sanalbasin.com üyesidir 6
Hozzt satış
Hozzt Satış Ortaklığı
  • 05 Şubat 2016, Cuma 22:26
FerdaYalçın

Ferda Yalçın

FINDIK VE DOSTLARI İÇİN

5199 sayılı hayvanları koruma(!) kanunu´nda değişiklik yapılmasına ilişkin bir tasarı verildi meclise. 

Bu tasarı  sokaklarda yaşayan, istisnasız tüm hayvanları  tek tek avlayarak  ormanlık arazilerde ölüme terk etmenin resmi adı olacak.
Bu tasarı ile evinizdeki iki kedinizden birini devlet gelip sizden zorla alarak ölüme yollayabilecek.
Bu tasarı  ile  20 kilonun üzerindeki binlerce masum köpek vahşi diye etiketlenip, sahiplerinden zorla alınarak katledilebilecek.
Bu tasarı ile  bütün hayvan hakları mücadelemizin, insanlığımızın üzerine koca bir sünger çekilecek! 
.
Bu katliama, ikinci bir hayırsız ada vakasına  hayır demek için, 30 Eylül pazar günü Türkiye eş zamanlı eylemlere gidiyor.Biz,siz hepimiz …Vizyonumuzu genişleterek bakabilirsek 30 Eylül ‘de her yerdeyiz.

  Sait Faik ABASIYANIK ‘ın öyküsündeki Mehmet gibi duygularından arınmamış güzel yürekler var ve pek çoklar  Fındık ve dostları için .

                                                     FINDIK

Fındık bizim köyün yedisinden yetmişine kadar bütün kendini büyük görmeyeni ile ahbaptır. Fındık tekir kedi renginde bir kurt köpeği ile av köpeği piçidir. Aşk mahsulü olduğu için güzel olması lazım gelir amma güzel değildir. Büyük, kalın kuyruğunu oynatarak, kahverengi gözlerini kırparcasına yanınza yaklaştığı zaman kafasını okşamazsanız şayanı hayret bir adamsınız demektir. Bu kadar sevilmek ihtiyacıyla kendine yaklaşan bir hayvanı reddebilmek için insanın ömründa hiç aşık olmaması, hiç sıkıntı çekmemesi, hiç kalp yumuşaklığı nedir bilmemesi lazım gelir. Böyle insan da olmaz diyebiliriz. Amma Fındık´ın yalnız bir dilim ekmek için değil şöyle  bir okşanmak ihtiyacıyla önüne gelene sokulduğunu, bir çok insanoğlunun da onu kovduğunu gözlerimizle gördüğümüze göre insanlar hakkındaki fikrimizi değiştiremeyiz.

         Köpeklerin yaza girerken gayet korkunç bir hastalık mikrobunu birbirlerinden kaptıklarını hep biliriz. O zaman şehir baştan başa köpek itlafı işiyle uğraşır. Halk köpekleri saklar. Belediye köpek başına 1,5 papel verir. Bir takım köpek öldürücüler yollara düşerler.

         Bizim köyde bu adama zehirci diyorlar. Bizim zehirciyi görmelisiniz. Acayip bir adam. Böyle bir işi gören adamın her zaman anormal birisi olması hiç de lazım gelmez. Amma ne olsa katillikle Azrail´in insanların halini, huyunu, bakışını, yürüyüşünü değiştiriyor. Yahut değiştirmiyor da belki bize öyle geliyor. Size öyle geliyorsa öyledir diye bir piyes vardır hani. Mademki bize zehirci anormal bir adam hissi veriyor, öyledir. Tıpkı Doseldorf canisi gibi. Elinde şıkır şıkır parıldayan, ucuna bir bıçak takılmış zinciriyle küçük çocukları kendine bağlayan, sonra bir çalılık arkasında onu öldüren Doseldorf canisi.

