi en çok çeken şey duvarlardaki adım başı asılı olan “Tek Adam” Karabıyık fotoğraflarının gereken minimum adede indirilmiş olmasıydı…
Yani “Karabıyık Fotoğrafları Koleksiyonu Sergisi” sona ermiş… Ne kadar çok üzüldüğümü anlatamam ?... Bilseydim şöyle doya doya bir kez daha gezer, önlerinde hatıra fotoğrafları çektirirdim ?...

PLAJ VOLEYBOLU ANKARA KAPALI KORTLARI SAĞLIĞA ZARARLI…

Proje süper… Çok iyi niyetle çizilip, heyecanla uygulamaya geçirilişi takdire şayan… 
Ama “Her şeyi en iyi ben bilirim !...” iddia ve inadında olan “Tek Adam” Karabıyık Başkan Kapalı Plaj Voleybolu Kortlarını yaparken en hassas 2 konuyu unutmuş ?... Havalandırma ve sağlık…
Ankara’daki tesise girerken, sanki hamama giriyormuşum gibi buharla karşılandım… Gözlüğümün camları buğulandı… Oysa dışarısı 15 dereceydi…
İçerisi toz toprak içindeydi… Müsabakaları seyrederken, burnumdan nefes almaya dikkat etmeme rağmen burnum tıkandı, akciğerlerim tozla doldu… O atmosferde arada mola vermeme karşın ancak toplam 4 saat zor dayandım… Hasta oldum… Hala bronşlarım rezalet, devamlı boğmaca misali öksürüyorum…
Acaba yanılıyor muyum diye bazı kişilere ve de özellikle sporculara sordum, aynı durumda olduklarını öğrendim… 
Erkal Taş ve ekibi işin farkındalar ve çok duyarlılar… Hemen araştırma içerisine girmişler… En kısa zamanda bir formül bulacaklarından eminim… Zaten şunun şurasında yaz yelpazesine geçmek, gün ışığına çıkmak için 1/1,5 ay kaldı…

KARŞI YAKADA NELER OLUYOR ?…

Tarihe sırtını yaslamış, 100 yıllık mazisi olan bir kulüptür Karşıyaka… Ancak son zamanlarda, Kulüp prestijini zedeleyen, zor günler geçirmekte olan voleybol bayan takımında işlerin iyi gitmediği, sporculara verilen vaatlerin yerine getirilmediği, huzursuzluğu had safhaya çıkan sporculardan ayrılmaların başladığı duyumlarının sıklaşması nedeniyle Voleybol Şube Başkanı Güçlü Aydoğdu’yu aradım, “Neler oluyor ?... dedim… 
Açık sözlülükle, samimiyetle konuştuğuna inandığım Aydoğdu, son 30 yılda ilk kez 2 listeli bir seçimle 30 mayısta göreve geldiklerini, ancak temmuz başı aktif hale gelebildiklerini, sponsor çalışmalarının bazı engellere (!) takıldığını, lige sponsorsuz başladıklarını, ciddi borç olmasına karşın gene de kendi kaynaklarıyla 500 bin liranın üzerinde harcama yaptıklarını, takımlarının yüksek maliyeti yüzünden ödemelerde gecikme yaşadıklarını ifade etti, sporcu kızlarının haklı olduğunu vurguladı, tüm hedeflerin 1. lige çıkmak olduğunu, zira kurtuluşlarının 1. lige çıkmaktan geçtğini sözlerine ekledi…
Bir İzmirli olarak Karşıyaka’nın bu dar boğazdan çıkmasını, sporcularının tüm alacaklarını ödemelerini temenni ediyor, 1. lig yolunda başarılar diliyorum…

“DELİKANLI” NEDİM ÖZBEY’İN ÖZEL NOTLARINDAN…

Türk Voleybolunun çok önemli ve sayılı kariyerli antrenörlerindendir Nedim Özbey… Emirganlı öz be öz bir boğaz çocuğu olan Nedim semtinin ağır ağabeylerindendi… Ama tanıdığım en saygılı, nazik ve büyüklerine vefalı voleybol emekçisidir… Geçen aylarda sitemizde rahmetli Değer Eraybar ağabeyimizle ilgili bir yazının altına eklediği yorumu çok hoş ve özeldi…
Not ettim… Paylaşmak bu yazıma kısmet oldu…

“Değer ağabey beni izlemek için 1971’de Boğaziçi Üniversitesi spor salonuna, Emirgan takımının antrenmanına gelmişti… O zamanlar ülkemizin en büyüğü, Milli takımlar baş antrenörü idi… Beni çok beğendi… Tevfik ağabeye (Akartürk), Vedat ağabeye, Enver ağabeye (Göçener) “Bu adam Türk voleybolu için önemli, ben bunu Galatasaray’a alacağım !...” dedi ve ben 1979 yılında Galatasaray’a gittim, 16 yıl oynadım… Değer ağabeyimi hiç unutmadım. Bana en büyük bedduası “Allah seni antrenör yapsın !...” oldu… Ve ben Türk Milli takımlarında aralıksız 17 yıl antrenörlük yaptım, 340 kez milli takım başında çıktım… 
Bu arada Hasan ağabeyimi de (Epirden) unutmam imkansız… O da benim o yıllardaki yeteneğimi görmüştü…”

ANKARA’DA HAKEM ODASINA EPİRDEN BASKINI…

Kapılarının önünden geçerken, aralık olan kapılarından içeri süzüldüm (!)… Ankaralı emekçi hakem kardeşlerime başarılar diledim, bir maçlarını da seyrettim… Voleybol sevgileri gözlerinden okunuyordu… Düdüklerine olan saygıları şüphesiz çok büyüktü… Mutlu oldum, aralarında geçirdiğim birkaç dakika çok özeldi…

DELİKANLI OL “TAY TAY”…

Bir insan haddini ve kutrunu bilmeli…
Ağzından çıkan laflara, yazdığı cümlelere dikkat etmeli… Yoksa zavallı durumuna düşer, yapayalnız kalıverir camianın bağrında…
Geçen yazım sonrası, daha sertini Cengiz Tokgöz yazarak ağzının payını o da kendi köşesinde kendine has üslubuyla (!) bir güzel verdi… Sırada olanlar var… Değer mi diye düşünüyorlar ?...
Hala “Papaz” benzetmesini kim için yaptığını açıklayamıyor ?... Oysa camiamızda sakalı olan köşe yazarı 2 emekçi var… Ben ve Alev Anakök…
Ben kendisine 1 hafta daha ek süre tanıyorum… Açıklamasını yapması ve de sadece o yakıştırmayı yaptığı kişiden değil, kötü adam benzetmesi yaptığı din adamı Papazlar için tüm Hıristiyan aleminden özür dilemesi için… Hukuk bürom devreye girdi bile…
Ama onda o delikanlılığı arayın ki bulasınız ?...

CEM KARACA VE OBUR DÜNYA 

Cem Karaca anısına…

Anorağının yakalarının iyice kalkık oluşu sadece atıştıran yağmurdan değildi... Tekrar iade edilen itibarına ve vatandaşlık hakkına rağmen bir zamanlar kucaklaşarak bütünleştiği, çok sevdiği halkından alacağı reaksiyon bilmecesinin yüreğinde yarattığı heyecandandı... Çünkü daha yurda döneli yalnızca 24 saat olmuştu... Ve nereden bakarsanız, bir kuşaklık bir açığı vardı !...

O zamanlar "Etap Marmara" adıyla anılan günümüzün "The Marmara" otelinin birinci katındaki kafede çaylarımızı yudumlarken bana çektiği vatan hasreti kadar yanlış anlaşılmanın verdiği huzursuzluğu ifade ederken gözlerinden yanaklarına süzülen yaşlarını daha dünmüş gibi hatırlıyorum...

Türkiye deki son iki konserini organize etmek, çoğu zaman olduğu gibi bana nasip olmuştu... Ancak ilkini Ersen-Dadaşlar, ikincisini Selda Bağcan ile paylaştığı konserleri müzikal kişiliğinin önüne astığı bir sol lider imajıyla, Fidel Castro giysisiyle, sol yumruğu havada vermiş, salonu tıka basa dolduran parkalı "Devrimci Gençlik" ile bol bol slogan atmıştı...

Ancak sol lider olmanın faturasını sadece yasalara değil kendi bünyesinde bile pahalı ödemek zorunda kalacaktı... Zira sol kendi içerisinde tam 52 fraksiyona bölünmüş, kendi aralarında bırakın itiş kakışı, cinayetler bile işler olmuşlardı...

Yıllar onu gittikçe yumuşattı... Hatta inanılmaz derecede çağa ve değişim rüzgarlarına ayak uydurabilecek olgunluğa eriştirdi... "Döneklik" suçlamalarına ve yakıştırmalarına aldırmadan doğru olanı yaptı ve ılımlı sağ kesimle de kucaklaştı... Bir bilirkişi ve baba olarak etrafına aydınlık saçtı, eğitmenlik yaptı !...

Hiç unutmam, 1992 senesinde o zamanların popüler kanallarından olan HBB televizyonu için kendi arşivime Cem’inkisini de ekleyerek, "CEM KARACA Belgeseli" hazırlamış ve yönetmenliğini yapmıştım... Onun belki de en güzel yorumladığı "Bu Biçim" adlı parçasına da Ataköy Marina da çektiğim klipten büyük haz duymuştum...

Klipi çekeceğimiz akşam çok dertliydi... Kendisini çekime hazır ve konsantre görmediğim için oradaki barlardan birine davet ettim... Set,çekim ve ışık ekipleri hazırlanana kadar dertleştik... Bu arada bir şişe viskinin de çoktan dibi görünmüştü... Kafayı iyice bulmuştu... Yerinden kalkarken yardımcı oldum, bana kızdı... Kendi haline bıraktım... Sendeleye sendeleye, yalpalayarak çekimin yapılacağı mendireğe yürürken, çekimin akıbeti hakkında kara kara düşünmeye başlamıştım...

