FELSEFECİ PERİHAN TUNÇBİLEK

FELSEFECİ PERİHAN TUNÇBİLEK

Barış'a ithaf edilmiş bir yazı

1 Haziran’da Barış Mitingi için akşam 24.00’te yola koyulduk. Sendikalar sağ olsun, bizi iyi ağırladılar. Sabah 06.30’da Salı Pazarı meydanına vardığımızda İzmir’den kadın ağırlıklı bir kafile gelmişti. Baktım halay çekiyorlar, ayağımdaki ağrılar geçsin diye ben de bir ucundan tuttum. Sonra kolumdaki bileklikten olsa gerek yaşlı bir kadın benimle Kürtçe konuşmaya başladı. Anlamadığım için bizim otobüsten birini çağırdım, teyze ne diyor bana tercüme eder misin dedim. Teyze gülümsedi, Türkçe konuşmaya başladı. Nerelisin dedi, Ankaralıyım dedim. Benim oğlum da Kırıkkale’de yatıyor, 35 sene gün verdiler, 15’i geçti ama geçen gün gittiğimde çok zayıflamış gördüm dedi. Dinledim. Sen Türkçe’yi iyi biliyorsun, ama ben seni anlamadım dedim. Sen oralara hiç gelmedin ki bilesin dedi. Nasıl bildi diye düşündüm, Şarkışla’dan öteye gitmemiştim. Dertleşmenin verdiği rahatlıkla olsa gerek beni çok sevdiğini söyledi, sarıldı. Teyze dedim, ben Ankaralı değilim. Yozgatlıyım, ama çekindim söylemedim. Olsun kızım bize aydın insan lazım dedi. İçimden “aydın insan, aydın insan neredesin” dedim. Sonra teyzemden ayrıldım.

Bir arkadaşın dediği gibi bizim miting de iki saat geç başladı. Böyle olurmuş solcu mitingleri. Neyse geç oldu, güç olmadı. Sayıyı da bilmiyorum ama epey kalabalıktı. Gerçi benim için yolunda olmayan bir şeyler vardı. Bazı şeyler hayalimdeki şeylere uymuyordu. Mesela sarı, kırmızı, yeşil bayraklar çoğunluktaydı, zaten başka renk de yoktu. Halbuki tertip komitesi hiçbir bayrak, flama veya pankart taşımaya izin vermemişti. Aman neyse dedim gülün yaprağı yeşil, tohumu sarı, kendisi kırmızı değil mi? Ne yapacağız doğadan renkleri söküp atacak halimiz yok ya. Hem her gün trafik ışıklarını görünce tövbe günaha mı giriyoruz diye düşündüm. Sonra da renklere obsesif olma, hadi bağır “barış, barış” diye ekledim.

Tam ben kendi içimde barışı sağlamışken apartman pencerelerine Türk bayrağı asanlara çevremdekilerin kızdığını gördüm. Hay Allah al bir sorun daha. Bayrakları asanların ya da onlara kızanların derdi ne ola ki düşündüm. Yani ay ve yıldızdan ne isteriz ki, elimizdeki karayı üzerine sürsek silemeyiz ki. Zaten bize can veren pıhtı da kırmızı değil mi? Gökler de yıldız dolu, ay da zaten bir uydu. E herkes bunları bildiği halde neden kendini daha güçlü göstermeye çalışıyor? Niye ötekini korkutmak için bunlara sarılıyor? Sonra yine kendime kızdım. Nedir sendeki bu renklere, simgelere karşı takıntılı tavır, bütün mitingi böyle monolog halinde mi geçireceksin, hadi işine bak dedim.

İşime baktım, yürümeye başladık. Ama içimdeki buraya ait değilim duygusunu da bir türlü atamadım. Bu arada küçük denilecek bir panik yaşandı. Ama sorun büyüktü! Çünkü Barış Meclisi gönüllüleri ellerini birbirine kenetlemiş zincirin ortasındaki bir grubu protokol diye bizden ayırarak götürüyordu. Mesele şu; pankart önden gidecek, kortejdeki gururlu insanlar onu takip edecek. Sahi nedir bu gurur, hem niye gurur? Ne yapmışlar, ne yapmışsız, ne yapılmış? Barış geldi biz mi görmedik, sorunlar çözüldü biz mi bilmedik? Bendeki monolog bitmedi ama, iki arkadaşımla birlikte zincirin dışına şiddetle iten el hadi barış günü canınızı kurtarın dedi. Neyse biz de kalabalıktan koptuk, biraz çay kahve içtik. Bu arada tüm yetkili bayilerden ısrarla barış’ı soruyoruz. Mitingin dağılmasına az kala tekrar alana döndük. Konuşmalar bitmiş, şarkılar bölümüne geçilmişti. Hâlâ içimdeki barış’a uygun barış arıyorum. Aslında içime barış arıyorum.

Fenni ve suni

Neyse zaman geçiyor. Bu arada yaşları 15-19 arası olan bir kısım gençler slogan atıyor, katil bilmem kim Kürdistan’dan defol. Eyvah dedim, şimdi bunlara barış’ı sorsam herkese sorduğum sorunun cevabı alacağım. Nicelik niteliği döver. Hemen kedime geldim, olanları gözledim. Bu milliyetçilik sahiden bulaşıcı ve çok tehlikeli bir şey. Yani bunun miktarı da, oranı da yok. Hangisi fenni, hangisi suni belli değil. Al sana içinden çıkamayacak sorular bütünü. Tabii yine huzurum kaçtı. Bu arada yanımdaki arkadaşımla sohbet ediyoruz. Ne yapsın o da üzüntülü. Çok geç kalındı çok, herkes bilendi, gençlere yazık olacak diyor. Ama neden geç, ne kadar geç? Bir insan bile kendi içindeki huzuru bulmak için yıllarca uğraşıyor, sadece tek bir insan. Düşünelim koskoca bir toplumu, dünyada yaşayan 6,5 milyar insanın toplam huzurunu. Yok diyorum arkadaşım yok, ben barış’a inanıyorum. Biz onu bulamasak bile o bizi bulacak.

Yorgun bir şekilde otobüslerimize biniyoruz, herkes kendi aleminde uykuya dalıyor. Bu dinlenme zihnimize, Bolu’nun renkli dağlarında verdiğimiz mola da midemize iyi geliyor. Otobüse bindikten sonra ruhumuzun derdine düşüyoruz. İnsanız tabii. Başlıyor sesi güzel olanlar türkü söylemeye. Benim gibi bilmeyenler için, bilinmeyen yerlerden hüzünlü ezgiler. Sözlerini anlamıyorum ama üzgünüm. Yanımdaki arkadaşım bana tercümanlık yapıyor. Evet yanılmamışım sözler kırılmış, sözler yorulmuş, sözler küsmüş, sözler dönmemek üzere gitmeye hazır. Ne yapmalıyım, ne yapmalıyız diyorum. Miting boyunca içimdeki şeytanı kovmak için taktığım sarı, kırmızı, yeşil bilekliğimi evirip çeviriyorum. Yaşlı teyzemi düşünüyorum. Aklım sıra bu bileklikle onu kandırıp kendimi sevdirmeye çalıştığım için utanıyorum. Dur peri önce senin içine barış diyorum. Bilekliği usulca çıkarıp çantama koyuyorum.

Bakıyorum miting meydanındaki gururlu kişilerle şimdi yan yana oturuyoruz, ekmeğimizi paylaşıyoruz. Ertesi günün mesaisinin zorluğu üzerine konuşuyoruz. O kadar tepedeyim ki acayip şaşırıyorum. Bunlarda benim gibi insan diyorum. Gurur işte, nereden kimden çıkacağı belli değil. Yol boyunca hep düşünüyorum. Ne oldu bize diyorum? Sevmek bu kadar zor mu? İşte herkes ana baba kuzusu. Sonra babamı düşünüyorum. Bana bir şey olsa ne düşünür diyorum. Ben babayım sen evlat, ben olduğum için sen evlat, ama korkma evladı olmayanlar, bütün Mehmetleri, Ahmetleri kaybedenlerin de evlat dediğini duyuyorum. Kim bilir belki de sır burada diyorum. Kimse evladını kaybetmek istemiyor. İşte o zaman beklemeye değer diyorum. Barış’ı sabırla beklemeye değer.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.