         Bizim zehirci "Fındık gel bakalım. Gel kerata. Gel oğlan, gel balkalım. Ha şöyle. Nasılsın ha? Al sana et oğlan" Fındık ete burnunu dokndurur, eti dişlerinin arasına alır kafasını şöyle bir sallar. Zehirci mi beceriksizdir. Yoksa Fındık mı fevkalade akıllıdır. Bunu kimse kestiremez. Doğrusunu isterseniz dünyada bu adamdan daha âlâ zehirci bulunamaz, gözleri patlaktır.

         Ellerinin parmakaları küt, yusyuvarlak, iskarmoz gibidir. Burnu iğridir. Dişleri çürük, ağzı karanlıktır. Yalnız bir tek zehirciye yakışmayan hali vardır. Azametlidir. Kravatlıdır. Oldukça  temiz giyinir. Pantalonu yatakaltı ütüsü olduğu pek belli olmasına rağmen ütülüdür ya! Kravatının sarısı ile yeşili pek cafcaflı olmasına rağmen kravatlıdır ya!

         Zehirci emir kulu olduğu için Allah katında günahı olmadığını uzun uzun düşünmüştür. Allah cellatları ruzumahşerde yanına çağırdığı zaman herhalde onlara bu herifi neden astın diye sormayacaktır. Onun günahı cemiyetin, vebalı hepimizin boynunadır. Haksız yere asılmışsa hâkimindir.

         Ona da kaymakam bey, köpeklerde kuduz varmış. Bunları öldürmeye seni memur ediyorum, demiştir. İşinen gücünden olursun, dememişti. Çöpçü onbaşısı idi. Ona bu iş verilmişti. Yapmaya mecburdu. Onun cellatlardan farkı yoktu. Demek bu köpeklerin hesabını o verecek değildi. Bütün hesabı kaymakam bey verecekti. Kaymakam bey ruzumahşerde vereceği hesap yekûnunu kabartmamak için öyle ustaca hareket etti ki bazen kendisine bu kara itimat gösteren köpeğin ihtizarını görmemek için kaçıp giderdi. Amma Fındık ona müşkülat çıkarıyordu. Eti şöyle bir dişlerinin arasında sallıyor. O canım bifteği fırlatıp atıyor, kuyruğunu kıstırıyor, yıldırım gibi kaçıyordu. Bir ikinci zehirci zehir atışından sonra kendisini görür görmez sanki bir heyula, bir cadı, bir gulyabani görmüş gibi kaçıyordu. Halbuki, munis hayvandı. Çöpçü Mehmet´e nasıl yanaşıyordu. Onun ellerini nasıl yalardı. Birdenbire zehircinin aklına bir fikir  doğdu. Köpeğin etin içinde zehir olduğunu bilmesi için insan olması bile yetmez. Değil, doktor olması bile yetmez, kimyager olsa bile çakmaz. Oysam ki kimyahanesi olmalı ki incelesin, demek Fındık etin içinde zehir olduğunu bilemezdi. Belki biz insanların almadığımız bir koku duyuyordu ama biraz biberli, baharlı, sarmıskalı bir  şey yapardı. Yuttururdu.

         Fındık´ın asıl marifeti insanın içini okumak da olamazdı. Neden Fındık eti yemiyordu? Çoluğun çocuğun elinden kokmuş, pislenmiş neler yemiyordu ki. Fındık´ta başka bir dalga vardı. Fındık´ın içine doğuyordu. Neden doğuyordu? Zehirci, Fındık benden şüpheleniyor. Beni sevmiyor, benden korkuyor. Hani bazı hayvanlar zelzele olacağını çok zaman evvel çakarlarmış. Hani tam bir güneş tutulması olmuştu. O zaman iki tavuk besliyordu. Güneş tutulmaya başladığı zaman insan gözü ancak siyah camlarla gördüğü halde tavuklar nasıl bağrışmaya başlamışlardı. İşte Fındık´ta bu gariplik vardı. Bir çöpçü onbaşısı sanki ben güneşim tutulmuşum. Ben sanki zelzeleyim, beş dakika sonra titreyeceğim. O halde çöpçü  Mehmet´e bu işi havale etmelidir.