Çekim saatlerce sürdü... Cem olağanüstü bir performans gösterdi... Parçada sözler iddialı ve "ex" bir aşkın itiraflarıydı... "Hiç bir kadın bir erkeği... hiç bir erkek bir kadını... bu biçim sevmedi !..." diyordu !...

Asil ağaçlar ayakta ölür... Boynunu kimseye eğmedi... Milliyetçi bir entellektüel, gerçek bir pop ve halk starıydı ...

Ne parçalardı onlar ?... "Dadaloğlu", "Emrah", "Resimdeki Gözyaşları", "Obur Dünya", "Bu son olsun" , "Namus Belası", "Tamirci çırağı"... "Beni siz delirttiniz" , "İhtarname", "Parka" , "1 mayıs" , "Ceviz ağacı" , "Beni bekleme kaptan" , "Islak ıslak" , "Bu biçim" ...

"Obur Dünya" onu da yedi bitirdi... Sesi hala kulaklarımda çınlıyor... "....yediğine doymadın mı obur dünya ?..."

Siteminde haklıydı !... Bu bu obur dünya kimleri yutmamıştı ki ?... 
Bu dünya Sultan Süleyman a bile kalmamıştı !... Hepimizin gideceği yer mutlaka "orası"... Ama erken terkler insanı çok üzüyor !...

Türk milletinin ve "Pop"unun başı sağ olsun !...

Nur içinde yat aziz ve kadim dostum !... Biz "Gençler ve de her zaman genç kalanlar" seni yüreğimizde daima taşıyacak ve yaşatacağız...

HAVAALANLARINDA DİYARBAKIRLI KARPUZCULAR KADROSU…

Defalarca ikaz ettim, olmadı…
Bir kulaklarından girdi, diğerlerinden çıktı…
Havaalanlarındaki valiz yükleme işlemlerini yapanlardan bahsediyorum…
Valizlerimizi uçağa bindirir, indirirken resmen fırlatıyorlar…
Bir keresinde üzerine “Fragil” yani “Kırılgan” etiket yapıştırmama rağmen bu işlemdeki maharetleri (!) neticesinde kazağımla sarmış olduğum parfüm şişem kırılmış, tüm giysilerim temizlenememiş, telef olmuştu…
Üstteki fotoğraf Sabiha Gökçen – Antalya seferini yapan THY uçağındaki pencere camından tarafımdan çekilmiştir… 
Adam resmen Diyarbakırlı bir karpuzcu… Valizleri kavrıyor, paldır küldür fırlatıp yürüyen şeride atıyor… 
İçindeki eşyalar kırılmış, valiz parçalanmış, umurunda değil ?...
Lütfen bu konuda sizler de benim gibi duyarlı olun, takip edin, şikayette bulunun…

BADEM ONURLU YÜRÜYÜŞÜNE DEVAM EDİYOR…

Dostumuz Badem’in 03 Şubat Pazar Günü Başladığı, Adana - Ankara “Ölüm Yasası Protesto Yürüyüşü” devam ediyor… İnsanlığın yüz karası olan bu “Ölüm Yasası”nı çıkaran yoz zihniyete karşı protesto ve kınama düşüncesiyle arşınlanan bu uzun yol git gide kısalıyor… Yüreğim, Badem ile beraber…

İĞRENÇ KOSTÜMLER…

Bir süredir kabin memurlarının yani hosteslerinin üniformalarını yenilemek için çalışma yürüten THY, üzerinde durulan modellerden birinin fotoğraflarını Twitter’a sızdırarak sözde aklınca nabız yoklaması yaptı… Fes / Türban karışımı görünümü bir keple tamamlanan ve yere kadar uzanan kostümler sosyal medyada infial uyandırdı, büyük tepki çekti… İğrenç bulduğum bu tasarımlar, bir kez daha nerelere götürülmek istendiğimizin apaçık ispatıdır…

SEVGİLİLER GÜNÜNDE “FACEBOOK”TA SÜRPRİZLERİM VAR…

Bir sevgililer günü daha yaşayacağız… Allah sevenleri birbirinden ayırmasın… Bazıları sevdikleriyle birlikte bu anlamlı günün tadını çıkaracaklar… Bazıları ise bu günü yalnız geçirecekler… Geçmişe yolculuk yapanlar, anılar bahçesinde gezinenler olacak… 14 Şubatta ben saat 20.30’dan itibaren “Facebook”tan unutulmaz romantik parçaları ve “Aşk Şiirlerim” ile yazılarımı “Hasan Uğur Epirden” sayfamdaki özel dostlarıma ithaf ederek göndereceğim… Orada olanlara başka sürprizlerim de olacak…

DOSTUM MİTHAT KÖRLER…

Eskişehir’in Pop Müziğinde sembolüdür Mithat Körler…
Saygısı, nezaketi, mütevazılığı ve Eskişehir’e olan bağlılığıyla tanıdığım Körler’i bu yazımda bir klibiyle misafir etmek istedim… 
Sevgililer Günü için de örtüşen bestesini çok beğendim… Bakalım sizler de beğenecek misiniz ?...
“Benı sensız bırakma…”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.