Ferda Yalçın

Ferda Yalçın

HÜZÜN YAĞMUR OLUP İNMEYİ BEKLİYOR

Garip bir hal var bu sabahta.

    Bazı sabahların kokusu sonbahar rengine bürünür ya hani, sesleri de kar kokusu gibi gelir ve özlemle yanar ciğerlerin. Öyle bir sabah işte. Uzakta kuş sesleri, yakınlarda bir dumanlı dağ isi genzime dolan.

    Hüzün yağmur olup inmeyi bekliyor da sebep kim ya da ne olur, o; saatlerin, bütün zamanların ilerisinde saklanan muamma...

   Geri vermeyeceğim bir şeyi unutma isteğiyle yüzümü döneceğim yamaca yaklaşıyorum, taze baharat kokulu bir gecede.

   Bütün ışıklar sönük, gözlerime saklamaya çalıştığım denize şavkı vuran ay ışığı dışında bütün ışıklar. Kıyıya vuran dalganın melodilerini kaybetmemek için sesimi bile feda etmeye gönüllüyüm sanki içten içe. Kulağıma kazınmalı bu sessizliği yırtan, küçük çığlığımsı köpüklerin “yanı başındayım başka kimseye, hiç bir şeye ihtiyacın yok ben varken” diyen sesi…

     Batan güneşin, karışık kenarlı bulutlarla gökyüzünü en değerli ipliklerle işlermiş gibi süslemesine benziyordu sansürünü temize çıkaramadan asla doğrusunu söyleyemeyeceğim, söyletemeyeceğim, yazamayacağım kelimelerin birbirini kovaladığı, öğleden sonra serinliğinde gün ışığına doymuş parlak tütün tohumlarıyla bezeli tarlaları andıran kara kaplım.Karanlık geceyi hiçe sayıyor adımlarım, dalgaların kıyıyı döverken yazdığı notalara gündüzden kalan sıcağını kaybetmeye yüz tutmuş kumların uyumlu çıtırtısı da eklenince korkmuyorum hiçbir şeyden.

     Dizginlenmeyen duyguların ne işi var peki ruhumun çetrefilli keşmekeşinde, hem de bu masum gecede…Yağmur tatlı tatlı ıslatırken dünyayı ne işi var.

     Ne duygularımı dizginleyebiliyorum ne de gözlerimin başka bir yere bakmasına engel olabiliyorum. İzin versen kaçamak bir bakışla bile olsa izin versen;  itirazsız, düşe kalka, korkmadan dizlerimdeki son dermanla yorgan gibi sarılsam sesine diyorum bir yandan usul usul. Kendin yoksun sesin nasıl saracak ki?  Laf işte. Bir yerinden dahil etmeliyim ya seni de bu güzelliğin orta yerine.

Bilmediğim bir yerlerden geldin galiba sen. Bilmediğim uzaklıkların getirdiği, bilmediğim, tanımadığım, tanışmadığım,  belki tatmadığım türden bir ürperti sanki adını anmanın, yüzünü hatırlamanın, gamzelerini hissetmenin ılık ılık taşkınlara yol alan damlaları yüzümde… Sesini kulağımda, kokunu tenimde, bakışını gözlerimde asırlarca esir etmek istedim biliyor musun bütün bencilliğimle. Bütün gözlerden sakınmak, bütün tenlerden kaçırmak, bilmediğin enfarktüs sonrası tekrarlayan tehlikeli ağrılarım ol istedim. Hiç söylemedim sana, söyleyemezdim, söylemeyecektim de. Anlamanı bekledim, bir yanım hala bekliyor belki; bilinmez savrulmalarımın çokluğunda; bilinsin, yok bende kalsın ikileminde sancılanan hamasi duygularımın atmosferine bilerek gireceğin anı.

... Olmuyor işte. Ne kadar birikmiş varsa dağıldı yine. Pencere aralığından sızıp ortalığı savaş alanına çeviren rüzgârımsı bir şey aldı götürdü her şeyi. Hiç kolay olmuyor dağınık bir zihni toparlamak. Tam işte şimdi dediğim yerde nedense hep aynı terane. Bir toz bulutu, bir grilik, bir pus ve yerle yeksan bir kez daha bir araya asla gelmeyecek kırıntı kelimeler. Yumuşak zeminlere de düşmüyor düşüncelerim. Zarar görmesinler dedikçe saman sarısını küflendiren rengiyle dokunduğunda un ufak olan yapraklara dönüyor her biri. Çıldırıyor muyum ne?

Sınanmanın başka bir şekli olmalıydı bu. Değişik suretlere bürünmüştü şeytan. Saklamaya çalıştığı bilmem kaçıncı yüzü karşımdaydı ve inandırıcılığını sorgulamak en büyük en ciddi hatadan daha fazla sıkıntı verecekti. Bir sorgulama süreci içtimasız başlıyordu yine. Kuytularda kalan ne varsa gün yüzü görecekti bin türlü hükümle. Mahremiyete hürmetsizlikti bu.

Kimdi bunu yapan?

Neydi yaptıran?

Vardı her birinin cevabı. Var zaten.

İyi gelmiyor sensizlik bana. Kahretsin.

İyi gelmiyor sensizlik bana bil istedim.

İyi gelmiyor sesinin yankılanmadığı günler bil istedim.

İyi gelmiyor düşümde olup gerçeğimde silinen izlerinin varlığı bil istedim.  

İyi gelmiyor gelinmeyecek yerde olduğunu bilmek sen de bil istedim

Bir şey daha var en çok bilmeni isteyip de hiç söyleyemediğim bil istedim.

Mutedil duygular eşliğinde yaşayıp gideceğim gittiğin yere gelene kadar bil istedim. Bil istiyorum ama yine söyleyemiyorum kahretsin.

03.10.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 535 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.