         Çöpçü Mehmet´e kravatlı onbaşısı hemşerisi şöyle dedi.

- Mehmet be, zehir yemiyor şu Fındık! Kaymakam bey de tutturdu ille de geberteceksin.  Atarım seni işinden, diyor. Benden yemiyor, dedim. Bir başkasına havale et, dedi. Bu işi en yapacan. Yapmazsan ben seni dehlerim. Bak karışmam.

         İşte o zaman çöpçü Mehmet´i derin bir düşünce aldı. Fındık´ı öldürmek, köyüne dönmek. Köyüne dönmek onun için şimdilik imkânsızdı. Orada bir karış toprağı bile yoktu. El  elinde, güneş altında yarı aç çalışacaktı. Burada kazandığı parayla köydekiler de geçiniyor, kendisi de serin ağaç altlarında denize karşı uyku kestirebiliyordu. Bazı evlerden yemek bile veriyorlardı. Kışın balıkçılıktan epey para biriktirmişti. Bu gidişle onun da kendinin ekip biçeceği,  dört beş ceviz ağaçlı bir tarlası olmasına şunun şurasında on sene kalmıştı. Daha elli yaşında idi. Demek dişini sıkarsa on sene sonra on beş dönüm tarlası, dört ceviz ağacı olacaktı. Bacı ile evvelki yaz sılasında bu meseleyi konuşmuşlardı ya!.. Ya köye dönmek, ya Fındık´ı öldürmek?

         Onbaşının verdiği zehirli köfteyi aldı. Fındık´a yaklaştı.

- Gel Fındık, dedi.

         Onbaşı çamın altından seyrediyordu. Fındık kuyruğunu ta göbeğinden oynatarak yaklaştı, yaklaştı. Mehmet avcunu açtı.

- Na al fındık, dedi.

         Sonra içinden ne geçtiğini kimsenin bilemeyeceği bir şekilde avcunu Fındık´ın tam ağzı içinde gibi sıktı. Zehirli köfteyi denize fırlattı.

         Sonra yattıkları ahırların yolunu tuttu. Eşyasını toplamaya başladı. Zehirci çöpçü onbaşısı onu eğilmiş eşyasını toplarken görünce böğrüne bir tekme yapıştırdı.

                                                        Yedigün, (23) 21 Ağustos 1948                                                     

                                                        Sait Faik ABASIYANIK

                                      "Hikâyecinin Kaderi" Yapı Kedi Yayınları Sahife 316

 (HAYIRSIZ ADADA 80000 KÖPEK)

1910  Yılında  İstanbul´daki köpeklerin sayısı çok  çoğalmıştı. Bunun üzerine, Sultan 2.Mahmut  bu köpeklerin yakalanarak Marmara denizinin ortasındaki Hayırsız ada adı verilen küçük bir adaya bırakılmalarını ister. Kayalık bir yer olan Hayırsız ada Bizans zamanında da bir sürgün yeri olarak kullanılmıştı. Padişahın bu emri üzerine, belediye başkanı Suphi Bey´in de yardımıyla toplanan köpekler bu adaya götürülür. Kısa bir süre sonra sayıları  80000 ne ulaşır.Kayalık olan adada su ve yiyecek olmadığından adaya bırakılan köpekler kısa bir süre sonra ölüme mahkum olmaya başlar. Köpeklerin acı haykırışlarının geceleri İstanbul’dan bile duyulduğu söylenir. Yaşamak için birbirlerini dahi yiyen köpeklerin tamamı kısa bir süre sonra ölür.)

28.09.2012 / Aktarım anında bu yazı 546 kez okunmuştur


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 12.12.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık