Ferda Yalçın

Ferda Yalçın

KİMSİN SEN?

Bazen okumaya, yazmaya hatta düşünmeye bile ara vermek istiyor insan. Bir nefes alıp vermeyi durduramıyoruz kendi isteğimizle. Uzun zamandır ufak karalamalar dışında bir şey yazmak gelmiyor içimden nedense. Sebepleri var elbette. Kimi zaman nereye doğru olduğu belirsiz bir koşturmaca kimi zaman yorgunlukla bezginlik arası bir vurdumduymazlık. Şöyle bir silkinip kendime gelmeliydim. Kışın sevimsiz soğuk günlerinde eski soba başı sıcağı kadar olmasa da beni yanında tutmayı başaran peteklerle muhabbetim artmışken dışarıda halledilmesi gereken işlerim olduğu geldi aklıma. İstemeyerek hazırlanıp çıktım.
Faturalar,ödemeler vs. derken tanıdık bir yüzle iki satırda olsa söyleşeyim istedim ve bahçeden içeri girdim. Önce güvenliği ardından nöbetçi öğrenciyi bilgilendirip girdim binadan içeri.Müdür yardımcısının kapısını çaldım ve odadaydım.Küçük bir göz temasıyla selamlaştık.Zamanlamanın bu kadar kötüsü olamazdı diye düşündüm sonrasında.

ferda yalçın 2013-01-11kimsin sen
bizim geleceğimizin emanetçileri...bizim gençlerimiz....onları nasıl yetiştirirsek, öyle bir toplumda yaşayacağız....eğitim sistemi...kültürel kirlenme...aile içi şiddet ve bozuk ekonomik düzen...bedensel ve ruhsal sağlık sorunları da buna eklendiğinde...Sevgili Ferda Yalçın'ın bu güzel yazısına konu aldığı portre çıkıyor ortaya işte...gençlerimizin hepsine, ama teker teker sorulması gereken bir soru..."kimsin sen"...kim olduklarını bulmaya yardımcı olmak...Ferda Hanım...kalemine sağlık...yüreğine sağlık...görmezden gelinen çok önemli bir konuya değindiğin için, duyarlılığın için seni kutluyorum...selam ve sevgilerimle...

Tülay Gençaslan Atasever 2013-01-11teşekkür ediyorum...
Bu çocuğumuz gibi binlercesi var sevgili Ferda hanım....Çok güzel anlatılmış yazınız için çok teşekkür ediyorum...

11.01.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 840 kez okundu
İçerde gözü yaşlı bir kadın vardı. İdareci arkadaşım öfke ve çözüm arayışı karışımı duyguları yüzüne resmetmişti sanki. Dikkatle kadını dinliyor, arada iç geçiriyordu elindeki kâğıdı çevirip dururken. Belli ki ne yapacağı konusunda kararsızdı. Kenara bir yere iliştim onun işaretiyle ,bölmedim hiç konuşmayı.Çıkmam daha doğru olurdu belki ama kalmamı istedi.
Gözüme odanın en dibindeki sandalyede oturan, etrafına bön bön bakan bir kız çocuğu ilişti. O kadar rahat tavırları vardı ki döner sandalyede bir o yana bir bu yana sallanıp duruyordu. Bir iki dakika sonra konunun direk onunla alakalı olduğunu anladım. Fakat onun alakasızlığı çok can sıkıcıydı.
Odadaki kadın bu 7. sınıf öğrencisi kızın annesiydi."Bir gün kan çıkacak evde bunun yüzünden, abilerini zor zapt ediyorum." diyordu anne. Kız hiç oralı değildi. Sanki başkasıyla ilgili konuşuluyordu, umurunda değildi orada ne dendiği,ne yaşandığı ,ne anlatıldığı.
Öğretmene yalvarıyordu kadın: "Eti sizin kemiği benim. Bıktım ben bu kızdan. Aylardır kan kusturuyor bana. Yardım edin ne olur toparlayalım şu kızı". Ağlıyordu bir yandan da. Kızın alakasızlığı ise çıldırtabilir insanı. Karşısında bir öğretmen ve onun için kendi hayatını önemsemeyen, hastalıklarına, zor hayat şartlarına rağmen en iyisini isteyen annesi. Karşılarında ruhsuz bakışlarla aklı fikri kim bilir nerde olan bir kız çocuğu. Yeni nesil anne babalar gibi genç kız demiyorum dikkatinizi çekerim. Çünkü o daha çocuk.12 yaşında bir kız çocuğu. Korunmaya , sevilmeye ,sahiplenilmeye ve ilgilenilmeye ihtiyaç duyan küçük bir çocuk.
Bir kere baş edemiyorum çocuğumla diyenlere çok kızıyorum. O çocuk dışarıdan gelmedi. Hediye de edilmedi. Senin ellerine, senin kucağına, senden bir parça olarak doğdu.Okul yaşlarına gelene kadar onun her şeyi sensin.Sen şekillendireceksin ve sonra törpülensin kendine ve sana katkıları olsun diye eğitimcilerin (eskiden çok güvenirdim, şimdi pek çoğuna güvenmiyorum ve inanmıyorum bunun sebepleri tartışılabilir, bir elin parmakları kadar az olanlar için konuşuyorum ) güvenli ellerine bırakacaksın .Ama hep takipçisi olacaksın .
Sorun şu; kendisini çok büyümüş zanneden, ailesine aslan dışarıya kedi olan bu kız çocuğu nerdeyse 50 gün devamsızlık yapıyor. İdareciler, öğretmenler, rehberlik servisi sorumluları defalarca alıp karşılarına konuşuyorlar ama nafile. Kurtarılabilir diye düşünüyorlar ; öyle de olmalı. Bu ailenin takibi ve davranış biçimiyle de yakından alakalı. O noktaya gelene kadar nerdeydi bu aile. Baba ,anne ,ağabeyler ve ablalar.Hiç mi uğramazsınız gidiyorum deyip gitmediği okuluna? Hep oradakinin görevi midir size çocuğunuzun gelip gelmediğini bildirmek? Evden çıkarken kılığına kıyafetine hiç bakmaz mısınız oğlunuz ya da kızınızın? Adı öğrenciyse öğrenci gibi gitmeli okula demez misiniz?
Sonuç olarak anne ağlıyor ve size emanet deyip sorumluğu atıyor öğretmene. Öğretmen durumu bildirmek zorunda sınırlarına dahil olduğu ilçeye ve ile. Ama bir yandan vicdan hesaplaşması var .Bildirse aile ceza alacak .Para cezası, ödenmezse hapis cezasına kadar gidiyor.Bildirmese kendisi sorumlu olacak.Hadi inisiyatif kullanıp çocuktan ciddi bir söz , aileden yazılı bir belge alıp durumu kotarmaya çalıştı diyelim.Ne kadar muvaffak olur bilinmez.Çünkü etek boyunu nasıl kısalttığını ,okula gelmediği zaman neler yaptığını hiç utanmadan, sıkılmadan, arsızca anlatabilen bu ortaokul çocuğu söylenen sözler başkasınaymış gibi rahat.Sadece anlamsız bomboş bakıyor konuşan insanların yüzüne.Annesine el kaldıran ,tek sözünü bile önemsemeyen ,okulda öğretmenini sen de kimsin edasıyla, ahrazca dinliyormuş gibi görünüp dinlemeyen ve ben bildiğimi okurum sana ne bakışları fırlatan bu çocuk verdiği sözü tutar mı?
Pek çoğuna genç kız ama bana ve benim gibi düşünenlere göre çocuk olan bu kız öğrenci, bu yaşta bu kadar çocukluktan ve insan olma meziyetlerinden, duygudan yoksunsa bunun sorumlusu sadece o mudur? Hepimiz ayrı ayrı sorumluyuz bu durumdan. Aile bireyleri en başta geliyor. Sonra eğitimciler ve tabii sonra toplumun fertleri yani bizler ,her birimiz.
Çocuk yetiştirmek bir sanattır ve en muhteşem yapı çocuktur. Çamurundan sıvasına, suyuna, harcının detayına kadar herkes alın teri dökmek zorundadır. Çocuklara kabahat bulamıyorum nedense. Rol –model olmayı bilmeyen, kendini yetiştirmekten aciz, iki satır bilgisi olmadan ahkâm kesen anne- babalarındır kabahat. Sadece yedirip içirip, alışveriş mağazalarında her isteklerini yerine getirmekle anne baba olduğunu zannedenler kısa süre sonra dizlerini dövmeye başlıyorlar ama geçmiş ola. Ektiğinizi biçiyorsunuz unutmayın. Ne kadar kaliteli malzeme o kadar sağlam yapı.
Çocuğun son durumu nedir bilmiyorum. Ona kimsin sen diye sormak gelmişti içimden o vakit. Şimdi sorsam da alamayacağım cevabı biliyorum ben. Sizler de biliyorsunuz.

ferda yalçın


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.