Ferda Yalçın

Ferda Yalçın

TEMMUZ VE ŞUBAT KAYBOLUN / ÇOK YORGUNUM

TEMMUZ VE ŞUBAT KAYBOLUN

12 yıldır karabasanım oldu Temmuz ve Şubat ayları. Başlarda böyle değildi tabii ama yıllar geçtikçe bu iki ayın takvimlerden silinmesini istedim hep. Hala istiyorum galiba.Her yaklaşan Şubat ve Temmuz geriyor beni.İdamını bekleyen bir mahkum gibi içim daralıyor.Anlıyor musun ? Anlamıyorsun …Anlasan başka türlü olurdu her şey. 

Yine bir Şubat yaklaşıyor . Yine daha gelmeden gerginliği geldi. Çünkü yine bu ay öncesi "Şubatta sürpriz yapacaktım . Halledecektim o meseleyi "sözünü duydum. Eskiden olsa inanır ,sevinir ,çocuklar gibi o günü beklerdim.Şimdi sadece dudak büktüm."İnanmıyorum " diyebildim. 

Yıllar birbirini kovalarken eskiyen yanlarını ,eksilen yanlarını çok kolay göremiyor insan galiba.Bir şey öyle ya da böyle tokat gibi nerdeydin bunca yıl ,nerden bakıyordun da görmedin dedirtiyor işte. 

Araba bozulurdu başına geçer ikisi halletmeye çalışır ,kir ,yağ, pas içinde kalır ama bir şekilde çözerlerdi sorunu çok büyük bir şey değilse.Aynı heves ve sevgiyle mutfağa geçip gecenin bir yarısı kan uykulardan kalkıp salata yapmak da bir o kadar keyifliydi.Eskimeyecek bir güzellikti her dakikaları.Hayalini kurarlardı sokak lambasının aydınlattığı bir odadan kar yağışını seyrederken sıcak şaraplarını ,hadi olmadı çaylarını yudumlayacakları zamanların...koskocaman 12 yıl geçti.Yapabildiler mi bunu hiç ? ...Olmadı bir türlü. Ya evleri o konuma uygun değildi , ya da zaman hiç münasip olmadı. 

Geçen yıl taşındıkları ev tam da istedikleri gibiydi aslında. Hayalini kurdukları gibi sokak lambası aydınlatıyordu odayı. Gecenin karanlığında uçsuz bucaksız Ankara manzarasını izlerken yanan sokak lambası mutlu edebilirdi onları oysa. Nedense aylardır o manzarayı tek başına izliyordu ve hiç tadı yoktu. 

Niye yutkunmakta zorlanıyorum ki bu gece anlamadım.Boğazıma bir şeyler düğümlenip duruyor. İki kelime edemeden gözyaşlarına boğuluyorum ve sebebini kendime bile açıklayamıyorum. 

Bugün aylardır süren önemsemediği sağlık sorunları için hastaneye gideceğini söyledi."Ben de geleyim seninle " dedi ama o istemedi. İlk defa böyle bir durumda reddediliyordu.Uzun zamandır kopmanın sinyallerini alıyordu ama bu kadar bariz olabileceğini düşünmemişti.Yılların hatırı vardı ne de olsa.Dayanamadı ve aradı bir süre sonra."İşim bitti hastanede ama iyi hissetmiyorum annemdeyim dinleneceğim biraz " dedi.Bir şok daha yaşıyordu.İdrak etmekte zorlanıyordu artık.Yine böylesi daha iyi belki derken akşam üzeri "beni bekleme yemeğini ye " diye aradı."İyi değilsen gelip alayım seni" dedi cevaben bütün iyi niyetiyle.Bir red daha .Ve bir süre sonra çocuklarının yanında olduğunu öğrenince anlamıştı ki artık değil kopmalar kırılmalar;çok net bir son burdayım diyordu.Bitmişti işte. 

Kurşunlara aldırmadan göğüs gerdikleri, herkesin negatif bakış ve sözleriyle bildiklerinden şaşmayan ,çevrelerindeki pek çok insanın imrendiği "biz de sizin gibi olabilsek "dedikleri evlilikleri çatırdıyordu.Hatta artık sadece kağıt üzerindeydi. 

Bugün aylardır süren önemsemediği sağlık sorunları için hastaneye gideceğini söyledi."Ben de geleyim seninle " dedi ama o istemedi. İlk defa böyle bir durumda reddediliyordu.Uzun zamandır kopmanın sinyallerini alıyordu ama bu kadar bariz olabileceğini düşünmemişti.Yılların hatırı vardı ne de olsa.Dayanamadı ve aradı bir süre sonra."İşim bitti hastanede ama iyi hissetmiyorum annemdeyim dinleneceğim biraz " dedi.Bir şok daha yaşıyordu.İdrak etmekte zorlanıyordu artık.Yine böylesi daha iyi belki derken akşam üzeri "beni bekleme yemeğini ye " diye aradı."İyi değilsen gelip alayım seni" dedi cevaben bütün iyi niyetiyle.Bir red daha .Ve bir süre sonra çocuklarının yanında olduğunu öğrenince anlamıştı ki artık değil kopmalar kırılmalar;çok net bir son burdayım diyordu.Bitmişti işte. 

Kurşunlara aldırmadan göğüs gerdikleri, herkesin negatif bakış ve sözleriyle bildiklerinden şaşmayan ,çevrelerindeki pek çok insanın imrendiği "biz de sizin gibi olabilsek "dedikleri evlilikleri çatırdıyordu.Hatta artık sadece kağıt üzerindeydi. 

Bir sevda masalıydık hani biz.Leylalar Mecnunlar hikayeydi bu yaşanan yanında.Sazıma bile Temmuz adını vermiştim .Çok özeldi benim için.Şimdi Temmuz yok .Nerde kim bilir?Ve her yıl düzene girecek, maddi sorunların bitecek olduğu vaadlerle dolu o Temmuz ve Şubat ayları en büyük nefretimin kaynağı oldu..Başka etkenler yok muydu? Vardı elbette hem de çok etkili çok kuvvetli ama artık bir ehemmiyeti kalmamıştı. 

Çok önemli değildi benim için ama birkaç yıldır ne evlilik yıldönümü ne doğum günü hatırlamıyoruz ikimizde. 

Geçen gün doğum günüydü o bir zamanlar deli gibi sevdiğinin ama kutlamadı .İçinden gelmedi.Eksilmeler bir bir kendini gösteriyordu.Sevgiyle bakan gözler yoktu.Hoş karşılamalar yoktu uzun zamandır kapılarda beklenmiyordu kimse.Neler oluyordu?Aslında çok şey söylemek istiyordu ama boğazı düğüm düğümdü artık .Ne konuşabiliyor ne yazabiliyordu.Acıyan yanı öyle büyüktü ki... Anlatamamak,anlaşılamamak çok yorgun düşürmüştü bedenini.Sigara üstüne sigara yakıyor ,evi arşınlıyordu sürekli.O ailesi ve çocukları bir aradaydı .Ya ben .......diyordu ya ben ...neyin bedelini ödüyorum yalnız saatlerimde günlerimde gecelerimde... 

Bir kaç gün sonra kışa rağmen biraz uzaklaşmak için bir yolculuk planladı.Ayarlamaları yaptı.Ve bir sigara daha yakıp çayını yudumlamaya devam etti.Sakindi .Korkulacak bir sükunet hakimdi her yere.... 

Eve geldiklerinde karanlık dikkatlerini çekti. Vakit erkendi ve sadece pc nin ışığı vardı. Odanın lambasını yaktığında sadece "ne yaptın sen " diyebildi.Geçmişinin o en önemli varlığı ,gözündeki tek damla yaşa dayanamadığı hayat arkadaşı yarım kalan yeni öyküsünü yazarken makinanın başında derin bir uykuda gibi yatıyordu.Sigara kendiliğinden yanıp bitmiş ve kenarda duran kağıt parçasını yakmıştı. 

Ucu yanmış son mektuptu bu. Ama sevgiliye yazılan değil ayrılmaya karar verdiği eşe yazılan son mektup.O da yarım kalmıştı .Tamamlanamamıştı ve artık hiç tamamlanmayacaktı. 

Evden çıkarken hep aynı espriyi yapardı."Ocağı kapattın mı "? Evet .... 

Peki ya Şubat ı......... 

Şubat gelmeden gidiyordu ve artık ne aylar ne mevsimler sıkıntı olmayacaktı.Gittiği yerde öyküleriyle mevsimsiz yaşayacaktı.....Temmuz ve Şubat ın olmadığı her yere.... 

ÇOK YORGUNUM

Yorgun zamanlar. Başkalarından mı kaldı, benim miydi bilemediğim yorgun hayatlar silsilesi.İki dizinden de yamalı,kenarından yırtılmış ,buruş buruş olmuş hayatlar.Kekremsi kokulu ,ağır ,siyaha dönen ağrılı onlarca eklemden inşa edilmiş bitkin hayatlar.

Uyuyunca geçerdi eskiden yorgunluklarım, ağrılarım. Şimdilerde o ağrılı hallere eklentilerle kalkıyorum yataktan. Bitkin, tükenmiş uyanıyorum sabahlara; herkese güzel başlayan güneşli günler bana ıslaklığı hiç kurumayan nemli, rutubetli zindan oluyor. Tam bu uyku yetti derken ağrılarım geri tepiyor, üstüne yamalanmış yorgunluklarımla.

Mevsimler değişiyor sürekli, şehirler değişiyor,iş yerleri,insanlar ,mekanlar, yüzler değişiyor ama yük kalkmıyor,taa içime işlemiş o boşluk sınırlarını zorluyor durmadan ama dolmuyor.Bilmiyorum da aslında ne bu boşluk,neyin boşluğu?.Çabalıyorum,çırpınıyorum ama dışarıda çağlayan gibi akan hayata uyum sağlayamıyorum.Çok yorgunum çok.

Herkes gibi olamamanın ağrıları mı bunlar? Hayatıma girecek insanları kıyafet seçer gibi seçemem ben. Mutlu hayatlar yaşayanlara imrenerek, gıpta ederek bakamam, bakamıyorum. Biliyorum ki; mutluluk değil bu kendi hayatlarını başkalarınınkiymiş gibi yaşamayı seçmeleri.

Aynı dünyada yaşarken en uzak olanın dibine vurmaktan yorgundu. İklimler değişmezken bütün zamanların kışa vurmasından bıkkınlığını saklayamıyordu. Eski bir evim ben demişti anlatırken. Cumbalı, camları kırılmış, pervazları lime lime olmuş, sokağından 80’lik dedelerden başka kimse geçmeyen, geçerken onlarında soluklanmak için önünde bir nefeslik durup, bakıp “hey gidi günler hey” dedikleri, her şeyi o metruklüğümün içinde saklı zavallı, eski ama birikmiş yorgun hatıraları olan bir evim ben. Unutmadan bir de arkadaşım var sokağın girişinde. Çok sadık bir dost. Benim kadar eski, benim gibi dopdolu, en az benim kadar yorgun bir kuyu. Kimleri neleri duydu da “duymadım “ dedi bana. Beni mutsuz edecek olanları ise hiiiç duymamış. Öyle dedi. Yok aslında birbirimizden farkımız. O karanlık sularına sakladı her şeyi, ben küf kokan rutubetli duvarlarıma.

Çok yorgunum. Dayanamaz senden önce göçüp gidersem kızma bana. Ayaklarıma can gelmeyecek bir daha, kurtulamayacağım o kahrolası kahverengi ağrılardan. Ama çok geçmez sende gelirsin ardımdan.

Rıhtımında dinlenecek yorgun hayatlardan biriydi payıma düşen. Bir soluk alımında ne hikâyeler anlatılabilirdi bir bilsen. Olmadı. Yorgunluk başımdan ayakucuma bende kaldı, çöktü omuzlarıma. Ama sen hiçbir zaman o rıhtım olmadın olamadın bana.

Gittikçe azalıyor, seyrekleşiyor nefesim. Seni, beni, bizim yıllara meydan okuyacak aşkımızı yazacaktım daha ama kalemi tutacak elim, parmaklarım, ağlamak için gözlerim, düşünmek için beynim, yaşamak için yaşım ve bedenim çok yorgun. Beni bekleme olur mu? Artık ayaklarıma da güvenmiyorum. Yürümeyi unutalı çok zaman olmuş. Hayatımın yükünü taşıyamadı, onlarda çok yorgun ve ağrılıydı.

Çok yorgunum

Beni bekleme kaptan….diyordu ya şarkıda.Yıllarca söylendi,dinlendi.Söyleyende yoruldu ve gitti.Galiba dinleyende bir o kadar yorgundu ve film bitti.

25.07.2012 / Aktarım anında Bu Yazı 818 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.