Ferda Yalçın

Ferda Yalçın

SESLER, KOKULAR, GİDENLER

Bir arabanın egzoz sesine, kornasına ve hatta arkasındaki muhteşem minik bahçeye özlem duymak nedir bilir misiniz? O arabanın rengine, plakasına anlamlar yükleyip bütün yaşantınıza dahil etmenin ,gördüğünüz de duyduğunuz da göz pınarlarınızda ikamet değiştiren yaşların izini takip etmenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Bilemezsiniz .Çünkü yaşamadınız.
Metrelerce öteden sesini duyduğunuzda pencereye fırladınız mı hiç? Başkası olamaz o geliyor dediniz mi? Diyenler bilir o tadı,mutluluğu.Kalbinizin ,kulağınızın en özel yerinde saklanmışsa o ses asla yanılmazsınız.Nerede olursanız olun ,en imkansız dediğiniz yerde bile muhtemeldir; bir gece yarısı ya da gün ortası tembellik vakitlerinde içinizi ısıtan o sesi duymanız.
Yıllar önce şimdi yerinde derin suların hüküm sürdüğü çok yaşam emaresi kalmayan bir köyüm vardı benim de.Baba ocağı ,dede toprağı.Tatil günlerini iple çekerdik oraya gidebilmek için .Günler öncesinden biletlerimiz alınmış olur ve tatilin ilk gecesinde iki koltukta sıkış tıkış sızlanmadan, kıvranmadan annem ve kardeşlerim yola koyulurduk.Babam uğurlardı bizi .Hiç bir babanın uğurlamadığı ,uğurlamayamayacağı kadar şölensel olurdu bu dakikalar.Daha gitmeden özlemeye başlardık onu.
Molalarda mecbur kalmadıkça otobüsten inmez birbirimizden hiç ayrılmazdık .Gece yolculuğu olduğundandı belki uyurduk .Gözlerimizi puslu, dumanlı dağ eteklerinin görüntüsünde virajlı yolları bitirirken açardık.Tabelaları okumaya çalışır ne kadar kaldı diye konuşurduk aramızda.Kısa bir süre sonra da o zaman hiç de garip gelmeyen hatta hoşumuza giden nem, küf karışımı kokular arasında sabahın ilk saatlerinde gün ışımaya yakın inerdik otogarda.
Köylere giden dolmuşlara binince ilk kez görüyormuşuz gibi yapışırdık camlara etrafı seyretmek için .
En çok sisli dağlar bir de köprü hoşuma giderdi.Gelin köprüsü denir adına yıılardır halk arasında.Düğün günü üzerinden geçilirken yıkılıp pek çok kişiyi Kızılırmak sularına salan ,adına türküler söylenen 
ağıtlar yakılan şimdilerde geleneksel düğün merasimlerinin son noktası olan Çetinkaya köprüsünden geçmek bütün seyahatin en güzel noktası olurdu.İki tarafından ırmağın kızıla çalan rengini ve dalgalarını görmeyi çok severdim .Köprü yenilenen şekliyle yine var ama eskisi gibi akmıyor ırmak,eskisi kadar güzel de görünmüyor bana nedense.Yarım saatlik bir yol sonrası yaban menekşeleri ve tezek kokuları eşliğinde köyde olurduk.O tahta ev küçük saray yavrusuydu çocuk gözlerimizde.Koşa koşa girerdik bahçeye her köşesini dolaşır ağaç tepelerinde alırdık soluğu.Bizden çok kimse kalmadığı için tarlamız yoktu ama akrabaların komşuların tarlalarında onlarla beraber ekin biçmeye ,pırasa sökmeye ,tütün kırmaya giderdik muhtelif mevsimlere denk gelen renkli tatillerimizde. Avlularının bahçesinde onlarla tütün dizip zifirli ellerimizle mısır ekmeği yerdik taze köy yoğurduyla.Üzerine çay içmek en büyük lüksümüzdü ellerimizi yıkamadan tütün kokusuyla karışık.Arada bir de onlar gibi yöre şivesiyle konuşmaya çalışıp becerememenin komikliğine oturup hep beraber gülerdik.
Cuma günleri seramoniye dönen namaz vakitlerini ise unutmama imkan yok. Şimdi ki gibi laf olsun diye, zaman doldurmak için ya da vaktin şarlatanlarına şirin görünmek için değildi bu hazırlık .İtinayla hazırlanıp en güzel en yeni giysilerini giyip giderdi köy halkı camiye.Bu görüntüleri bile öylesine özler olmuşum ki.Anlatırken cami avlusunun arkasındaki büyük kırmızı elmaları olan bahçede soluklandım bile bir kaç dakika.Tabii bir kaç elmada kazağımın eteklerinde yerini aldı kimseler görmeden  Orhan abinin yıllardır kulağımdan gitmeyen sesiyle birlikte.
Bir gece; bir sürü odası olan ama zamanla büyük şehirlere gidenlerden, evlenenlerden boşalan o kocaman evin en küçük , en sıcak, en sağlam ,en sevimli odasında televizyon falan yok ,kırık bir radyodan cızırtı bile olsa ses çıkmasını beklerken tahta duvarlara kurşun kalemle yazılar yazarken uzaklardan taa derinden bir ses bölüverdi karanlığı.Tanıdık bir sesti benim için.Her ne kadar yanımdakiler inanmasalar da biliyordum ben , onlar için imkansız olanın az sonra bahçede capcanlı karşımıza dikileceğini.
--Özledin de ondandır,mümkün değil.
--Saçmalıyorsun benzettin sen vs.vs .vs
Biliyordum işte.
Ve daha yakından bir klakson .Gözlerimin içi güldü.
--Geldi vallahi geldi .Egzoz sesini tanımadınız ama bu kornayı tanımamış olamazsınız .
Diyordum pencereye fırlarken .Hiç yanılmadım ailemizin yedinci ferdi dediğimiz enter’in egzoz ve korna sesinde.Babamdı gelen .Oysa o kadar ihtimal dışıydı ki gittiğimizin hemen ertesi gün köye gelmesi.Ama geldi işte.Yakınlarda bir yere göreve gelmişler babamda şantiyede kalıp uyumak yerine bizi görmeyi tercih etmiş.Ne kadar mutlu olmuştum anlatamam. 
İşte şimdilerde sesine ,kokusuna özlem duyduğum şey bu.Sarı bir pikap, üstelik resmi plakalı. Kasasında normalde oturmak için kullanılan yerde hiç kimselerin aklına hayaline gelmeyecek bir ilki gerçekleştirip özenle yapılmış iki orijinal yuvarlak içinde toprakta yetişen nergisler sarmaşıklar ve hatta Japon gülleri.
Artık ne o egzoz sesi var ,ne korna ne de o minik bahçe.En önemlisi onları anlamlı kılan ,özel yapan .bize ruh güzelliği ,hayata daima farklı bakma mirasını bırakan,yaşanmış da yaşanacak olanda hep örnek olmayı öğreten babamda yok .Şimdi Karşıyaka sırtlarında büyük bir ağacın gölgesinde. Yine çiçekleri var etrafında. Anılarda , geçmişte ,yaşanmışta ,yaş alınacakta sona geldiğimizde bizi ağırlayacak mekanında.
Daha ne kadar zaman buralarda oluruz bilmiyorum ama ;plakasını şifrelerimiz ,okul numaralarımız ,uğur sayımız yapacağımız,renginde (sarı) kıyafetlerle sıcaklığını duyacağımız ,nergislerle sarmaşıklarla bahçesinde gezineceğimiz ,egzoz sesi ve kokusu için ikametsiz gözyaşları dökeceğimiz an’lar çoğalacak sanırım biz ona gidene kadar.Beklediğinden emin olduğum tek gerçeğe ….

Bir arabanın egzoz sesine, kornasına ve hatta arkasındaki muhteşem minik bahçeye özlem duymak nedir bilir misiniz? O arabanın rengine, plakasına anlamlar yükleyip bütün yaşantınıza dahil etmenin ,gördüğünüz de duyduğunuz da göz pınarlarınızda ikamet değiştiren yaşların izini takip etmenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Bilemezsiniz .Çünkü yaşamadınız.

Aktarım anında Bu Yazı 664 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.