Yazı Detayı
05 Mayıs 2019 - Pazar 19:28 Bu yazı 2389 kez okundu
 
MEYRO'NUN NARLARI VE KARAYILAN
MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY
mustafadiyardemirsoy@hotmail.com
 
 

Çocukluğumda tanıdığım Pira Meyro vardı. Torunun torununu görmüş, yaşamda uzun bir yol yürümüştü... Kimisine göre 125 kimisine göreyse 130 yaşındaydı, oysa o nazarımda bin yaşına yakın, bense altı yaşlarındaydım.

     Köyün dörtte biri neredeyse Pira Meyro nun çocukları, torunları ve torunların çocuklarından meydana gelirdi. O yine de, köyümüzün  tepelik olan orta yerinde kerpiç  damlı bir tek başına  çoğu  zaman yaşardı. Sanırım kendisine iyi gelirdi, yalnız bulunmak ve  kendi egemenliğinin  kraliçesi  olmak. Onun yaşadığı eve çinli  ev derdik. Biz çocuklar  belkide bundan dolayı  korluyla karışık  ona saygı  duyardık . Pira Meyronun geçinmek  için  çalışmaya  ihtiyacı  yoktu yinede köyün  yakınındaki  mezarlığın aşağısında bulunan pamuk tarlasina gider, diğer insanlarla birlikte ırgat olarak pamuk toplardı . Ben dedem ve ninem de aynı  tarlaya gider pamuk toplardık  dedem henüz tamamen kör olmamış azda olsa beyaz pamuğu görebiliyordu . En büyük kızı dedemin yaşıttı ve arkadaşı olan bu yaşlı çınarda artık benim toplama arkadaşımdı...

İşe geldiği her sabah bana çatlamış, taneleri kıp kırmızı kocaman Suruçun meşhur narlarından bir tane getirirdi. Ben de her ikindi eve gider o nardan birazını yer geri kalan taneleri çok sevdiğim güvercinlerime atardım . (Güvercinler kendileriyle paylaştığım nar tanelerini yiyorlar mıydı? o kısmı hatırlamıyorum)

    Çocukluk işte en çok hediye verenleri severdim galiba. Yaşlı akrabam Meyroyu bir de anlatığı gerçek mi değil mi bir türlü ayırdına varamadığım hikayelerinden dolayı da çok sevdim zamanla. Genç insanlar hatlarda önde pamuk toplarken dedem, ninem Pira Meyro ve ben arkalarda yavaş yavaş pamuk toplarken üçü kendi arlarında geçmişe dair durmadan kendi anılarını anlatırlardı.

(Tıpkı benim şimdi geçmişi anlatığım gibi, ben de yaşlandım galiba)

Sıcak güneşin altında da başka türlü çekilmezdi belkide ırgatlık. Pira Meyro en çokta bulunduğumuz yere yakın en az kendisi kadar yaşlı köy mezarlığına bakarak iç çekerek tekrarladığı bir laf vardı. '' Benim bütün arkadaşlarım burada yatmaktadırlar işte, en sona kalmak ödül mü, ceza mı anlamadım gitti.

Yine de şükür etmek iyidir'' derdi.

  Canımın sıkıldığını anladığında dikkat çekici hikayeler anlatırdı bana. Bu anlatıkları gerçek miydi, hayal miydi anlamazdım... Hala da anlamış değilim. Aklımdan kalanlardan bir tanesi de bugün bütün anlatım canlılığıyla hala belleğimde bulunduğu alanı korumaktadır.

   onun kendi anlatımına göre henüz  genç bir kız iken, zamanında hayvancılıkla uğraşırlarmış, bunun için her ilk bahar yaylalara çıkıp on sekiz direkli keçi kılından yapılmış siyah çadır kurarlarmış, bu kıl çadırın bir kısmında ev halkı bir kısmındaysa hayvanları yaşarmış. Çadırın arka kısmında revag diye tabir edilen üstüne yatak yorgan konulan yerin alt kısmında bir gün bir yılanın yavrularıyla kendine yuva yaptığını fark etmişler. bir gün yılan yokken bunlar küçük yavruları oradan alıp başka yere koymuşlar, yılan geriye döndüğünde yavruları göremeyince resmen deliye dönmüş, bunlarda tabi bulundukları yerden onu izlemişler.

Yılan en sonunda kıl çadırın orta yerinde buluna henüz beribanların sağdığı kazandaki taze sütün içine ağını koyarak zehrini akıtmış ve oradan ayrılmış.

Bunlarda o küçük yavruları hemen götürüp eski yerine bırakmış, az sonra kara yılan geri gelmiş ve yavruların orada olduğunu görmüş. sonra gidip süt kazanına girip kendini ıslatarak dışarı çıkıp yerdeki kuru toprağa kendini bulandırarak tekrardan sütte girip çıkmış. bu hareketleri bir kaç kere yaptıktan sonra sütün rengi iyice çamura dönmüş derdi. Anlatığı her hikayeden  sonunda işte böyle oldu der ve siyah, sık, uzun saçlarımı nine şefkatıyla okşardı.

    Bu gece bunları neden hatırladım bilmiyorum. Akşam mis sokağının oradaki barlarda insan kahkahaları ve müziğin sesinin yükseldiği bir ortamda tablasını iterek nar satan esmer adam mı anımsattı, ya sa İstiklal caddesinin kalabalığında her ün aynı yerde duran sevimsiz kestanecinin durduğu yere yakın ağa caminin duvarı dibinde oturmuş olan yaşlı teyze mi bir şeyler anımsattı bilmiyorum. Belki de sosyal mesafe olarak Taksime çok uzakta olan Tarlabaşındaki eski, Rumlardan kalma yaşadığım evde bir saatir izlediğim Son Vagon isimli kovboy filminde gördüğüm yılan mı hatırlattı bilmiyorum. Ha bu ara da filmde Komançiler ve Apaçiler savaşmakta tabiki gönlüm Apaçilerden yana.

       Pira Meyrodan öğrendiğime gelince, yılanların bile bazen kendi doğalarına ters davranarak başka bir canlıyı zehirlemekten vazgeçtiği bir yaşamda,  insanların gülümseyerek kendisine doğru gelen, değer veren, seven birinin yüzüne tüküre bileceğinin olmasıdır bazen...                                               

Mustafa Diyar Demirsoy

 
 
 
Etiketler: yazi
Yorumlar
Bizim Gazete
Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
81
0
6
6
25
37
2
Fenerbahçe
76
0
7
7
23
37
3
Galatasaray
75
0
8
6
23
37
4
Trabzonspor
64
0
7
13
17
37
5
Sivasspor
58
0
7
16
14
37
6
Alanyaspor
57
0
13
9
16
38
7
Hatayspor
57
0
12
9
16
37
8
Gaziantep FK
54
0
11
12
14
37
9
Göztepe
51
0
12
12
13
37
10
Fatih Karagümrük
51
0
12
12
13
37
11
Konyaspor
45
0
14
12
11
37
12
Çaykur Rizespor
45
0
14
12
11
37
13
Antalyaspor
43
0
13
16
9
38
14
Başakşehir FK
43
0
16
10
11
37
15
Yeni Malatyaspor
41
0
14
14
9
37
16
Kasımpaşa
40
0
17
10
10
37
17
Kayserispor
39
0
16
12
9
37
18
MKE Ankaragücü
38
0
19
8
10
37
19
BB Erzurumspor
37
0
19
10
9
38
20
Gençlerbirliği
35
0
20
8
9
37
21
Denizlispor
28
0
21
10
6
37
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı