sanalbasin.com üyesidir 6
Hozzt satış
Hozzt Satış Ortaklığı
  • 08 Şubat 2016, Pazartesi 16:27
FatmaMadi

Fatma Madi

YOLUN YARISI

Ve yine yeniden burada ! daktilogazetesi de olmak, uzun bir aradan sonra eve dönmek gibi.. Özellikle de bunun bugüne denk gelmesi çok daha özel bir anlam ifade ediyor. Çünkü bugün 12 Ocak ! Yarısına gelmiş ömrümün kıyısına bile varamamışlığının yıl dönümü..
Kutlu olsun efendim.
"MERHABA ..."

f. madi     (Daktilogazetesi.com 2011 yılına ait köşe yazıları)                                                                                         

Bir Varmışız Bir Yokmuşuz...

Birer birer kayboluyor zaman içinde suretler... hoş bir anı kalıyorsa gökkubbede ne âlâ...

Son günlerde birçok ünlü ismi kaybettik. Ya kanserden öldüler ya da başka hastalıklardan... Ayten Alpman hayatımızın fon müzikerinden biriydi... Meral Okay yazdıklarıyla yol gösteren.. Erdoğan Arıca futbol adamı ama benim için futbol beyfendisiydi... En son Ümit Usta...

Hepsi sanki mahallemizden ahbaplarımız, arkadaşlarımız... 

Yıllar önce İkinci Bahar dizisi vardı ve dizinin Kasap Melahat i. 

Ben insanların yüzlerini çok nadir hatırlarım. Bir gün otobüs durağında çok iyi tanıdığım bi kadın gördüm. Yanına yaklaştım tam "merhaba nasılsınız?" diyecekken durdum. "Pardon" dedim. Kadıncağız şaşkın baktı yüzüme. Çünkü ben o kadını daha önce hiç görmemiştim. Ama Kasap Melahat o kadar mahalleden olmuştu ki ben onu O sanmıştım...Sanki Kasap Melahat mahalledendi ve her gördüğümüzde selamlaşıyorduk ya... :)) Öyle işte....

Münir Özkul, Haldun Taner’in “Sersem Koca’nın Kurnaz Karısı” isimli oyununda seslendirdiği Tomas Fasülyeciyan’ın o müthiş tiradı anlatıyor aslında her şeyi...

“Zaten aktör dediğin nedir ki?..

Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz o boş kubbede, bir hoş sada (seda) olarak kalır...

Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...

Görooorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz...

Birazdan teatro bomboş kalacak...

Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar...

Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır...

Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir...

Hiranuş’la Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır...

İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler...

Artık kendimiz yoğuz...

Seyircilerimiz de kalmadı...

Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar...

Gün ağırır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır...

Perde...”

ya da Meral Okay ve Sezen Aksu nun dizelerindeki gibi

"bir varmış bir yokmuş dünya masalmış

her yolcudan bu handa hoş seda kalmış..."                                                                                                                                                              

Ankaralı Küçük Kız.....                                                                                                                     

Yıllar önce küçük bir kız vardı Ankara da voleybol oynayan.. Zayıf, uzun boylu bir çocuk... İller Bankasında takım kaptanı... 

Haftasonu Ankara lı küçük voleybolcu kocaman bir kupa kaldırdı...

Şampiyonlar Ligi Kupası...

Ankaralı zayıf ve uzun boylu o kız çocuğu şimdi Avrupa Şampiyonu Fenerbahçe Universal in takım kaptanı..
Bir fidanın büyümesini izlemek gibi bir şeydir aslında Seda Tokatlıoğlu nun voleybol hayatını takip etmek..                                                                                                                                            

Ayna ya Baktım                                                                                                                   

Ne zaman kendi çıkmazlarımızda kaybolsak en yakınımızdakileri suçladık hep.

Ya gittikleri ya da hiç gelmedikleri için.

Öyle kendi labirentlerimde kaybolmaya başlamışken aynayı gördüm.

Ve ayna dedi ki bana "Sen bana bakmıyorsun kaç zamandır. Çünkü kendinden kaçıyorsun."

Gözlerimin içine baktım. Sonra ordan kalbime...

Biraz can kırıkları kalmış bir köşesinde...

Kocaman hayalleri var hala....

Yıllar önce küçük bir kiz çocuğuna verdiği sözleri...

Kocaman bir ailesi ve can bildiği dostları... Kendimi bulmak için kendime dönmem gerekti.

Zor oldu... biraz zaman aldı ama döndüm nihayet.

Ne kadar yolum kaldı bilmiyorum. Ama bu yol benim..

Kimseyekırgın değilim şimdi. Gerçek le -sanmışım ı karıştırmışım sadece...

Farettim.                                                                                                                               

Son Kar

Pencereden dışarı bakarken, birden Fatma-Şengül ve ben; üç kafadar sokak lambasının altında, başımız yukarda yağan karı izlerken buldum kendimi.. Zaman hiç geçmemiş, gecenin karanlığında biz o lambanın altında durmuş, üç küçük korkusuz çocuk, gökyüzüne bakıyoruz....

Sabah okula giderken yüzümüzü kara bastırıyor, birbirimizin yüz şekilleriyle eğleniyoruz...

Sırayla birimiz oturuyor, diğer ikimiz onun ellerinden tutuyor ve kaymıyor iki çocuk diğerinin kanatları olmuş adeta uçuyoruz....

Yine kar yağıyor... Üç çocuk, nerdeyse hayatlarını yarılamış üç yetişkin insan şimdi..!

Zaman kar tanesi gibi eriyip gitmiş..

Ve benim; ne karanlıktaki sokak lambasının altında durmaya cesaretim var ne de karda kaymaya....

Öyle yorgun hissediyorum ki kendimi.. Bu kar üstümden hiç kalkmayacak sanki..!!

........Gidişin ayak sesleriydi bunlar...

İlk geldiği yer kadar uzaktı her şey.

Onu gönderenden başka kimse bilmiyordu gittiğini,

gidenin kendisi bile...!

Acıtamıyor eskisi gibi hiçbir gözyaşı ..

Can başka şeylere yanıyor şimdi.

Gidişin ayak sesleri de gelmiyor artık.

Kar yağıyor koca bir sevginin üzerine.

........                                                                                                              

Herkes Kadarım Bende                                                                                                         

Herkes kadar yalnız, herkes kadar kalabalık yaşıyorum

Kimseyle bulanmadan akmaya çalışıyorum

Bitirmişim çoktan dünyayı

Gelmiş geçmiş ne varsa

Konuşmak nafile çoğu kez

En az susmak kadar

İnsanların yüzlerine daha dikkatli bakmaya başladığımdan beri

Hayatlarınn gizleri görüyorum

Gözlerinin nasıl avaz avaz haykırdığına şahit oluyorum

Herkes kadar kalabalık, herkes kadar yalnız

Biraz eksik belki

Belki biraz fazla

İnsan olan herkes kadar insanım işte
Gerisi bitmiş bende............                                                                                                          

Beklemek !                                                                                                                     

Size hastalığınızdan dolayı öleceğinizi söyleyen oldu mu? 

Bütün gece öksürüğünüzden alt kattaki komşunuz bile uyuyamamışken, grip ağrısı misali her yanınız ağrırken, her şeye rağmen yağan yağmurun belki de saçlarınızı son kez ıslatacağını düşünerek, iliklerineze kadar ıslanmak pahasına yürüdünüz mü?

Annenizi yolcu ederken senin haberin yok ama ben ölüyorum diyemediğiniz oldu mu? 

Ölmeyi beklerken yeniden başladınız mı hayata hem de çok daha güçlü?

Beklemek; neyi beklediğini bilerek beklemek...!

Beklemek; öleceğini düşünürken, yaşamayı hayal ederek beklemek...!

Beklemek; öleceğini bilirken, çektiği onca acıya rağmen bir dakika daha yanında kalmasını isteyerek beklemek...!

Hastanelerdeki uzun bekleyişlerde ruhumu terbiye ettiğimi düşünürdüm hep. Çocuklar gelirdi hasta. Ve bilmiyordu üç yaşındaki bir çocuk babasının omuzlarında gülümserken; hayatın onun omuzlarına nasıl acımasızca bindiğini...! 

Zamanın bir toprak misali her şeyi örttüğünü şimdi daha iyi anlıyorum.. Her şeyin bir vakti zamanı olduğunu... Sakinim artık. Ne varsa hayatımda boğazıma iğne misali batan, çıkarıp attım. Ah larım da oldu, dualarım da... Yolcular çoktan gittiler aslında... Ben gidemediklerini, onlar gönderemediğimi düşünsek bile.. 
Ve şimdi her mihnet kabulüm / yeter ki gün eksilmesin penceremden diyerek bekliyorum zamanını bilmediğim son nefesimi..                                                                                                                  

Kaçtığım Zamanlara Sığınmak İstiyorum Şimdi 
Kocaman yürekli, çocuk ruhlu şairlerle ilk tanışmam Varlık Antolojisi yle olmuştu. Henüz on üç yaşındaydım ve şiirleri anlayabilmek için kitabı iki kere okumuştum. Pekçok şairi o kitap sayesinde tanımıştım. Anlamadığım mısralarla yüklüydü şiirler. Herbir şiir bir yaşamı gizliyordu içinde. Yorgun bedenlerin çocuk yaramazlığı, ilk delikanlığın heyecanı vardı. İnsan olmak vardı. İnsan vardı onlarda. Anlamak için bu vakitlere sakladığım mısralar vardı. Büyümek için koştuğum günlerdi onlar. Zaman benden hızlı koşmuş. Şimdi anladım. Bedenimle ruhum farklı an larda kalmış. Yeniden o mısralara sığınmak istiyorum. Kaçtığım zamanlara geri dönebilmek için..                                                     Zavallılar Zamanı                                                            

Nasılsa zaman konuşacaktır benim yerime. Bu yüzden susuyorum, şimdilik ! 

Söylenen ne varsa gülüyorum. Büyük insanların küçük çıkarcıklarını gördükten sonra..! 

Güç manyağı olmuş alem. Sırtını dayayacağı bir dayısı, amcası olsun istiyor herkes...!

Ya güç bende olmalı 

ya da gölgelerin gücü adına birileri yetişmeli imdadıma... 

Neden bu güçlüye ve iktidara olan sevda? 

Hani hak verilmez alınırdı? 

Neden başkalarının binbir emekle kazandığı mevkilere ortak olmak istiyoruz? 

Neden o güçten hiçbir emek sarfetmeden yararlanmak istiyoruz? 

Hani alın teri, bilek hakkı? 

Bunların hiçbiri yok...! 

Yerle yeksan her şey..! 

Düşmüşüz dünyanın derdine, binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete..! 

Allah sonumuzu hayır ede..! 

Şimdi susalım da yalancılar, yalakalar konuşsun..! 

Onlar küçük çıkarlarıyla, makam mevki hesaplarıyla doldursun cürümleri kadar yaktıkları ateşlerini..! 

Herkes kendi odunuyla gidermiş cehenneme ama ben bu dünyada yanmadan öbür tarafa gidilmediğine inananlardım.. 

Tecrübeyle sabittir ;) 

Ağlanacak halimize gülelim en şen kahkahalarımızla..! 

Söylenecek tek cümle 
"Zavallılar Zamanı dır şimdi.. Al gözüm seyreyle" ;)                                                              

Bedelli Şike 

Ülkemiz her türlü deprem fay hatlarının merkezinde... 

İşin kötüsü çok yardımsever bir millet olmamıza rağmen enkaz altından çıkmamız zaman alıyor.. Bir türlü uzanan eller, yardım için uzatılan ellere zamanında ulaşamıyor... 

İnşaatların depreme dayanıklı olmamaları, yıkımların ve ölümlerin çok fazla olmasındaki en büyük etken. Her türlü inşaatı yanlış ve eksik yapıyoruz. Alt yapı çalışmalarını doğru düzgün yapmadan katları çıkmaya başlıyoruz.... Daha çok.... daha çok... daha çok... Herşey daha çok para için...! 

3 Temmuz daki futbolda şike depreminde olduğu gibi. Hem TFF yönetimi hem de Süper Lig in on sekiz takımının yöneticileri bu enkazın altında kaldı. 

Ne yaptıysalar doğru bildikleri, zaman içinde yanlış oldu. Ne şiş ne kebap derken, mahalleyi yaktılar. 

Taraflı tarafsız herkesin ne olacağını merakla beklediği bir hal aldı olaylar. Arkası yarın lar gibi oldu futbol yorumlarının yapıldığı programlar... 

Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun nu veto etti Cumhurbaşkanı Abdullh GÜL. (Meclis vetonun ardından yasayı aynen Köşk e iade etti) Ama biz bunu yalnızca futbol olarak algıladık. Çünkü bizde spor demek futbol demek... gerisi hikaye... 

Genelkurmay Başkanlığınca her yıl Engelliler Haftası dolayısıyla yapılan temsili askerlik uygulaması kapsamında, engelliler askerlik yapmanın heyecanını yaşıyor bir günlüğüne olsa da... Ve süre otuzbin lira parası olanlar için iki-üç dakikaya indirildi. Teskereleri gişe memurunun elinden alacaklar. On beş ay uzatmanın alemi yok nasılsa... Parayı verenin düdüğü çaldığı bir dönemde, parayı veren neden teskeresini almasın? 

İki Kaşık Mutluluk 

Ali Bey, iki elini arkasına saklamış halde Nermin Hanıma doğru yürüyordu... Yüzünde yetmiş yıl öncesinin çocuk gülümsemesi... Mutluydu ve biliyordu ki biraz sonra eşi de çok mutlu olacaktı... 

Nermin Hanım ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gülümseyen eşine O da gülümsemeye başlamıştı "Hayırdır ne oluyor" der gibisinden.. 

Ve Ali Bey iki elinde birer küçük tahta kaşık uzattı Nermin Hanıma... 

İki küçük tahta kaşık değil de yaşanmış bütün yıllarını vermişti sanki eşine... Nermin Hanım sevinçle döndü yanında oturan arkadaşına "Görüyor musun ne kadar güzeller" dedi büyük bir heyecanla... 

Ali Beye hem teşekkür hem de biraz sitem etti, neden daha fazla kaşık almadığı için... 

Kaşıklara büyük bir aşkla bakıyordu... Biraz önce kapanan yorgun ve mavi gözleri, şimdi ışıl ışıl parlıyordu... 

Ne çok yaşanmışlık vardı o küçük iki kaşıkta... Ne çok anı... Belki de çocukluğunda hep o kaşıklaradan yemek yemek istemiş ama babasının parası olmadığı için bir türlü kendine ait bir tahta kaşığı olmamıştı... 

Belki de evlerindeki en lüks iki üç şeyden biri o kaşıklardı... 

Kimbilir evlendiklerinde ilk yemeklerini tahta kaşıklarla yemişlerdi tam elli yıl önce... 

Belli ki bir ömür vardı onlarda... Küçük bir çocuk... Genç bir kadın... 

Ve yıllar sonra hatıralarını geri veriyordu ona hayat ve yol arkadaşı, iki küçük tahta kaşıkla... 

Not: Olay yeri Cumartesi sabahı Trabzon Havaalanı. Nermin Hanım için; sevinçten uçmak dedikleri bu olsa gerek...! 

Bize Her Yer Türkiye..?                                                        

Ülke sınırları içindeki her yer Türkiye dir! 

Uzun süre atanmayan memurlar için de aynı şey sözkonusudur.. "Neresi olduğu farketmez ülkenin her yerinde görev yaparım" 

Amaaa.... Ülkenin doğusu pek tercih edilmez. Türlü bahaneler buluruz.. Soğuktur mesela... Uzaktır... Terör vardır... deriz de deriz... Hani her yer Türkiye ydi? Neden bu endişelerimizi hiç atamayız...? 

Arkadaşımın eşi öğretmendi ve görev için Mardin e gitmişlerdi.. Arkadaşım anlatırdı.. 

"Binbir korkuyla gittim Mardin e.. Coğrafya derslerimizin hayatımızdaki yerini orda anladım.. Öğretmen diyordu ya yazları sıcak ve kurak Karadeniz den giden birisi için o iklim çok değişikti. Uzaktı ve terör vardı ama kesinlikle gitmeni tavsiye ederim Madi... Anlatılanların dışında insanları çok farklı.. Eğer bir gün iş için gitmen gerekirse hiç çekinme" diyordu arkadaşım.. Yaşadığı zorlukları başkası anlatsa "hadi canım nasıl yaşadınız orda?" der insan ama arkadaşım o kadar esprili anlatıyordu ki her bir zorluk hayatına yeni bir kolaylık katmış... Aradan yıllar geçti bana bir türlü nasip olmadı gitmek ama aklımda bir gün gideceğim. 
Bize her yer Türkiye...;)                                                                                                                             

KAPATTIM TELEVIZYONU GİTTİİ...                                           

Haberleri özetlerinden, dizileri -biri dışında- fragmanlarından takip ediyorum. 

Haberler hep aynı. Okunuyor ve bitiyor. Diziler de farklı değil. Onlarcasının içinde konusu farklı olan kaç tane var ki? Ya da aynı olsa bile farklı anlatılan? 

Diziler... Yarışmalar... Yıllardır bir arpa boyu yol alamadığımız tartışma programları! 

Ayrı yüzler, aynı söylemler. Hiçbir şey değişmiyor. 

Bir masa, dört sandalye, bir tv... 

Konular yıllardır masaya yatırılmış, kaybedecek kanı dahi kalmamış, akıbetlerini bekliyorlar.. 

Tek sporumuz olan futbol! can çekişiyor. Herkesin birbirini suçladığı bir ortamda, asılıp kesiliyor rakip takımlar ve taraftarları... Futbol sahası değil, savaş alanı mübarek! 

Belli ki onurun ne olduğundan bi haber yaşayan bir zat ! fütursuzca bir laf atıyor ortaya. Zaten bin deli tarafından taşla doldurulan kuyuya bu iyice ağır geliyor. Hangisiyle uğraşacağını bilmeyen akıllılar, deliden daha deli olup iyice zıvanadan çıkıyor. 

Gözbebeğimiz A Milli Futbol Takımımız Almanya ya bir kez daha yenilip gruptan çıkma şansını iyice zora sokunca, dünya başımıza yıkılıyor... Oysa ki grup kuraları çekildiğinde bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik!.. 

Filenin Sultanları Avrupa üçüncüsü oluyor... Birkaç haber, bir iki televizyon programına konuk olan oyunculardan öteye geçmiyor bu başarının kutlaması! Ülkemize gelen yabancı futbolcuları, davul zurnalarla havaalanlarını yıkarak karşılayan bir milletin, öz çocuklarının bu başarısına reva gördüğü iki satırlık bir teşekkür oluyor... Ne yazık! 
Bir masa, dört sandalye, bir tv... ve bir de uzaktan kumanda...                                                          

Bir Yanımız Hep Eksik                                                                         

Kalp hep bir yerlerde kalıyor... Hepimiz içimizde gurbetler yaşıyoruz, farklı farklı sılalara kavuşmayı umarak. 

Nereye gitsek ardımızda bir şeyler bırakıyoruz... Tekrar gelebilmek için bahaneler üretiyoruz... Bayramlar bu bahanelerin en güzeli belki de... Tüm aile bir arada olabilmenin keyfini çıkarmak için bayramadan güzel bir buluşma zamanı olamaz... 

Kaçımız kaç bayram eksiksiz ailelerimizle bir arada olabiliyoruz? "Ölüm Allah ın emri, ayrılık olmasaydı." Bir yanımız hep eksik uyanıyoruz bayram sabahlarına... Tam olmuyor hiçbir şey en azından benim için öyle. Yıllardır ailece bir araya gelemeyiz. Mesafelerin bir önemi yok, önemli olan kalplerin bir arada olması lafı bizde tümüyle çürütülmüştür. Bir bayram sabahına hem de kendi şehrimde tek başıma uyandığımda anladım ki telefonların ya da internetin de hiçbir önemi yok. Kuru bir bayram kutlamasından öteye geçmiyor. Nerde olursak olalım bir yanımız hep gurbet kalıyor... 

Karadeniz liyseniz çok daha fazla yaşarsınız gurbet duygusunu. Dağları ve denizi " benden alacağın ekmek sana yetmez, gitmelisin " der. Gidersiniz... Aynı deniz ve dağlar çağırır yine... Gözlerinizi kapadığınızda dalgaların ve yağmurun sesi " gel " der. Gidemezsiniz... Karadeniz kadardır özlemleriniz ama siz yine de " ya biz burda kaybolduk mu? " diye soran arkadaşınıza " yoo bize her yer Trabzon " dersiniz gülerek... Ve o an bilirsiniz ki; bu bi teselliden öteye gitmiyordur... 

Önümüzde yine bir Ramazan Bayram ı var ve Karadeniz çağırıyor. Çağıran başka şeyler de var ama Karadeniz kadar olmuyor hiçbiri. Çünkü Karadeniz i görmek demek ailenizi görmek demek. Balkonun kapısını her açtığınızda ya da pencerenizden her baktığınızda O nu görüyorsanız, sevdiklerinizin yanındasınızdır demektir. Hiçbir şey o dalgaların sesi kadar huzur vermez insana. Hiç görmediğiniz, sanal ortamlarda tanıştığınız arkadaşlarınız "Benden selam söyle Karadeniz e... Onu seyreleyerek benim için demli bir çay içer misin?" diye ricada bulunur. 

Benim gibi bir türlü gidemiyorsanız insanlardan... İnsanla çoğalıp, insanla yalnızlığı öğreniyorsanız ve en çok, insandan gitmek canınızı yakıyorsa... Arkadaşlarınız seçtiğiniz kardeşlerinizse... Özlemleriniz içinizde Ilgaz laşıyor demektir... 

Hep eksik uyanıyorsunuzdur bayram sabahlarına... 

Nereye gidersek gidelim bir yanımız bayram, bir yanımız gurbet. 
Ve kalp hep bir yerlerde kalıyor... Günlerden Bayram olsa da...                                              

Seyirciyiz Elhamdülillah!.. 

Seyirciyiz olana bitene... Bizi sadece ilgilenmemizi istedikleri şeyler ilgilendiriyor. 

Günlerdir, taraflı tarafsız futbolda şikeyle yatıp, şikeyle kalkıyoruz. Nerdeyse her gün şehit veriyoruz... Komutanlar topluca istifa ediyor... Ne ŞEHİTLER.. Ne Ergenekon ne de Silivri, tek derdimiz şike ve Metris... 

Döviz ve altın fiyatları uçmuş!.. Benzin fiyatları yine üç kuruş aşağı, sekiz kuruş yukarı çekilerek ayar yapılmış... 2001 de bir kilo fındığa bilmem kaç kilo un alınıyormuş ama şimdi bir kilo ete bilmem kaç kilo fındık alınıyor..? Sormuyoruz... Bilmiyoruz da... 

Çok mu duyarsızlaştık? Yoksa alışkanlıklarımız kangrene mi dönüşüyor biz farkedemeden? Kesseler bizi kanımız akmayacak nerdeyse!.. 

Seyrediyoruz... 

Nükleer santralleri... İzmir e kurulacak füze kalkanını ya da Trabzon a yapımı istenen Amerikan üssünü... 

Seyrediyoruz... 

Kocaman bir sinema salonunda toplanmış bütün millet tek şeye bakıyoruz, öylesine çabuk geçiyor ki; alt yazıları okuyamıyoruz. 

Her durum sıradan... Her şey normal... 

Seyrediyoruz... 

Başımızı otobüsün camına dayayıp, hızla akıp giden yolu seyreder gibi... Duraklarımız trafik işaretleri... Bugünlerdeki tek durağımız Somali. Bizler tek sms in nereye, kimlere gideceğini sorgularken ? bizlere inat, çocuklar sevgilerini kumbara yapıp gönderiyorlar!.. 

Sürüden ayrılmaya korkuyoruz. Ya o kocaman küreselleşen dünya sürüsünden son sürat uçuruma doğru giderken, ayrılışımız kurtuluşumuz olacaksa ? Bilmiyoruz! Biz yine de sürüden ayrılmayalım! 

11.01.2013 / Aktarım anında Bu Yazı 959 kez okundu


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 20.11.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık